Toplumda Kadın.. Bir Garip Lâtif Cins

2014-06-14 12:11:00

  Ruh ve beden ikizi diyorlar hani. Beden ikizini bulmak kolay... Sokağa çıksanız üç beş adımda bir, bir beden ikizinize rastlarsınız. Asıl mesele ruh ikizini bulmakta. Bu noktada, işin nasip boyutu ağır basmaktadır hâliyle.   Kadın dediğin çınar gibi olmalı. Yeri, göğü doldurmalı. Yoksa baldırı çıplak palmiye neye yarar ki. Kültürümüzün şanssızlığı İran, Arap ve Rum üçgeninde sıkışıp kalmasıdır bize göre. Üç kültürde de kadın bir metâdır. Erkek egemen bir toplum yapısı vardır. Oysa biz Yörüğüz. Cariyelik, geyşalık yoktur bizim kültürümüzde. Kültürün tâ orta yerinde bir anıt gibi dimdik durur kadın.   “Senin okuduğun kitapların yazarı benim oğlum. Şeytanı okutan benim. Bana yediremezsin.” diyen bir kadın, erkeğe meydan okuyordur. Ama bu meydan okumada bile bir yenilgi, bir çâresizlik vardır. Eti senin, kemiği benim düstûru ile baba ocağından çıkan; evdeki hesap çarşıya uymayınca da çâresizlikten dört dönen kadınlar… Kimi iklimlerde, bir yatağa üçü, beşi birden doldurulan kadınlar. Kadınlarımız.   Ama Türkistan öyle mi ya? Erkeğin sol yanının hânı olmuştur hep. Tahtın sol yanında hep bir kadın oturmuştur. Devletin yarısıdır kadın. Sonradan, İran, Rum ve Arap kültürlerinin de etkisiyle ‘ben bilmem beyim bilir’ demeye başlanmış ve bu hâl zamanla Abdurrahim Karakoç üstâdımızın bir şiirinde de ifade ettiği gibi “Ben bilmem beyim, büyükler bilir.” mankurtluğuna kadar varmıştır.   Şu Adam Smith, kapitalizmin kuramını yazarken sanırım Türk kadınlarından ilhâm almış...........   Ağdalı dili ile, Türkçeye epeyce bir ezâ &c... Devamı

Suriye’de Türkmen Varlığı

2014-06-13 02:32:00

    Suriye’de deyim yerindeyse kan gövdeyi götürüyor. Humus, Halep gibi Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı şehirlerde, şehirlerimizde ölüm-kalım mücadelesi veriyor insanlar. Ve Suriye, dünkü vilayetimiz muştulu yarınlara erişmek için varını yoğunu ortaya koyuyor.   Irak ve Lübnan’da olduğu gibi Suriye’de de "Türkmen" olarak adlandırılan Türk toplulukları başta Halep olmak üzere; Rakka, Lazkiye, Hama, Humus, Şam Telkele, Kunteyra, Dera, Golan gibi şehirlerde yaşamaktadırlar. Türkler, bu topraklara Fırat ve Dicle nehirlerini takip ederek 7. ve 8. yüzyıllardan itibaren yerleşmeye başlamışlardır. Ardı ardına gelen hanedanlıklarının Ortadoğu’daki Türk hâkimiyetini kalıcı hâle getirmeleri sonucunda gönüllü yahut zorunlu iskân politikaları yoluyla Kerkük dolaylarından ve Anadolu’dan da yoğun miktarda Yörük-Türkmen göçleri olmuştur. Misâl Osmanlılar döneminde Batı Anadolu Yörük-Türkmenlerinin zorunlu iskân bölgeleri Balkanlar ve Kıbrıs'la birlikte Suriye'nin Rakka vb. şehirleri olmuştur.   Türkler 9. ve 11. yüzyıldan itibaren bölgede yerleşik olarak yaşayan bir nüfus yoğunluğuna sahiptirler. Suriye Türkleri, ilk devirlerde göçebe olarak hayatlarını sürdürmüşlerse de sonradan yerleşik düzene geçerek, köklü bir kültürel zenginlik oluşturmuşlardır. 1071 Malazgirt savaşından sonra aşağı ve yukarı Fırat boylarında, Saltuklular, Mengücekliler, Danişmentliler, Yınaloğulları, Artuklular, Atabeylikler gibi Türk Beylikleri bu topraklarda yani Ortadoğu’da kurulmuştur. Selçuklular, Eyyubîler, Memluklar ve Osmanlılar Suriye'de hâkimiyet kuran Türk devletleridir. Anadolu Sel&cce... Devamı

