7 Haziran seçimlerinin Serik'teki yansımaları

2015-06-21 15:40:00

  AKP 1. Parti olarak devam etti. Serik'te, AKP kadrolarında 2003'ten bu yana bir başıboşluk, başıbozukluk gözlemlendiği ve bunun da düzensizliğe, yetersizliğe yol açtığı ortadadır. Sık sık değişen ilçe başkanları ile yönetimleri de bu düzensizliğe, yetersizliğe kalıcı bir çözüm bulunamadığına delildir haliyle. 10 yıllık biruğraş sonunda Serik’te 1.’liği alan AKP’nin hükümeti kur(a)bilmesi halinde ilçenin özellikle devlet hizmetlerinden kaynaklanan sorunlarına artık bir çözüm getirmesi gerekiyor. Bunun başında da 950 TL asgarî ücretle çalışan turizm emekçileri; çiftçinin gerçekleştirdiği tarımsal üretimi heder eden pazar sıkıntısı; bırakın köyleri, ilçe merkezindeki mahallelerde bile yer yer huzuru ve asayişi ortadan kaldıran tapu sıkıntısı gibi sorunlar Serik halkının öncelikle çözüm beklediği hususların başında gelmektedir. Yönetimle ilgili bu aksaklıklar giderilemediği dahası 17-25, bakara-makara diye giden kokuşmuşlukların izi silinmediği takdirde AKP'nin, Serik'teki 1.'liğinin uzun soluklu olmayacağı ortadadır.   Serik'te kazanan 3.'ükten, 2.'liğe çıkan CHP oldu. Bunda milletvekili belirlemede uygulanan önseçimlerin çok etkili olduğunu söyleyebiliriz. Dahası demokrasi açısından CHP'nin bu önseçim açılımını olumlu bulduğumuzu ve bütün partilerce benimsenmesi gerektiğini düşünüyoruz. CHP'nin yapması gereken sivil toplum örgütleriyle başlattığı yakın ilişkilere devam etmesi olacaktır. Misal Alevî-Bektaşi dernekleri ile uzun yıllardır sürdürülen yakın ilişkiye geçen yerel seçimlerde olduğu gibi Süleyman Hilmi Tunahan Cemaati vb. sivil toplum örgütlerinin de d&aci... Devamı

Fareler ve insanlar yahut elma ile armut..

2015-06-21 15:34:00

  John Steinbeck'in, batmakta olan Batı medeniyetinden ilhâmla 20. yüzyıl insanının karşılaştığı sosyo-ekonomik buhranları (kriz), sorunları ele aldığı "Fareler ve İnsanlar" adlı romanını mutlaka okumalısınız.. Eser, ABD'deki ortaöğretim kurumlarında okunması zorunlu eserlerin de başında geliyor ayrıca..   Ha bu arada milsiz eğitim bakanının açıklamalarına bakılırsa, üniversiteler yetmezmiş gibi şimdi de 5. sınıflarda eğitim dili İngilizce olacakmış.. Sömürge kafalı aydınlardan sonra sıra, sömürge kafalı nesillerde anlaşılan.. Birileri, yabancı dil eğitimi ile yabancı dilde eğitimin elma ile armut kadar birbirinden farklı şeyler olduğunu; ikinci uygulamanın ancak ve ancak sömürge durumundaki ülkelerde olabileceğini dahası İngilizcenin de bilim dili değil, bir sömürge dili olduğunu dün, bilim dili Arapça olmalı diyen sakat düşüncenin bugün de İngilizce çığırtkanlığı yaptığını bu mankurtlara öğretmeli!.. Velhâsıl Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi "Türk demek, Türkçe demektir. Ne mutlu Türk'üm diyene!."   Devlet kanalı TRT 1'de, günün 12 saati inek çobanlarının (cow-boy) hayatını anlatan fil(i)mlerin yayınlanmasına ne zaman sıra gelecek acaba?!. Malûm, genç beyinleri okul dışında da boş bırakmamak lâzım..   Çağın gereği olarak yabancı dil eğitimi illâ ki verilmeli ancak bu eğitimler Almanca, Arapça, İngilizce, Rusça... diye giden geniş bir yelpazede doğu ve batı dillerinin bir karması olarak verilmeli. Eğitimin, iktisatla (economi) olan yakın ilişkisi ve Mersin'den, İstanbul’a kadar ağırladığınız Alman, Rus vs. gezginler (tourist) de cabası. Sahi bugün koridorlarında İngilizce konuşulan -NASA başta olmak üzere- A... Devamı

