Yeni Anayasa ve Türklük Tartışmaları
Bugün Türkiye’nin siyasî fırkaları (parti) ile ilgili tarafsız gözle bir değerlendirme yapılacak olsa, nasıl bir sonuç çıkacağı ayan beyan (apaçık) ortadadır. Şöyle ki, bir siyasî fırkamız sahil beldelerinde kadeh tokuşturup, sefa sürmekte… Bir siyasî fırkamız dağa çıkmış, eşkıyacılık oynamakta… Bir siyasî fırkamız İç Anadolu’ya kapanmış, âlem yapmakta… Ve bir siyasî fırkamız da iktidar olmanın verdiği sarhoşlukla, semah dönmekte… Bu ‘ahval ve şerait’ içinde yani hâlde ve şartlarda, millî meclisimizin çatısı altında birlik ve beraberlik nasıl sağlanabilir? Yahut sağlanır mı? Dahası yeni bir anayasa yazılır mı?
Muhalefetten kasıt nedir? Muhalefet demek, iktidara aday olmak demektir dostlar. Bu iddia ile meclisin kapısından girmelidir muhalifler. Bu da ancak projelerle, beyin fırtınaları ile olur. Aksi takdirde, bir zaman sonra “karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar” türküsünü söylemek zorunda kalır ki; bu acınası durum, muhaliflerin mensup olduğu siyasî fırkanın meclisin dönerli kapısında dönmeye başladığının, dolayısı ile de erime sürecine girdiğinin bir belirtisidir. Ha bu arada Osman Zeki Yüksel Bey’i, nam-ı diğer ‘Serdengeçti’ üstâdımızı da hürmetle yâd edelim dostlar. Zira ülkemizin siyasi fırkalarını (party), siyasetçilerini çok iyi tâhlil etmiş ve isabetli olduğu konusunda hiç şüphe duymadığımız “Döneklik meclisin kapısında başlıyor.” teşhisini ortaya koymuştur.
Sol’un proletarya masalı; İslâmcıların, soyu-sopu bir tarafa atan, hatta biraz da lâf ebeliğine (demagoji) kaçan “Müslüman’ız” kuruntusu vs. (ve sair) sürüyle olgu insanımızın dimağını (akıl) altüst etmiştir. Peki, ama hangi Müslüman? Sudanlı mı, Endonezyalı mı; Arap mı, Farisî mi? Yahut Amerikalı mı? Bu bağlamda azınlıktan (etnik) olma ve sair (diğer) dürtülerden yahut bilemediniz kıskançlıktan kaynaklanan birtakım kuruntularla, ‘Türk’ sözcüğünü mesele yapanların da artık akl-ı selim düşünmesinin zamanı gelmiş de geçmektedir. Zira ‘Türk’ sözcüğünün mesele yapılmasının mantıksızlığı ortadadır. Neden derseniz, ‘Osmanlı’ sözcüğünün yerine kullanılmış bir kavramdır da ondan. Muhtevası da (içerik) kültür birliği ve anayasal vatandaşlık ilkesine dayanır. Dil, din, ırk… gibi olgulara bakmadan, ‘millet’ olmayı esas alır. Bu milletin adı da ‘Türk Milleti’ olarak konmuştur. Yani ‘Osmanlı Milleti’ deyimi, yerini ‘Türk Milleti’ söylemine bırakmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi görüşü Yörük, Türkmen, Kürt, Çerkez, Tatar, Zaza, Terekeme, Abdal, Gürcü… gibi boy adlarını; Hanefî, Şafiî, Caferî, Mevlevî, Alevî, Bektaşî, Nakşibendî… gibi dinî oluşumları; işçi, köylü, memur… gibi toplumsal katmanları; dahası Rum, Ermeni yahut Hıristiyan, Yahudi gibi ırkî veya dinî nitelikli sınıflandırmaları yok saymamakla birlikte, bunları bir ebru ahengi ile kaynaştıran ‘millet’ kavramını temel almıştır. Ve bu temel, anayasa ve kanunlarla da güvence altına alınmıştır. Tabi bu arada bazı kanunlarımızın arızası, yanlışlığı, boşluğu… olabilir. Hâliyle “Beşer, şaşar.” sözü boşuna söylenmemiştir. Ki dışarıdan alındığı için millî bünyemize uymuyor da olabilir. Bu durumda yapılması gereken kırıp-dökmeden, eğip-bükmeden; en güzel yasaları, en güzel kanunları ortaya koyma çabasını, azmini, becerisini… göstermeye çalışmak olmalıdır.
İlerleyen günlerde yeni anayasa tartışmalarının, mülâhazalarının ayyuka çıkacağı malûmunuzdur sanırım. Bu zaman zarfında siyasî fırkalarımıza (party) hem büyük sorumluluk hem de büyük iş düşmektedir. Hâliyle muhalefet karakolundan, iktidar mahkemesine kadar kat’edilecek yol, geçirilecek süre iyi değerlendirilmeli; omurgalı bir siyaset icra edilmelidir. En önemlisi de, en kısa zamanda adam gibi bir anayasa hazırlanarak, bu büyük milletin hizmetine sunulmalıdır. Öyle kapısına büyük yazmakla ne binalar ne de içindekiler büyür cancağızlar. Büyüklük, millete hizmet etmekle ölçülür. Türkiye Büyük Millet Meclisine adım atan zevat (kişiler) Türkiye’mizin, Büyük Milletimizin meclisi olma iddiasını, kaygısını yüreklerinde taşımalıdırlar. Zira gönül rahatlığının yolu halka hizmetten geçer. Halkın razı olduğundan, Hakk Teâlâ da razı olur vesselâm.. Antalya–27.12.2009