Sözde Müslümanlar

2014-06-13 02:30:00

  Peyami Safa Bey, hanedanlıktan-cumhuriyete uzanan bir geçiş döneminde yaşamış ve eserlerini bu süreçte vermiş edebiyatçımızdandır. Harikulâde eserlerinden biri de ‘Sözde Kızlar’ romanıdır. Sözde kalma olgusunu, bayağılığını öyle güzel anlatır ki; hayran kalırsınız. Üstâdın ünlü eserinden hareketle, Müslümanlığı ‘sözde’ kalan insanlara istihza ile karışık bir tebessüm ve hatta acıma hissiyle nazar eylemekten kendimizi alamıyoruz canlar. Kul hakkı yiyen; aksıran, tıksıran, hırlayan ve gürleyen onca zevatı gördükçe kul hakkından ve haramdan Allah’a sığınıyoruz. Allah-u azim!..   “Bir tarafta ‘ben’le başlayan bencillik; diğer tarafta güven bunalımından kaynaklanan güvensizlik (şüphecilik)… Toplumsal mizanın bozulması; ifrat ve tefrit hâli…” demişiz, tasavvufa dair bir hasbıhâlimizde. Aynı sözlerin genel geçer kural olması hasebiyle terennümünde bir beis görmüyoruz. Ve de kul hakkı düsturunu eklemekle yetiniyoruz.   Müslüman’ın, eninde sonunda görmesi gereken bir ahiret hesabının olduğu ve bu hesap gününün de adım adım yaklaştığı malûm iken cemiyeti oluşturan fertlerin yozlaşmasına, soysuzlaşmasına ne demeli? Allah’ın halifesi olan, Allah adına iş gören Müslüman’ın bu vazifesini unutması ve Allah adına aldatması önce kendisinin, sonra da insanlığın mahvına sebep olabilir. Bu mahvoluş nasıl cereyan edebilir? Vahyin kılavuzluğunda yol alması gereken akıl, kalp velhâsıl ruh ‘ben’ci ve ‘şüphe’ci ara sokaklara dalarsa… Dîne bidat ve hurafe sokarsa… Öze değil de, şekilciliğe saplanıp kalırsa…   “Aldatıcılar sizi sakın Allah ile alda... Devamı

Sağ – Sol Lâkırdısı

2014-06-13 12:43:00

  Bu güzel ülkenin halkı nasırdan çekmemiştir sağ-sol münasebetinden daha doğrusu münasebetsizliğinden çektiğini. Dağda, bayırda; çarşıda, pazarda; bakkalda, manavda; kahvehane köşelerinde en çok bahsi geçen mevzu bu sağ-sol meselesine dair uydurulan lâf ebelikleridir.   Bu ülkede Batı’da olduğu gibi soylular, rahipler, burjuva, işçi sınıfı vs. sınıflar yoktur. Haliyle gerçek mânâda bir sağ-sol ayrışması bile yoktur. Olan, sadece kötü bir kopyacılıktan ibarettir. Dahası sağ-sol kavramının Batı’da nasıl çıktığına bakacak olursanız, uğrunda çileler çekip, diyetler ödediğiniz bu kavramların ne kadar gülünç olduğunu da anlarsınız. Haddizatında Cemil Meriç’in de dediği gibi izm’ler insan aklının, zekâsının, başına geçirilmiş birer deli gömleğidir.   Türk Solu’nun tarihî hatası Marks’ı, Hz. Muhammed’in (sav) ; Kapital’i, Kur’an-ı Kerim’in yerine koymak olmuştur. Böyle olunca da halk, sol’u deli yerine koymuştur haklı olarak. Öyle ya, “Din, afyondur” diyen birtakım divanedir Sol adına ortalıkta arz-ı endam eyleyenler. Öyle ya, din afyonsa; dine inananlar ne oluyor? Müslüman Türk hepten “afyonkeş” olmuyor mu sonuçta?  İşte sol’un bilinçaltındaki Türk imajı!..   Tarih boyunca Batı’nın tek bir ideolojisi olmuştur: Emperyalizm! Bu ideoloji için, başta dinî ve insanî değerler olmak üzere; doğayı bile feda etmekten çekinmemişlerdir. Bilimi de, akıl sermayesini de bu uğurda harcamışlardır. Emperyalizmin en temel değeri rant ekonomisidir dersek, yanlış olmaz sanırım.   Aziz Dolu Atabey Serik-25 Ağustos 2008 Ptesi   https://twitter.com/... Devamı