Camilerimizi Kirletmeyin Ağalar

2015-06-06 22:10:00

Bugün Cuma namazına gittik. Gitmez olaydık. Gidip de din(i)dar imam efendinin okuduğu hutbeyi dinlemez olaydık. Kabız olmuşçasına ıkınıp-sıkınarak ırktan, ırkçılıktan; ashaptan, asabiyeden söz eden öte yandan kod adı 17-25 olan rüşveti, yolsuzluğu, kul hakkına saygıyı, kamu malının kutsallığını… diye giden mevzulara teğet geçen dahası özgül ağırlığı 657 gram çeken bir Molla Kasım, birilerinin ifrata ve tefrite kaçan hallerini mazur göstermek daha doğrusu aklamak için akla, karayı seçti. Sözüm ona üstü örtülü yaylım atışlarla (salvo) "Irkçı MHP ile dinsiz CHP'ye oy vermeyin" demeye getirdi. HDP'liler zaten Zerdüşt!. Allah için, milliyetçi Mustafa ile muhafazakâr Mustafa'nın eş-liderliğindeki Millî İttifak'a fazla dokundurmadı. Gerçi milliyetçi Mustafa ilahiyatçı olduğu için sıkar biraz!. Kamalak, zaten derviş…   Bizim, bu hutbeyi hem de seçime 1,5 gün kala kaleme alan diyanet mi hıyanet mi olduğu konusunda zaman zaman şüpheye düştüğümüz teşkilâtın tepesindeki tadil-i erkân fukarası ham yobaz, kaba softaya naçizâne önerimiz, Müslümanların ortak ibadethanesi olan camiyi kirletmemesi; tebdil-i mekân eyleyerek, caminin az ilerisindeki helâya gidip, birkaç çay kaşığı müshil ile karın ağrılarından kurtulması olacaktır. Çoğunlukla etnik özürlü zevatın çektiği bu karın ağrısı, asırlarca önce bırakıp gitmek zorunda kaldığımız kadim Anadolu’nun kapılarını bir daha kapanmamacasına tekrar aralayan büyük Türk hakanı Sultan Alpaslan’ın da dediği gibi “bid’ad bilmez, temiz Müslümanlar” olan Türk Milletinin midesini bulandırmaya başlamış... Devamı

Türkiye’nin Cari Açık ve Ödemeler Dengesi Sorunu

2015-06-04 23:13:00

  Câri açık nedir? Kabaca bir tarifle, bir ülkenin belirli bir tarih aralığında misal 1 Ocak-31 Ocak gibi aylık veya 1 Ocak-31 Aralık gibi yıllık zaman dilimlerinde ürettiği mal ve hizmet değerleri ile tükettiği yahut ihtiyaç duyduğu değerlerin toplamı arasındaki farktır. Daha da basitleştirecek olursak bir emekçinin aylık gelir-gider tablosuna benzer bir durum söz konusudur. Şöyle ki, aylığınız asgarî ücrete tâbi ise bir aylık zaman diliminde bu ücrete denk harcama yapmanız gerekir. Fazla harcama yaptığınız takdirde ise ileriki aylarda kemer sıkarak bu açığı kapatmak; olmadı evdeki halıyı-kilimi haraç-mezat satıp borcunuzu ödemek zorunda kalırsınız. Ana-baba, bacı-kardeşten de yardım alabilirsiniz tabi. Ama söz konusu ülkeler ve uluslararası ilişkiler olunca ana-baba, bacı-kardeş ilişkisinin yerini borç (credit) senetleri alır. Gerçi Kurtuluş Savaşı yıllarında Azerbaycan Demokratik/Halk Cumhuriyeti, Buhara Hanlığı gibi kardeş ülkelerden karşılıksız yardım görmüştük. Sonraki yıllarda bu kardeşlerimizi unutmamız ise ayrı bir fasıl, ayrı bir ayıbımız...   Türkiye’de câri açık sorunu ilk kez Devlet-i Âli (Osmanlı) döneminde ortaya çıkmıştır. Câri açık doğal olarak borçlanmayı getirmiş ve Devlet-i Âli, ilk dış borcu 1854 yılında Kırım Savaşı’nın masraflarını karşılamak için almıştır. 1875 yılına gelindiğinde dış borcun bütçeye oranı % 25’leri bulmuş ve aynı yıl Devlet-i Âli dış borç ödemelerini durdurduğunu (moratorium) ilân etmek zorunda kalmıştır. 1881 yılında Düyûn-ı Umûmiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi kurularak Osmanlı dış borçları 239 milyon Osmanlı Lirası olarak yeniden yapılandırılmıştır. Devlet-i Âli, 1854’te başlayıp; cumhuriyetin il&a... Devamı

