Anasayfa / Sinema & Tv / Secularism.. Türkçe Anlatımla Dine Kayıtsızlık

Secularism.. Türkçe Anlatımla Dine Kayıtsızlık

Secularism.. Türkçe Anlatımla Dine Kayıtsızlık

Batılılara ait bir kavram olan secularism (dindışılık) kavramının ilk kez Fransa’da dillendirildiği söylenir. Batı aydınlanmasının (Rönesans), Kilise taassubunu ve papazların baskılarını bertaraf etmek için başvurduğu bir yoldur. Köken olarak, ta Eski Yunan’a kadar giden bir düşüncenin ürünü olduğu da birçok bilgin (âlim) tarafından ifâde edilir. Zira Eski Yunanlılar daha doğrusu filozoflar, Tanrı’nın insanoğlunu yarattığını ve dünyaya salıverdiğini, böylelikle yeryüzünün kendilerinin tasarrufunda olduğunu; buna karşılık da Tanrı’nın tahakkümüne kala kala gökyüzünün kalmış olacağını savunan bir yaklaşım içerisindedirler. Dahası bu gerekçelerden yola çıkarak vardıkları nokta da hayli ilginçtir. Tanrı’nın yeryüzündeki yaşantılarına karışamayacağını ileri sürerek aşk-meşk, sanat, ticaret… diye giden hayatın her alanında sınırsız bir özgürlüğü kendilerine hak görürler. Gelinen noktada, Eski Yunanlıların, dine kayıtsızları (Secularist); bunların da, günümüz Liberallerini (Özgürlükçüler) ve Laiklerini etkilediğini söyleyebiliriz. Tabi bu arada kahvehane erbabının bile Liberal olduğu bir ortamda, kavramın anlamını kaç yurttaşımız biliyor, o da bir başka mevzudur. Haddizatında Türkiye’nin temel sorunlarından birisinin de bu kavram kargaşası olduğu açıktır canlar.

Din merkezli bir sınıflama yapacak olursak, Türkiye’de yaşayan insanları üç sınıfa ayırmamız gerekir: Dindarlar, dine lâkayt (kayıtsız) kalanlar ve dinsizler… Aslında ülkemiz söz konusu olunca dinsizlerin de pek öyle kale alınacak kadar çok olduğu söylenemez. Başı sıkışınca Allah’a sığınılan bir dinsizlik, dinsizlik değil; olsa olsa gaflet uykusuna yatmışlıktır. Dine kayıtsız kalanlara (secularistler) ve laiklere gelince, bunlar da insan olduklarını unutarak; kendilerinin ruhsuz, vicdansız vs. bir varlık olduklarını sanırlar. Dindarlara, yani din taraftarlarına gelince; bu zümrenin neredeyse tamamına yakınının ‘Müslüman ana-babadan doğmak’ gibi, altın tepside sunulmuş bir İslâm’la şereflenmişliği yaşadıkları da ortadadır.

‘Türkiye’nin en dindar takımı hangisidir?’ diye bir soru yöneltilse, bir oyuncusu kutlu doğum haftasına atıf yaptı diye Galatasaray mı dersiniz; yoksa simgesi minare olan tek takımımızı, Antalyaspor’u mu gösterirsiniz? Şimdi bu sorunun saçmalığı ve buna verilecek cevapların da abesle iştigâlliğinin su götürmediği malûmunuzdur sanırım. Peki, ama devleti de aynı kefeye koymak, devletin bir dininin olamayacağını düşünmek çok mu zordur? İllâ ki devletin dini olmalı diyorsanız, o zaman da büyük bir çelişkiyle karşı karşıyasınız demektir. Üstelik İran gibi, ‘din devleti’ yaftası taşıyan bir ülkede ‘Cuma namazı’ kılanların; kimilerinin ‘dinsiz’ diye tarif ettiği Türkiye Cumhuriyeti Devletinde ‘Cuma’ya gidenlerden çok daha az olması da göstermektedir ki devletin değil; ancak ve ancak insanların dini mensubiyetleri (bağlılık) söz konusu olabilir. Üstelik Gazi Mustafa Kemal’in de buyurduğu gibi “Dinsiz bir milletin devamına imkân yoktur.” O Gazi ki 1926 yılında Selefîlerin, Peygamberimizin mezarını yıkmaya kalkmaları üzerine zamanın Suudî Kralına hitaben “Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim.” gibi sert ifâdeler taşıyan bir telgraf göndererek, meseleyi kökünden halletmişti. Ha bu arada, sözünü ettiğimiz belgenin varlığı Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş Bey’in şahitliği ile de sabittir cancağızlar. Ne diyelim parayla, imanın kimde olduğu bilinmezmiş. Sanırım bu sözü de ilk defa ‘Son Peygamber’ söylemişti. Yani bizim Peygamberimiz!

İslâmî edebiyatta (literatür) din karşıtlığının karşılığı ‘kâfir’ sözcüğü ile anlatılır. Bu durumda olan insanlar ‘küfür ehli’ olarak tanımlanır. Dine kayıtsız olanlara gelince, bunlar da ‘gafil’ olarak adlandırılırlar. Kuran’a göre, bunlar da ‘gaflet ehli’dirler. Hatta böylelerinin durumunun daha iyi anlaşılabilmesi için, ‘gaflet uykusu’ gibi harikulâde benzetmelere de yer verilmiştir.

Kalemle halvetimizin sonunda ateizmin, darvinizmin, komünizmin ikliminde yetişmesine rağmen akıl ve ruh sağlığını kaybetmemiş bir üstada, Lev Nikolayeviç Tolstoy’a kulak verelim canlar. Bakın ne diyor üstad: “Muhammed her zaman Evangelizm'in (Hıristiyanların) üstüne çıkıyor. O, insanı Allah saymıyor ve kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah'tan başka ilâhı yoktur ve Muhammed onun peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur.” Ee boşuna dememişler aklın yolu birdir diye… Serik/Sarıabalı–18.11.2010 Perş.

 

Aziz Dolu Atabey

azizdolu-atabey.blogcu.com 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!