Osmanlı ve Kuzey Afrika

2014-06-13 02:12:00

  Trablusgarp’a başlarında Albay Enver Bey (paşa) olmak üzere Binbaşı Fethi (Okyar) Yüzbaşı Mustafa Kemal (Atatürk), efsane istihbaratçılarımızdan Eşref Sencer (Kuşçubaşı) Bey olmak üzere toplam onbir Osmanlı subayı gitmiştir. Kuzey Afrika milli kurtuluş hareketlerinin çekirdeğini bu bir avuç gözü pek Türk subayı atmıştır.   Baştakilerde Abdülhamit Han feraseti ve Yavuz Selim Han cesareti vardır inşallah..   Batı’nın güvensizliği refah gücünün sona ereceği endişesi; Kavimler göçü kâbusu, Haçlı savaşları hezimeti, ahlâkî perişanlık, ABD’nin çözülme süreci… diye giden bir dizi serencâma dayanmaktadır. Haliyle batmakta olan bir Batı medeniyeti yükselmeye başlamış bir Türkiye’yi ve onunla birlikte yükselecek olan Doğu’yu içine sindirebilir mi? Mümkün değil. O halde Türkiye’nin önü kesilmelidir. Avrupa’da, Afrika’da, en önemlisi de Türkistan’da!..   Serik-11.08.2013 Pazar Aziz Dolu Atabey https://twitter.com/azizdolu   Devamı

Osmanlı Demokrasisi

2014-06-13 02:18:00

  Batı mamulü bir olgu, bir kavram olarak gören genel kanaatin aksine biz demokrasiyi ilk insandan günümüze kadar gelen ve özü itibarıyla temeli cüzi iradeye dayanan ilâhî nitelikli mizandan, nizamdan izler taşıyan bir değer olarak kabul ediyoruz.   Demokrasi, çoğunluk demek; iyi, güzel, hoş da… Azınlıkları kim koruyacak bu düzende? İslâmî demokrasi!.. Olmaz mı? Bal gibi de olur. Yaradılanı, Yaradan’dan ötürü seven; kişinin rengine, diline, dinine bakmayan bir huzur ve barış ortamı…  Yalnız demokrasiyi dinlere, ideolojilere göre tasnif etmek de ne kadar doğrudur? Orası da ayrı bir muammadır takdir edersiniz.   Hürriyet demek, adalet demektir; adalet ise İslâm’ın temelidir. Kemiyetle, keyfiyeti karıştırmamak lâzımdır. Anıtları, kuleleri birer peygamber, birer tanrı edinen Batı medeniyeti ve onun sefil insanlarını kılavuz kabul eden bir anlayış demokrasiyi tesis edebilir mi? Tartışılır… Hele de ilk çağların Roma ve Yunan medeniyetlerini kaynak kabul eden anlayışın gülünçlüğü ortada iken… “Nerede çokluk, orada bokluk” diyen Homeros da antik Yunan’dı malum. Atın ağzına bakmayı akıl edemeyip; 12 dişi var diyen Aristo gibi antika adamlar da zaten hep Yunan’dan çıkmıştı.   Bizim Tanzimatçılar, taksimatçılar vs. yanlış bir vehimle teknolojiyi medeniyet olarak algılamış, ille de Batı medeniyeti diye tutturmuşlardır. Bir buharlı makine, bir tayyare (uçak), bir mitralyöz âli medeniyettir zâdeler için. Hem de düvel-i muazzama denilerek, önünde secdeye varılacak bir medeniyet! Büyük mütefekkirlerimizden Cemil Meriç Bey’in tabiriyle bir kısım Türk aydınının Batı karşısında takındığı bu gülünç... Devamı

Ortadoğu Şeytan Üçgeni

2014-06-13 02:29:00

  Ortadoğu coğrafyasına uzun yıllardır bir karabasan gibi çöken kargaşa ve huzursuzluk, hasbelkader bu coğrafyada hayatlarını sürdüren, hayatlarını idame ettiren insanlara gün yüzü göstermemektedir. Çağdaş yönetim anlayışından uzak hatta çağdışı idarelerin taassubu, tahakkümü günden güne bölge insanını sıkboğaz etmiş ve bir noktadan sonra insanlar özellikle de gençler patlama noktasına gelmiştir. Arap gururunu rencide eden İsrail faktörü de cabası… Arap Baharı dedikleri olayların çıkış noktası, Araplar açısından nahoş kabul edilebilecek bu tür olayların birikip bir nevi sorunlar yumağı haline gelmesidir. Mısır, İran, Endonezya, Brezilya, Güney Afrika, Hindistan, Pakistan, Polonya, Romanya… diye sayabileceğimiz; eksen ülkeler olarak adlandırılan ülkelere bir bakın. Ne ölmelerine, ne de olmalarına izin verildiğini; daima denetim, gözetim altında tutulduklarını görürsünüz. Bizim ülkemiz de benzer bir tavrın muhatabı olarak, -Hanedanlık ve Cumhuriyet dönemleri birbirinin devamı olarak kabul edilirse- Tanzimat’lı yıllardan bu yana çeşitli engellemelerle karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye, 1940’lı yıllardan bu yana emperyalizmin mi yoksa demokrasinin mi ileri karakolu olacağına bir türlü karar verememiştir dense yeridir aslında. Serik-27.09.2013 Cuma Aziz Dolu Atabey https://twitter.com/azizdolu  ... Devamı