Yine Bir "Algı Opera..." -Pardon- Kedidir, Kedi

2015-04-05 00:44:00

Yine Bir "Algı Opera..." -Pardon- Kedidir, Kedi Bir günde: Balyoz darbe davasında toplu beraat; ülkenin neredeyse tamamında elektrik kesintisi; İstanbul’da, adliyeye terör baskını… Ülke gündemine dair ardı ardına gelen bu ibretlik olayları sağlıklı değerlendirip, havsalada yerli yerine koymanın epeyce bir zor olduğunun farkındayız. Zira bütün bu olaylar, gelişmeler -bize göre- 1 Nisan şakası gibi!.. Yeni Güvenlik Yasası bildiğiniz gibi Millî Meclisi dolayısı ile de toplumu bir hayli germişti. Hadi polis devletine giden demeyelim ama fırka (party) devletine giden yolda, Türkiye’nin en önemli (kritik) noktalarından biri olan İstanbul Çağlayan Adliyesine yapılan bu meş’um (hayırsız, uğursuz) baskının neye, kime hizmet ettiği sanki biraz malûm gibi!.. İstanbul Çağlayan’da bulunan adliye binasına yapılan terör baskını... Savcı Mehmet Selim Kiraz, Berkin Elvan soruşturmasında bazı polisleri mimlemiş. Kim olursa olsun, ne suretle olursa olsun suçlular korunmamalı; adalet önüne çıkarılmalı diyen bir adam bu savcı.. Polisler, İçişleri Bakanlığına dolayısı ile AKP'ye bağlı!.. Teröristler, -sözüm ona- Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) adlı yasadışı bir sol örgüte üye.. Bu taşeron örgüt, ülkemizdeki kontr-gerilla tipi örgütlenmelerin ağa-babalarından.. Yani sol gösterip, sağ vurmanın dik âlâsı!.. Batı emperyalizmine hizmet eden bir "maşa" olduğu ortada olan bu örgütün Türkiye’deki eylemleri alt alta koyulup, genel bir değerlendirme yapıldığında çarpıcı sonuçlar çıkıyor. Misal Özdemir Sabancı suikastı!.. Uzakdoğu (Japon) otomotiv şirketleri ile işbirliğine giderek, Batılı şirketlerin tahakkümünü kırmaya çalışan Özdemir Bey’... Devamı

Fasıldan Fasıla AKP

2015-03-13 08:48:00

  Yaradılanı severiz, Yaradan’dan ötürü. Bütün ins, cin, hayvanat ve dahi nebatatla birlikte AKP’lileri de severiz. Bu AKP’liler iyidirler, hoşturlar neyleyelim ki biraz da boşturlar. Körü körüne inanma da hayâl âleminde yaşama da bunlardadır. Galiba rahmetli Atatürk’e ait olacaktı: “Sorgulamayan insan cahildir. Sorgulatmayan ise zalim”  diye bir söz vardır. Güzel ülkemizde sefa süren bu güzide gürûh, Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ve benzeri güzelim sözlerine de pek rağbet etmezler ne yazık ki. Haliyle farz-ı muhal sorgulama yetenekleri belki biraz gelişir diyerekten, bu eşref-i mahlûkatlara birkaç fasıl altında birkaç soru sormamız elzem olmuştur. Birinci fasıl: AKP iktidara geldiğinde millî para birimimizde ‘6’ adet “0” vardı malûmunuz. AKP, paramızdan 6 tane 0 attı hani. İyi de yaptı. Okullarda, öğrencilerimiz millî para birimimiz olan TL ile çok rahat bir şekilde dört işlem, alıştırma yapmaya başladı. Yalnız 0’lar atılmadan önce en büyük paramız 100.000.000 TL idi. Haliyle 6 adet 0 atılınca geriye 100 TL kalması gerekiyordu. Ama bir baktık ki 200 TL’lik kaimeler ceplerde dolaşıyor. Şimdi sorumuzu soralım: Bu süreçte üstü örtülü bir devalüasyon yahut -özellikle Körfez sermayesi olarak adlandırılan BAE, Suudi Arabistan gibi ülkelerden gizli yollarla gelen- sıcak para girişi daha da açık bir ifâdeyle kara para aklama söz konusu oldu mu? Ya da hani olmaz ama Prof. Dr. Haydar Baş’ın, bol para basılmasını; emisyon hacminin, Türkçe ifâde edecek olursak piyasaya sürülen para miktarının devlet eliyle arttırılmasını esas alan ve böylelikle ülke iktisadının (ec... Devamı

