Anasayfa / Seyahat / Türkiye-İran İlişkileri

Türkiye-İran İlişkileri

 

 

Türkiye-İran İlişkileri

Yavuz Sultan Selim Han’ın, İran’a yönelik güttüğü siyaseti bilmeyen yoktur. Doğu Anadolu yüzünden kopan fırtına, zamanla dini, ticari vs. bir sürü sorun olarak çetrefil bir hâl almıştır. Bu durumu o zamanın şartlarında incelemek, değerlendirmek gerekir tabi ki. İslam’ın sancağı için yapılan amansız bir yarış; amansız bir rekabet söz konusudur. Böyle bir ortamda Yavuz, İran’ı iktisadi yönden zayıflatmak için; bu ülke ile ipek ticaretini yasaklar. Çok geçmez, bir tüccar yasağı ihlâl eder. Ee tabi Yavuz’un hışmını çeker. Yavuz, zatın idamını ve devlet adına, mallarına el konulmasını buyruk verir. Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi, ticaret hukuku ve bireysel haklar konusundaki İslâmî içtihatları da delil gösterip, bu karara muhalefet eder. Sonuçta cezanın hükmü kaldırılır. Hatta Yavuz, Zembilli Ali Efendi’ye bir özür mektubu bile gönderir. Şimdi bu olayı niye anlattım? Âlemin liberali, serbest piyasa havarisi Amerika, kalkıp da Türk mallarına kota koyarken; İran’la ticaret anlaşması yaptın diyerek, Türkiye’ye baskı yapmaya çalışırken; bizim liberallerin dumura uğramış dimağlarının açılmasına dair içimde hâlâ bir umut kırıntısı taşıdığım için… Ne demişler, niyet hayır; akıbet hayır. O halde Batı ülkeleri için bir açık pazar olmaya ‘hayır’ diyelim cancağızlar. Hayırda, hayır vardır zira.

Son yıllarda Türkiye ile İran arasında gözlemlenen yakınlaşma her Müslüman gibi bizleri de memnun etmiştir. Niye derseniz, neredeyse dört asırdır savaşmayan; dinî, millî, insanî… birçok ortak noktası bulunan iki ülke halkının aynı duyguları paylaşması kadar doğal bir şey olamazdı elbette. Üstelik daha dün gibi bir tarihte boğaz boğaza geldiğimiz Yunanlılarla bile dost olmuşken; yarısı Türk, İran’la mı dost olmayacaktık? Ee efendim, onlar Şia; biz Sünni’yiz… Bizim Türk Alevilerimize ne diyeceksiniz? Ee efendim, biz Türk’üz… Elhamdülillah, Türklüğümüzle gurur duyuyoruz ama İran’daki yirmi iki milyon Güney Azerbaycan Türkü’nü; Horasan’daki üç-dört milyon Türkmen’i; bir o kadar Kürt’ü; dahası 1925 yılına kadar İran’a hâkim olan ve Anadolu’da hayli milliyetçi bir Türk devletinin kurulması üzerine İngiliz-Rus-Farisî işbirliği ile alelacele (çarçabuk) hâkimiyetlerine son verilen Kaçar Türkmenlerini… hangi kefeye koyacaksınız? Ha bu arada, Şiîliği, İran’ın resmi mezhebi yapanların da Safevîler yani bir başka Türk Devleti olduğunu hatırlatmamıza gerek yoktur sanırım.

Tarihi yanılgılarımız, daha doğrusu bize ezberlettirilen lâkırdılar aksini iddia etse de, Yavuz Selim ile Şah İsmail arasındaki mesele bir Sünnî-Şiî mücadelesi değildir cancağızlar. Niye derseniz, Osmanlı ordusunun çekirdeğini oluşturan Yeniçeriler Alevî-Bektaşî tarikatından iken ve Şah İsmail’in ordusunda da bir hayli Sünni komutan ve asker varken bu iddiayı dillendirmek en hafif söylemle hayâlperestlik olur. Yine Mısır dönüşünde Türkistan’a ve Hindistan’a sefer hazırlığı için oralara casuslar, haritacılar gönderen Yavuz Selim ile Türkçe şiirler yazıp söyleyen bir Şah İsmail söz konusu iken kan-gen zırvalıkları da beyhûde (boşuna) olacaktır, takdir edersiniz. Vel’hasıl-ı kelâm (sözün kısası) mesele sadece ve sadece ‘kırkpınar’lık bir meseledir ve gözü kara iki Türk’ün meydana çıkıp, kozlarını paylaşmasından ibarettir. Tıpkı Timur ile Yıldırım arasında geçen ve Türkistan ordusunun üstünlüğü ile sonuçlanan Ankara Savaşı’nda olduğu gibi… O halde, gülen tarafın Türkiye olduğu bir siyasî mücadeleyi tadında bırakıp; kini, nefreti bir kenara atmamızın zamanı gelmiş hatta geçmektedir dostlar. Zira iki ülkenin de yanında, yöresinde dolaşanlar -maalesef- komşunun tavukları değil; karşı dağın domuzları, tilkileri, sırtlanlarıdır. Üstelik de Yaban Hayatını Koruma Derneği ağılından kaçmış bu sürülerin, günün birinde bizim bahçeye dadanmayacağının garantisini Lozan bile veremezken!   Serik–14.01.2010

 

Aziz Dolu Atabey

azizdolu-atabey.blogcu.com

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!