Mehter Yürüyüşü

2014-06-13 02:09:00

  “Hayat nasıl gidiyor” diye soranlara “mehter marşı gibi” derim. Yolda, sokakta; çarşıda, pazarda… İki ileri; bir sağ, bir sol.. Zira sağı, solu kollamak da gerekir hedefe varmak için. Atalarımız bu hasleti ne de güzel icra etmiştir. Lenin safsalağının peşine takılıp giden Ruslara acıyası gelir insanın. Yoldaş Lenin demiş ya hani Komünizm nasıl başarıya ulaşacak, diye soranlara: Bir ileri, iki geri! İki geri diye diye çakılıp kalmıştır Rus toplumu. Bizim cenahta ruhî arızalar pek vuku bulmamıştır. Bizim dedeler akıllı adamlardır zira. İki adımda bir, sağı-solu kollama gereğini; gerekliliğini düşünmüşlerdir. Ee akıllı adamlardır ne de olsa..   Büyük millet olmak, cihan devleti kurmak öyle her babayiğidin harcı değildir canlar. Hele de soyu-sopu iki bilemedin üç asrı bulmayan çapsızların hiç değildir. Öyle elli-yüz yıl caka satıp, tafra yapmakla büyük millet, güçlü devlet velhâsıl köklü kültür ve medeniyet olamazsınız. Dün, Rusların yaşadığı hayâl kırıklığı; yarın, Amerikalıların yaşayacağı düş kırıklığı da gösteriyor ve gösterecektir ki -üstâd Necip Fazıl’ın da tabiriyle- Allahın seçtiği kurtulmuş millet olmak zordur, zor.   Avrupa Birliği’ne girecekmişiz. Avrupa Birliğinin kapıları Müslüman Türk’e de açıkmış. Peki ama Batı’nın hangi kapısı? Avrupa nedir? Daha da önemlisi ne değildir? Velhasıl Sokrat’ın bile savunması biter ama Batı’nın suçlamalarına karşı Müslüman Türk’ün savunması bitmez cancağızlar.   Serik–10.03.2012 Ctesi Aziz Dolu Atabey https://twitter.com/azizdolu... Devamı

Demokrasinin Açmazları -Medya, Siyaset, Ticaret İttifakı

2014-06-13 02:07:00

  Çağdaş köleler: delegeler, seçmenler, taraftar grupları… Temsil gaspından öteye geçmeyen seçimler meşruluk sorununu ortadan kaldıramıyor. Halk “Benim milletvekilim” diyemiyor. “Onayladığım milletvekili” diyor. Dayatılan milletvekili… Milletvekili ya da fırkalar (party) sahibinin sesi olmalıdır. Yani halkın!.. Anadolu’da yerinde iş, aş; böylece toplumsal barış   Hukuk, hakların sicilidir. Demokrasi ise söz konusu olan bu hakların pazarlık alanıdır bir yerde. Son tahlilde, devlet, bu ikili yapının güvencesidir. Devlet bu yapının sağlıklı işlemesinden mesûldür. Ama yetişmiş, eğitimli birey sayısının oranındaki düşüklük bu mesuliyete halel getirebilmektedir. Cumhuriyetimizin imkânsızlaşması söz konusu olabilmektedir. Halk yönetiminden, halkın yönetilmesine doğru giden bir sapma… Mustafa Çalık’ın tabiriyle “Hayal kırıklıkları iktidarından, hayal gücünün iktidarına” giden yolda arızalar, sapmalar olacaktır şüphesiz. Ama bu, nihai hedefe kilitlenmiş bir emelden, ülküden bizleri alıkoymamalıdır.   Cumhuriyetin ilk yılları Türkleşmek, Batılılaşmak (Çağdaşlaşmak) ve anti Osmanlıcılık.. Redd-i miras bir yerde. Ama Osmanlı’dan alınan düzinelerce uygulama, bu redd-i mirasın şekilden ibaret olduğu gerçeğini örtmez. Öyle ya Osmanlı’dan kalma borçları kabul eden bir kafa, Osmanlı’yı nasıl reddedebilir ki? Patolojik bir durum yahut kasıt yoksa tabi?   “Şeyh uçmaz, müritleri uçurur” mantığı “Medya, bilmez; uydurur” mantığı Ne kadar da birbirine benziyor değil mi?   Basın özgürlüğü ama ya medyanın kirli çamaşırları? Yozlaşmanın da yozlaşması… Edep Yâ Hû! &n... Devamı