Hz. Ayşe Sekiz Yaşında Evlendi Ama…

2015-02-02 19:56:00

  Ülkemizde ve başka birçok ülkede görülen çocuk gelinler meselesi toplumsal açıdan büyük bir sorun teşkil etmektedir. Bu meselenin kökenlerine indiğimizde karşımıza dinî, siyasî, örfî ve hatta ticarî birçok etkenin (âmil, factor) çıktığı görülür. Biz bu etkenlerden dinî olan kısmını ele alıp, öncelikle bu hususun irdelenmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü -ülkemiz başta olmak üzere- birçok toplumda görülen ve yürek yangınlarına yol açan bu “çocuk gelinler”  olgusunun, din ile Arap kültürünün birbirine karıştırılması ve dahi bu kültürden, yalan-yanlış beslenmenin sonucunda ortaya çıkmış adı -sözde- İslâm olan yozlaşmış bir inanç kalıbı, bir başka deyişle kabuğu olduğunu düşünüyoruz.   Ülkemizde Antalya’nın, Korkuteli’sine; Çorum’un, Bayat’ına yahut Hakkâri’nin, Yüksekova’sına gittiğinizde küçük yaşta evlendirilen kız çocuklarını görür; yüreğinizin burkulmasına engel olamazsınız. Hele bir de öğretmenseniz ve ortaokul 2’ye, 3’e giden küçük yaştaki kız çocuklarının parmaklarında eğreti eğreti duran söz yüzüklerini görürseniz, içiniz parçalanır. Bazı zamanlarda okuldan çıkıp, çevreyi dolaşmaya çıktığınızda, ellerinde bez bebeklerle gördüğünüz bu ana kuzularını 8. sınıftan yaz tatiline gönderip; bir yıl sonra kucaklarında, tutmayı bile beceremedikleri kıpır kıpır yavrucaklarla görmeniz işten bile değildir. Özellikle doğu ve güneydoğu illerimizde sıkça görülen kumalık serencâmı da cabası!..   Erkek &cce... Devamı

Devlet, Bürokrasi ve Hukuka Dayalı Adalet

2015-01-15 21:55:00

  Devlet üçlü sac ayağı gibi halk, ülke ve siyasî irâdeden (egemenlik) oluşmuş bir yapı olarak kabul edilebilir. Burada, üzerinde önemle durulması gereken husus bürokrasinin hangi kefeye konulacağı meselesidir. Türkiye’de sorun bürokrasinin kendini devletin yerine koyması ya da öyle algılanmasından kaynaklanmaktadır. Hâkim olan görüş kapıkulu mantığıdır bir yerde. Hatta bir Peygamberin, din dersinden sınıfta kalması bile olağan karşılanabilir de bürokrasinin hukuktan sınıfta kalması düşünülemez. Haliyle bu noktada bürokrasi totaliterizmi dedikleri -bizim tabirle- kapıkulu zorbalığı zuhur eder. Aslında burada takip edilecek yol bellidir. Bürokrasi devlet değil, devletin mekanik aksamıdır. Halk ile devlet arasındaki somut bağdır. İslâmî irfan (culture/kültür) dairesinde olmamız hasebiyle devlet idâresine talip olanların güzel ahlâk ve güzide akıl sahibi olmaları da elzemdir.   Sorunların çözümü kanun devleti olmak değil, hukuk devleti olmaktan geçer. Kanun devletinde, bürokrasi “Ali kıran, baş kesen” olur ister istemez. Biraz Hegelci, biraz Makyavelci hatta biraz Faşizan takıntılar alır başını gider. Devlet, araç değil amaçtır. Birey, devlete ne kadar kendisini adarsa o kadar şahsiyet kazanır. Bireyin devlete karşı hakları değil, görevleri vardır vs.. Hukuk devletinde ise hukuk herkese lâzımdır. Öncelikle de bürokrasi cenahındaki koltukları işgal eden zevata. Devlet, bir araçtır. Halkın huzuru, mutluluğu, can ve mal güvenliği… diye uzar gider istekler, beklentiler..   Bürokrasi tayfasının özellikleri dürüstlük, yansızlık, disiplin, sadakat (bağlılık), süreklilik, özgürlük, bağımsızlık, saygınlık… diye sıralanır. Ya da ö... Devamı