Kültür ve Mezheplere Karşı Aydınların Takındığı Tavır

2014-06-13 02:05:00

  Kültür, uğrunda ölmek için midir? Yoksa bağrında yaşamak için mi?   Köylülük ile şehirliliği birleştiren ortak payda din midir? Şehirlerde yaygınlaşan Hanefîlik, kırsala yayılmış Câferîlik (Alevîlik), Şafiîlik… İslâm medeniyeti bir şehir medeniyetidir. Ve Hanefilik, hâkim mezhep… İstanbul, bir Osmanlı tezi! Haddizatında diğer mezhepler kelâm’ın ağırlığını, tasavvufla yumuşatmış olan Hanefilikte fenafil-mezhep olmuştur desek yeridir. Şehirli nüfus yayıldıkça, Hanefi kültür de yayılacaktır haliyle.   Köy ve şehir yaşantısı ayrı bir âlemdir. Hele bir çam mevzuu vardır ki sormayın. Kimi çam devirir, kimi kadeh… Şehirli kızlar, Yeşilçam hayaliyle yaşar; köylü kızlar yeşil çam havasıyla… Köy kızları, ruhsal ve bedensel zindeliklerini biraz da bu yeşil çam havasına borçludurlar. Yalnız Yeşilçam takıntısı da yüzde yüz şehir demek değildir. Bir şehri, o şehrin tenha bir yerindeki izbe virânelerden hareketle değerlendirmek akla mantığa sığmaz.   Kutadgu Bilig’de “İnsan, gönlünü çıkartıp avucuna koyarak, başkaları önünde mahcup olmadan dolaşabilmelidir.” der. Bu söze mânâ derinliği katacak bir başka söz de Peygamberimize aittir. “Ey Muvaffak oğlu, sevdiğinden başkasını evine alır mısın? Allah’ı sevmenin belirtisi, Allah’a itaati sevmektir.” diyen Hakk’ın sevgilisine hak vermemek elde mi?   Aydın ile ârif arasında bir bînamaz münevver taifesi ile baş başa kalan halkı neyle suçlayabilirsiniz ki? ‘Din’ dese, medeniyet gemisinden atılacak; ‘medeniyet’ dese, imanından olacak. Cumhuriyetçi miyiz, Osmanlıcı yahut Osmanlı mı? Ya da... Devamı

Köy Enstitüleri Kavgası

2014-06-13 02:04:00

  Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940’da resmî olarak kurulmuştur.   Başlangıçta iyi niyetlerle, büyük umutlarla açılan ama zamanla kuruluş amacından saparak, Devlet-i Âli Osmanî’nin yetimi genç çınarın bünyesini saran ağdala yuvalarına dönüşmüş olan; Komünizm propagandası yapılan, millî-manevî değerleri hor gören gençler yetiştiren Köy Enstitüleri kapatılmıştır. Toplumsal bünyede oluşan tahribatı gidermek için de İmam-Hatip Okulları açılmıştır. Millî ve manevî değerleri canlandırmak, öze dönmek… Sağ’ın jargonudur bu!..   Sol’a göre ise sınıfsız bir toplum; halkçı, demokratik bir eğitim… Ülkenin geri kalmışlığına çareler arayan, -Sovyet sistemindeki kolhozlardan hareketle- bu çareyi de bulan… Ülke nüfusunun %80’ini oluşturan köy insanının üretime katkı sağlamasının yolunu açan vs. diye giden methiyeler...   Genç öğretmenlerin ağaların, şeyhlerin çıkarlarına zarar veren yeni bir düzeni, cumhuriyet ve demokrasi düzenini yaymaları ister istemez çatışmaları da beraberinde getirmiştir. Yine laik eğitimin, daha doğrusu dinî eğitim ve şuurdan yoksun öğretmenlerin Avrupaî yaşantıları, alenen içki içmeleri; bazı okullarda gerçekten de Komünist propaganda yapılması vs. bu eğitim kurumlarının Komünist yuvası, fuhuş yuvası gibi ithamlara maruz kalmalarına yol açmıştır.   Batıdaki derebeylerine benzer bir ayanlık (eşraf) olgusu da bu meseledeki temel etkenlerden biri olarak kabul edilebilir. Şöyle ki öğretmen köye gelince eşrafın (ağa, muhtar vs.) sofrasında yeri hazırdır. Bu yerel figürler devleti temsil eden, etmesi gereken zevatla ilişkiler... Devamı