1961, 1982… Temsilî Demokrasimizin Gerileme Dönemi

2015-01-13 10:01:00

  Şurası bir gerçektir ki, sömürgeci karşıtı (antiemperyalist) bir mücadele olan İstiklâl Harbi tamamen ya da -en azından- kısmen demokratik temayüllerle yürütülmüştür. 1920-23 arası dünyanın en ileri temsilî demokrasilerinden biri Türkiye’de uygulanmıştır. Zira ülkede tek egemen güç Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Sonraki yıllarda, daha doğrusu 1961 ve sonrasında budana budana kurullar, komisyonlar, birlikler, dernekler ve benzeri (vb) ile egemenlik halkın olmaktan çıkmış; bürokrasi başta olmak üzere, bir kısım zümrelerin tahakkümüne girmiştir.   Millî egemenlik üzerindeki bu tahakküm hâli devam ederken siyasî fırkalar (party) ne yapmıştır. İktidar ve muhalefet fırkaları ak-kara gibilerinden kısır çekişmelere gark olmuştur. Peki, muhalefetsiz bir iktidar gül bahçesi olur mu? Kesinlikle olmaz. Çünkü “Yazılsın seng-i kabrime vatan mahzun ben mahzun” diyen bir şair her daim çıkabilir. Namık Kemal, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Serdengeçti namıyla maruf Osman Zeki Yüksel Bey ve daha niceleri… Süleyman Demirel bile “Osman Yüksel varken, muhalefete gerek yok” demek zorunda kalmamış mıdır haddizatında. Dahası muhalif cenahta arz-ı endam eyleyen yahut eyleyecek sürüyle küme (group), oluşum vb. de cabası.   Osmanlı bu iktidar-muhalefet meselesini nasıl çözmüştür? Osmanlı’da bir Meclis-i Ayan vardır bir de Meclis-i Mebusan. Haliyle Osmanlı’da Meclis-i Ayan ile Meclis-i Mebusan çekişmesi vardır. Hanedanlık Türkiye’sindeki bu çekişme, gizliden yahut aşikâre sürmüş gitmiştir onlarca yıl. Geleneksel yapı ile demokratik yapının birbirini dengelemesi hedeflenmiştir bir yerde. Bir diğer h... Devamı

Yeşil Kuşak.. Osmanlı’nın Sevimli Hayaleti

2015-01-02 21:32:00

  Ünlü tarihçilerimizden İlber Ortaylı Bey “1358’de Edirne’nin fethinden beri Türkiye Avrupalıdır” der. Oğuzlar söz konusu olduğunda, bu tespit kısmen doğru kabul edilebilir. Zira Avrupa’ya, Karadeniz’in kuzeyinden giden Uzları (Oğuzlar) dikkate alırsak -bize göre- eksik bir tespittir. Türkiye sözcüğünün başta Bizans olmak üzere, Batılı kaynaklarda ilk defa Macaristan ovaları için kullanıldığı dahası Bizans’ın, Macar tahtında oturan Geza’ya hediye olarak gönderdiği krallık tacında “Türkiye kralı lütufkâr Geza” yazdığı gibi somut bulgulara atfen biz, bu tarihin çok daha gerilere götürülmesi taraftarıyız.   Osmanlı 600 yıl boyunca zaten Batılıdır. Batı siyasetinin en etkin oyuncularından biridir. Bu durum, nizam-ı âlem, i’lâ-yı kelimetullah uğruna yapılan cihadın bir sonucudur. İlber Ortaylı Bey’in de işaret ettiği üzere “Osmanlı fütuhatı (fetihler) İslâm tarihindeki son genişleme hareketidir.”  Selçuklu ve Memluklar ile birlikte Bizans’ın mirasını da elinde bulunduran Osmanlı’nın, Asya ve Afrika’nın yanı sıra bir Avrupa devleti de olduğu, Devlet-i Âliye’nin en sıkıntılı günlerinde imzalanmış olan 1839 Paris Anlaşması ile teyit edilmiştir.   Osmanlı, doğu ile batı; kuzey ile güney arasında bir cephe (tampon) oluşturarak eski dünya olarak adlandırılan Asya, Avrupa ve Afrika’nın asırlarca huzur ve barış içinde yaşamasını sağlamıştır. Misal geçen yüzyılda Rusların batıya ve güneye inmelerinin önünde en büyük engel Osmanlı olmuştur. Ve bugün, bu görevi ifa edecek bir Osmanlı yoktur. O halde -tabiri caiz ise- Osmanlı’nın sevimli hayaleti bu görevi yerine getirmelidir. Bu mantıksal çı... Devamı