İslâm ve Bilim

2014-06-13 02:02:00

  İnsan tarihî bir varlıktır. İnsan ahlâkî bir varlıktır. Ve de insan sanatkâr bir varlıktır. İlâhî dinlerin temelinde insan vardır. Aslında bu tâbir de yanlıştır.  Zira Hz. Âdem’le (a.s) başlayıp, Hz. Muhammed’le (s.a.v) kemâle eren bir tek ilâhî din vardır.   Din ve bilim bir elmanın iki yarısıdır. Bu ikisi at başı gitmezse bir çatışmanın çıkması muhtemeldir. Din ve bilim yani inançla düşünce yani kalp ve akıl birbirini tamamlamalıdır.   Bilimi zulümleştiren Batılılar, bilimi ve bilim insanını manevî yönden yok etmişlerdir. Bilim insanlarını ruhsuz, vicdansız birer canavara dönüştürmüşlerdir. Kıt akıllılar gürûhu… Niye, kıt? Çünkü ilim Allah’tandır ve Allah’ın ilminin sınırı yoktur da ondan! Serik-1-31 Temmuz 2008   Bizim üniversitelerimiz bilim üretmek yerine, militan yetiştirmeyi maharet sanmıştır yıllar yılı. Hatta mülkün hâkimi olan devlet bile zaman zaman topla-tüfekle girebilmiştir kapılarından. Dahası kapılarından çıkan arızalı dimağların da ne devlete, ne de millete bir hayrı dokunmuştur. Onca emek, onca zaman harcanmış; onca nesil kaybedilmiştir.   Bilim, Müslüman’ın kayıp hazinesidir ya da arka bahçesi… İşlenmeyi bekleyen bir cevherdir. Zira tohum vardır; gübre, ilâç, su vardır… Sadece emek lâzımdır. Dahası fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillere ihtiyaç vardır.   Aziz Dolu Atabey 20.10.2012 ctesi https://twitter.com/azizdolu    ... Devamı

İnadına İnanmak

2014-06-13 02:16:00

  Karlı dağlara gün doğdu, desem. Körün istediği bi’ göz, Allah vermiş iki göz desem. Allah, desem. Ben Beşiktaşlıyım. Kara kartal yani. Ve Avşar’ım. Simgemiz tavşancıl kuşu.. Enginliğe, göğe; özgürlüğe tutkumuz ondandır belki.   İran diye adlanan ülke 800’lü yıllardan 1926’ya kadar Türk devleti idi. Gene Türk devleti olacak. Farisi puştlarının babalarının malı mı İran? İran’mış!. Ne İran’ı yahu? Sevmişiz İran’ı.. Batısı, Güney Azerbaycan; doğusu Horasan yani Batı Türkmenistan.. Güneyi, Japon otomotiv devi Nissan’a bile esin kaynağı olmuş Kaşgay Türkleri; Güneybatısı, yine kardeşlerimiz olan Kurmançlar.. Hazar kıyıları zaten Türk.. Başkentinin bile dörtte üçü Türkçe konuşan bir devlettir söz konusu olan. Akhunlar, Gazneliler, Selçuklular, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Avşarlar, Kaçarlar hep orada kuruldu, yaşadı. Pehleviler İngiliz’in, Rus’un apış arası kenesi gibi çıktılar dondan. Mollalar da Fransa’nın filân işte.   Biz AKP, CHP, MHP muhabbetini sevmeyiz. Türk Ocaklıyız. Siyasetle işimiz olmaz. Gayemiz de, kaygımız da Büyük Türkiye’dir. Kosova’dan Urumçi’ye kadar Türk devleti, Türk hükümeti hüküm sürsün.. Resmi dil Türkçe olsun.. Milli marşta, Babek kalesi de olsun.. Kitaplarda, Haydar Baba’nın şiirlerini okusun çocuklar. Hep bunları ister, bunların hayaliyle yaşarız.   İran’da, asimile olmasa da sömürge aydını mantığına bürünmüş Türkler de vardır elbette. Bizim Amerikancı, Avrupacı aydınlar gibi!  Lise yıllarımızda, Kuzey Azerbaycan için para toplamıştık. Öğle yemeğinden kısar, otobüse binmez o... Devamı

Helâl - Haram Mevzusu

2014-06-13 01:50:00

  Günümüzün cemiyet hayatına şöyle bir baktığımızda bidat bulutlarının İslâm güneşini örtmüş olduğunu görürüz. İslâm nurundan mahrum kalmış insanlık biraz loş, biraz boş bir hayata hapsolmuş durumdadır. Peki, ama huzur biraz da yaşamanın anlam kazanması değil midir zaten? Dahası huzurun, asayişin kaynağı yani hayatın anlamı Kur’an ve sünnet değil midir?   Cemiyet hayatını iktisattan ayrı düşünmek mümkün değildir. Hatta cemiyet hayatının iktisatla başladığı bile söylenebilir. İslamî söylemle ifade edilecek olursa, rızık ibadetten bile önce gelir. Bu bağlamda meseleyle alâkalı olarak dünya görüşlerinin de irdelenmesi gerekmektedir. Misal “bırakın, yapsınlar; bırakın, geçsinler” diyen Batı’nın iktisat görüşünün nerelere geldiği, nelere mal’olduğu ortadadır. İnsanı; insanın şerefini, haysiyetini, inancını bile meta kabul eden bir anlayışın hoş görülmemesi gerekir haliyle. İnsan ırkını yabani hayatla açıklamaya çalışan, toplumsal düzeni kurarken karınca yuvasından yahut da arı kovanından medet uman Kuzey’in iktisadî düzeninin de kâle alınacak bir yanının olmadığı malûmunuzdur. Zira “yaşasın, ölmüş olan komünizm” nidaları da artık günümüzde sulu şakalar sınıfında değerlendirilmektedir.    Helâlde rahmet, haramda zahmet vardır. Şefaat merciinde ise fakih Ahmed… Evvela bu hususun, amellerin ve niyetlerin ‘bismillah’ basamağına nakşedilmesi gerekir canlar. Ee hâliyle buna bir de kul hakkına riayeti eklerseniz, işlerin yarı yarıya hallolacağı muhakkaktır. Yok, aksi istikametler söz konusu olduğunda ise olacakları varın siz tahmin edin artık.   Misal bir zina meselesi? Kur’an “Zinaya yakla... Devamı