Yörüğüz ve dahi Hanefî’yiz

2015-01-02 21:29:00

Yörüğüz ve dahi Hanefî’yiz   Geçenlerde, vitrine akıl yerine nakil konmalı diyen; İslâmcı tabir edilen bir zat-ı muhteremle 3-5 dakika muhabbet ettik. Muhabbet dediysek o konuştu, biz dinledik. O, tebliğ ettikçe; biz -neredeyse- imanımızdan şüphe eder hale geldik. Neymiş efendim, bu devirde mezhepler olmamalıymış. Kur’an-ı Kerim varken, başka bir kaynağa gerek yokmuş. Efendi Hazretleri neredeyse sünnete bile fuzulî diyecek diye endişelenmedik desek, yalan olur. Hele de maksat muhabbet olsun babından “Yörüğüz elhamdülillah” diyen bizi -şaka yollu da olsa- ırkçılıkla, faşistlikle suçlayınca dilin kemiği yoktur demek zorunda kaldık.   Bu İslâmcı tabiri de hoş olmasa gerek. Eskici denince, eski eşyalar alıp-satan; turşucu denince, turşu yapıp-satan meslek erbaplarını hatırlayan bir Türkçe sevdalısı olarak, İslâmcı tabirini sevmiyoruz canlar. Bu tabir, iman satıcılığı diye bir meslek varmış da biz bilmiyormuşuz gibi bir zanna kapılmamıza yol açıyor zira. İslâmcı değil, Müslüman; Türkçü değil, Türk’üz. Dahası Yörüğüz elhamdülillah. Niye? Niye'si, cılık-culuk diye giden işlerin bir müddet sonra cılklaştığına inanıyoruz da ondan. Ha, diyorsanız ki “biz, Batı medeniyetine meftunuz”; o zaman da “kraldan çok, kralcı olmayın” diyoruz istihza ile karışık. Bülbül olmak varken, kargaya özenmeyi mantıklı bulmasak da, saygıyla karşılıyoruz.   Yörük demişken, bir adam Yörük’se; o adama güvenebilirsiniz. Yörükler temiz insanlardır. Yörükler özdür. Türk’ün özü… Yörükler, -genellikle- Hanefî’dir. Ebu Hanîfe, Türk’tür.  Türk, Allah&rsqu... Devamı

Rusya.. Kutup Ayısı Düşerken

2014-12-09 20:22:00

    Rusya denildiğinde kutup ayıları akla gelir. Kutup ayıları denildiğinde ise Rusya... Bu ikili, kuzeyde; kutuplara yakın bölgelerde varlığını sürdürür. Yalnızlığı seven kutup ayıları, uzaktan bakıldığında hayli sevimli mahlûklardır. Yanlarına fazla yaklaşıldığında ise, oldukça tehlikelidirler. Hatta bu tür yakınlaşmalar ölümlü olaylarla bile sonuçlanabilir. Kutup ayısı ile özdeşleşmiş olan Ruslar da, nedense pek sevilmezler. Dört asırdır acı bir yalnızlığı yaşayan bu halk, hem Doğu’dan hem de Batı’dan dışlanmışlardır. Hıristiyan olmaları bile, Batı tarafından kabullenilmeleri için yeterli olmamıştır. Zira Haçlılar tarafından istila edilen Bizans gibi onlar da Ortodoks’turlar yani Hıristiyanlığın, doğu şubesi!.. Bu dışlanmışlıkta bir tek istisna vardır. O da Komünizmli yıllardır. Dünyanın iki kutuplu olduğu yıllarda birçok ülke, birçok halk isteyerek veya istemeyerek komünizme ve Ruslara yakınlaşmış; Küba, Yugoslavya gibi birkaç istisna dışında kahir ekseriyeti bu yaklaşmanın ceremesini istiklalleri ile ödemiştir. Macar halkı bunların başında gelir. Tatarlar, Kıpçaklar, Çerkezler, Çeçenler ve daha niceleri…   Rusya’yı, Rusya yapan Türkler ve Almanlar olmuştur. Haliyle iliklere kadar işlemiş bir Türk ve Alman etkisi yadsınamaz. Ruslar, başta Tatarlar ve Çerkezler olmak üzere, Turanî topluluklar eliyle medeniyete aşina olmuştur. Sonrasında Almanların etkisi görülür. Komünizmi bile Almanlar getirmiştir bu ülkeye. Lenin, Yahudi asıllı bir Alman’dır. Onunla birlikte Gürcü Yahudisi Stalin ve başta Tatarlar, Başkurtlar olmak üzere Batı Türkistan Türklerinin lideri olan Sultan Galiyev… Galiyev’in destansı hayatı, bir hayalet gibi dolaşmaktadır bugü... Devamı

Türkiye’nin, Afrika Açılımı

2014-11-27 00:01:00

  Yıl 1860’tır. Nüfusunun tamamına yakını Müslüman olan Nijer’de, ülke nüfusunu oluşturan 7 büyük kabile birbirine girer. İstenmeyen olaylar olur. Ülkenin ileri gelenleri Osmanlı’ya başvurur. Osmanlı bir heyet gönderir. Heyet, sulhu (barış) tesis eder. O yıldan sonra Nijer’de Abdülaziz adı yaygınlaşır. Şanı büyük Osmanlı, Abdülhamit Han zamanında da Tanzanya’ya kadar ferman gönderecek kadar Afrika ile ilgili bir devlettir. Afrika, Asya’nın küçük biraderidir bir yerde. Biraz masum, biraz mahzun çokça da korunmaya muhtaç!..   Bir Sultan Abdülaziz Han'ın idaresine bakın bir de Belçika Kralı II. Léopold'ün yaptıklarına… 1865-1908 yılları arasında tahtta oturan II. Léopold "Dünyanın henüz nüfuz edilemeyen tek yöresini medeniyete kavuşturmak, oradaki halkların üstünde asılı duran karanlığı delmek, kanaatimce içinde bulunduğumuz bu ilerleme çağına yaraşır bir haçlı seferidir." diyerek, bugünkü Belçika'dan 78 kat daha büyük olan Orta Afrika ülkesi Kongo’ya göz diker. Bu iştiyakla (istek) başlayan süreçte Kongoluların yaşadıklarını kelimelere dökmek neredeyse imkânsızdır. Belçika, 19. yüzyılın sonlarına doğru işgal ettiği bu ülkeyi yıllarca sömürür. Kongo'nun başta fildişi, kauçuk, vs. olmak üzere bütün zenginlikleri Belçika'ya taşınır. Kongoluların direncini kırmak için de bir yol bulmuştur medenî Belçika. Kendi yanına çektiği bazı yerel kabilelerden bir 'yerel ordu' kurar. Kabileler arasındaki düşmanlıkları körükleyerek, kabilelerin birbirlerine girmelerini sağlar. Kâh birine, kâh diğerine silah yardımı y... Devamı

Yüreği Yetenler Er Meydanına

2014-11-20 19:40:00

Makedonya’nın Debre vilayetinde bulunan Kocacık belinde Avşar Türkmenlerince kurulmuş bir köydür Kocacık. Mustafa Kemal’in dedesi bu köyde yaşamıştır. Babası Ali Rıza bu köyde dünyaya açmıştır gözlerini. Soy kütüğünü sorarsanız Konya’ya, bir Avşar Beyliği olan Karamanoğullarına kadar gider. Sülalesi Fatih Sultan Mehmet Han zamanında -şimdiki- Karaman taraflarından alınarak, Kocacık beline ileri karakol vazifesiyle gönderilmiştir. Zira bu sarp belde yuvalanan Sırp vs. eşkıyalar küçük askerî birliklere saldırıp, kervanları soymakta; halkın canına, malına, namusuna tasallut etmektedir. Osmanlı bir taşla iki kuş vurmak ister. Hem Balkanlarda asayişi sağlamak hem de Karamanoğullarını ortadan kaldırmaktır muradı. Mustafa Kemal’in mensubu bulunduğu Karamanoğullarına bağlı Kızıllar obasının kaderine de evlâd-ı fatihan olmak düşer. Peki, Gâzi Mustafa Kemal’in en sevdiği padişah -bizzat kendisinin ifadesiyle- kimdir, bilir misiniz? Fatih Sultan Mehmet Han... Zira devlet ebed-müddettir!..   Mustafa Kemal, babasının mesleği ve Balkanların yavaş yavaş Osmanlı hâkimiyetinden çıkmaya başlaması gibi sebeplerden ötürü dünyaya Selânik’te açar gök (mavi) gözlerini. Doğum yılı 1881 olarak kabul görmüştür. “Ben 19 Mayıs’ta doğdum” der soranlara. “19 Mayıs’a doğru” dediği de olmuştur. Bir nevi “ene’l-Türk” olma şuuru gizlidir bu cevapta. Hayatına baktığımızda bu şuuru iliklerine kadar yaşadığı da vakıadır haddizatında. Kendi istikbalini değil, milletin istikbalini düşünmüştür her daim. Milletin istiklali için cepheden cepheye koşmuştur her fasıla.   Mustafa Kemal, Osmanlı ricalinin ortak kararı ve kanaati ile Anadolu’ya gönderilir. 19 Mayıs 191... Devamı