Hayatın Boşlukları

2014-06-13 01:47:00

  “Hayatım bomboş, kendimi yalnız hissediyorum” gibi lâfları duymuşsunuzdur. Bu muhabbete okumuş kesimde daha sık rastlanır hatta. Üniversite yıllarında lidersin, faalsin. İdealler, büyük inançlar... Sonra okul biter. Ve boşluk!..   Evlilik, üç beş gün balayı, cinsellik filân... Sonra hayal kırıklığı... Sıkılırsın. Bir şeyler eksik demeye başlarsın.   Yapmak isteyip yapamamak.. Gökkuşağının altından geçememek.. Bir taraftan da devlet var karşında. inancın duvar gibi..   Ama evlenmiş olmak için evlenilmese keşke. Yanlış yaptım denmese.  Seninki bir filmdeki yatak sahnesi gibi… Görüntü var ama gerçek değil. Ruh yok.   Dünyada en güzel şey, mutluluk verecek şey sevilmektir. Mutlu olmak için sevilmek gerek.   Erkek, fiziksel; kadın, duygusal yönden güçlüdür. Erkek korur, kollar sadece ama kadın sever, benimser. Erkek de sevmelidir ama beceremez. Becerse de, içinde saklıdır sevgisi. Kendisine bile itiraf edemez sevdiğini. Ama hayatıyla bunu ispatlayabilir yeri gelir ölümü göze alır ama seviyorum diyemez.   Gurur, evliliğin düşmanıdır. Hem de en büyük düşmanı… Dünyayı kaldırır da, o vebali kaldıramaz insan. Evlilik farklı bir şeydir. Mesela bir erkek ‘seni seviyorum’ demeyi hiç becermeyebilir ama eşinden çocuğu olur ve mutluluğu kadın onun gözlerinden anlar aslında bir çocuk her şeyin çaresi olabilir. düşünebilirsin ..   Ya çocuk, ya kariyer.. Ee haliyle kadın bir ağaçtır.. Erkek, bindiği dalı kesiyor o zaman..  O zaman sen kendine bir yol çizeceksin.. Kariyer.. Zamanla diğerleri de gelir.. Ben de kariyer limanına dümen kırdım.   Aziz Dolu Atabey Serik-01... Devamı

Ülkü Ocakları Nasıl Olmalı

2014-06-13 01:56:00

  “Ee ben ne deyim de ne söyleyim ölü benim olmayıncak!” demiş Avşar nenesi, Çerkez mevtanın başında. İş biraz ona döndü ama, Ülkücülerin hal-i pürmelâlleri hakkında bir şeyler karalamak da farz oldu. Türk Ocaklı bir fani olarak, zaman zaman Ülkü Ocaklılara karşı kalbî bir yakınlığımızın hâsıl olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.   Ülkü ocakları bizim ilk gençlik yıllarımızda birer cazibe merkezi idi. Bir MGV adıyla meşhur Milli Gençlik Vakfı vardı bir de Bizim Ocak. Sonradan MGV biraz havlu attı, biraz havlu attırıldı filân. Bizim Ocak, Ülkü Ocağı olarak yoluna devam etti. Ama 90’lı yıllarla birlikte biraz da yozlaştı.   Bir dönem Kepez Ülkü Ocağı başkanlığını yapmış hali-i hazırda da Töre dergisi Antalya il temsilcisi olarak Türk-İslâm davasına hizmet etmeye çalışan İsmail Uçar Bey’in “Ülkü Ocaklarını nasıl ayağa kaldırırız?” sualini yöneltip; bizden de görüş istemesi üzerine biraz vefâ deyip kaleme kâğıda sarıldık. Özlenen Ocak nasıl olmalı? Nasıl olursa çağa damgamızı vururuz? gibi sorulara kafa yoranlardan mısınız, bilemiyoruz. Ama son zamanların galat-ı meşhur lâfları olan vizyon-misyon muhabbetlerini geçelim canlar. Zira İngilizce ile işimiz olmaz, olamaz. Genel görünüm ve duruştur asl’olan. Bu işin siyaset ayağıdır önemli olan. Ocaklı gençlere, Ankara yolunu açabiliyor musunuz? Açabiliyorsanız, Ocağınızın ateşi kendiliğinden harlanır. Yok, oy deposu olarak, maşa olarak, ite-puşta karşı değnek olarak düşünürseniz işte o zaman çorak toprağa döner.   Sen, Ülkücülerin omuzlarında siyaset yap... Sonra da milletvekilliğine onun bunun çocuklarını ... Devamı