İlhak-ı Hak Meselesi ve PKK

2014-10-09 06:52:00

  Amerikan sinemasının amiral gemisi Hollyvood sayesinde Vietnam’ı duymayanınız, bilmeyeniniz kalmamıştır sanırım. Hani “Dien Bien Fu” Savaşında sömürgeci Fransa yenilir. Yerini ABD’ye bırakır. Vietkonglular küçük birlikler (ya da karakollar) halinde saldırılarını sürdürürler. Amerikan ordusu, Fransızların tattığı acı yenilgiden de ders çıkararak merkezî üsler kurar. Ama Vietkongları durdurmak mümkün olmaz.  Bu üsler de vurulunca, karargâh benzeri büyük merkezler inşa edilir. Sonuç, Amerika için yine hüsran olur. Lâfı uzatmayalım. Batılıların ilhak-ı hak emelleri kursaklarında kalır. Bizim ülkemizde de sayısız ilhak-ı hak girişimleri oldu ve olmaya da devam etmekte. Misal 1961 Anayasası, millet aleyhine bir ilhak-ı hak.  Çalışma güvenliği aidatları (sigorta primleri) yatırılmayan ya da dalaverelerle eksik yatırılan emekçilerin (işçilerin) geleceklerine karşı da bir ilhak-ı hak söz konusu. 1984’den bu yana artarak devam eden Güneydoğu’daki PKK sorunu da Yürütme ve Yargı aleyhine bir ilhak-ı hak olarak kabul edilmeli. 15 Ağustos 1984’deki Şemdinli ve 16 Ağustos 1984’deki Eruh baskınları ile başlayan bu ilhak-ı hak süreci günden güne etkisini arttırarak bu günlere kadar geldi malûmunuz. PKK ile yıllarca mücadele edildi. Ya da ediliyormuş gibi yapıldı. Yapılan hatalar da cabası… Misal PKK ile mücadelede yapılan hatalar nelerdi? Ordu, küçük birlikler halinde Cudi, Gabar gibi dağları; su kaynaklarını tutmalıydı. PKK ovaya inmek zorunda kalmalı ve buralarda imha edilmeliydi. Ama ne yazık ki devlet tel örgülerle, duvarlarla çevrilmiş karakollara sığındı. PKK, dağları ve dağ köylerini babasının malı gibi kullandı. Peki, savunmasız halk? Onlar ortada kald... Devamı

Sömürgeciliğin Türkiye'ye Yansımaları

2014-09-24 20:07:00

  Sömürgecilik (emperyalizm) hastalığı Avrupa’da ortaya çıkar. Kuduz belirtilerini aratmayan bir iştiyakla yelken açan Avrupalı önce Amerika’ya dalar; sonrasında Afrika’ya, Uzakdoğu’ya kadar saldırır. Kılıçaslan’ın, Atabey Zengi’nin, Selahaddin’in mirasını yaşatan Osmanlı Türkiyesi de bu salyalılar gürûhunu savuşturmaya çalışırken yıkılıp gider malûmunuz. Yerine gelen Cumhuriyet Türkiyesi de yıllardır bu gürûhla cebelleşmektedir. Bu gürûhun yol açtığı sancılar, yangınlar yıllardır kader birliği içerisindeki Türk milletinin göğsünde nihayet bulmaktadır.   Cumhuriyet idaresi, sömürgecilerin fiilî saldırıları karşısında verilen millî mücadele sonucunda kurulur. İlk başlarda dış etkilerden bağımsız bir dış siyaset (politika) izlenir. II. Dünya Savaşı ile başlayan çift kutuplu dünya düzeninde ister istemez Batı yanlısı bir çizgiye kayılır. Bu süreçte siyasî, askerî, ticarî vs. alanlarda Batı’nın, özellikle de Amerika Birleşik Devletlerinin güdümüne girildiği inkâr edilemez.  Fransa ile başlayan süreç İngiltere, Almanya derken Amerika Birleşik Devletleri ile son bulmuştur. Hatta 1960’lı-70’li yıllarda Ruslara yanaşma olmaya can atanlar bile çıkar bu ülkede. “Manda ve himaye kabul edilemez!” diyen Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’e inat!.. Adnan Menderes’in, İsmet İnönü’nün Batı’ya karşı dik durma çabaları hep fiyaskoyla sonuçlanır.   Bir ülke yardımla değil, yatırımla kalkınır. Türkiye’yi yönetenler maalesef bu gerçeği idrak edememişlerdir. ‘Kredi’ olarak adlandırılan borç alıp-vermelerle; mutlaka bir si... Devamı