Gericilik Denen Garabet Durum ve Hanefilik

2014-06-13 01:49:00

  İslâm, medeniyet demektir. Medeniyet ise şehir demektir bir anlamda. Türk’ün, İslâm anlayışı şehirlidir. Hanefilik bunun en güzel tezahürüdür. Numan bin Sabit Hazretleri nam-ı diğer İmam-ı Âzam, Hanefiliğin temellerini medenî esaslar üzerine bina etmiştir. Ama ne yazık ki Cumhuriyet döneminin bir devresinde şehirlerden uzaklaşmış, uzaklaştırılmış bir yerde köylere hapsedilmiştir. Kırsaldan çıkamayan Şafiliğin yanına gönderilmiştir Hanefilik. Üstelik de Atatürk’e, Elmalılı’ya rağmen!..   Gericilik denince, avını ümüğünden yakalamış aslanlar gibi gözleri parlayan bir kısım zevat bir yanda; bu suçlamaya muhatap kalarak, gözleri fal taşı gibi açılmış ceylanlara dönenler öbür yanda olduğu halde sürüp giden kısır çekişmelere şahit oluyoruz. Bu meş’um (uğursuz) yafta, tarihe 31 Mart vakası (olay) olarak geçen askeri darbe sırasında icat edilmiş ve günümüze kadar da art niyetli kimi soytarıların elinde birer karbon kâğıdı vazifesi görmüştür. Ekmek arası köfte misali, bu lâkırdıyı çiğneyip durmaktan zevk alan bir güruh peyda olmuştur. Bu lâkırdıları en çok dillendirenler de takdir edersiniz ki ortanın solunda yer alan yurttaşlarımız arasından çıkmıştır ve/veya çıkmaktadır. Bu noktada ‘dilin kemiği yoktur’ dercesine bir soru gelip takılmaz mı düşünen varlık olmakla öğünen insanın aklına. Misal “İyi de kardeşim, beyni, kalbi, hatta ruhu 1968’e takılıp kalmış; ondan bir adım bile ileri gitmeyen, gidemeyen Devrimci kardeşlerimizin durumu ne olacak” diye sormazlar mı adama? Onların da, Humeynici softalardan bir farklarının olmadığı bariz olarak ortaya çıkmıyor mu? Dedik ya, şeytanın gör dediği; sor dediği sorular bunla... Devamı

Futbol Sadece Futbol Değildir

2014-06-13 01:43:00

    Depik sözcüğü, çoğu kişinin havsalası için bir şey ifade etmeyebilir. Çünkü ülkemizde dil ve tarih eğitimi özellikle de Türk tarihinin eğitimi ne yazık ki (maalesef) doğru dürüst verilmemektedir. Oysa 15. ve 16. yüzyılların, tarihçilerce “Türk asrı” olarak adlandırıldığı; başta Devlet-i Âliyye-i Osmanîyye (Osmanlı Hanedanlığı) olmak üzere Ed’devleti’t-Türkiyya (Memlûklar), Safevî Devleti, Babür Devleti diye giden güzidelerin Asya, Avrupa ve Afrika’dan oluşan eski dünyayı yönettikleri sonrasında 17. yüzyıldan itibaren işlerin yolunda gitmemeye başladığı söz gelimi Babür Devletinin, İngilizlerin tahakkümüne girdiği gibi gerçekler yeni nesillere mutlaka ve mutlaka öğretilmelidir.   Günümüzde Hindistan, Pakistan ve Bangladeş olarak adlandırılan bölgeye gelen İngiliz sömürgeciler burada, özellikle yaya (piyade) sınıfındaki Türk askerleri arasında tek kale karşılaşma (müsabaka, match) şeklinde -biraz da eğitim amaçlı olarak- oynanan “depik oyunu”nu görmüşler, beğenmişler ve bu oyunu ülkelerine götürerek dahası bir kale daha ekleyivererek kendilerine mal’etmişlerdir. Tıpkı Marko Polo’nun, Türk’ün eriştesini götürmesi; eriştenin adının spagettiye, makarnaya dönüşmesi üstüne üstlük Türk mutfağının en güzel yemeklerinden olan binlerce yıllık eriştenin birden bire İtalyanların millî yemeği oluvermesi gibi!.. Polo oyununun da yine atlı (süvari) Türk askerlerinin talim amaçlı oynadıkları bir oyun olduğunu ve Türk boyları ile birlikte Avrupa’ya taşındığını yine okçuluk, cirit, hatta ve hatta karate, kung fu gibi bireysel savunma idma... Devamı