İsviçre’deki Hesap Çarşı'ya Uymaz

2015-08-23 23:26:00

  Bir süre önce, ulusal basında çıkan haberlerde İsviçre’de, Türklere ait 3105 gizli hesap olduğu ve bunlardan 2711’inin AKP döneminde açıldığı yazılıp çizildi malûmunuz. Seçim sürecindeki bir ülkede birilerinin, -yangından mal kaçırır gibi- yurt dışındaki bankalarda hesap açtırma yarışına girmesini biz de her bilinçli yurttaş gibi tuhaf karşıladık. Bu durum, genel seçimlerde AKP’ye ne getirir; AKP’den ne götürür dahası halkın tercihi, teveccühü ne yönde olur bilinmez. Ama biz, koyu bir Beşiktaşlı olarak “İsviçre’deki hesap, Çarşı’ya uymaz” diyoruz!.   Bir ülkenin iktisadının gücü, güvenilirliği o ülkede faaliyet gösteren bankalarının müşterilerine açtığı hesap sayıları ile ve tabi işlem hacmi (ciro) ile doğru orantılıdır. Ülkenin emisyon hacmi yani piyasadaki para sürümü -bankacılık sisteminin sağlamlığı ile de desteklenmek suretiyle- istikrar unsuru olması açısından daha bir önem kazanır. Bu nedenledir ki, yukarıdaki haber -bize kalırsa- ülke iktisadının (economi) iyiye gitmediğinin bir işaretidir. Niye mi? İyiye gitseydi, bu hesaplar Halk Bankasının bir İstanbul şubesinde misal (sözgelimi) Kasımpaşa'da açılırdı da ondan!. Ha bu arada, yurtdışına çıkan paraların kaynağı meçhulse yani rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk gibi kalemlerden elde edilmiş bir haksız kazanç amiyane tabirle kara para durumu söz konusu ise o zaman işin rengi değişir tabi!.   Atatürk’ün oldukça ibretlik (ironik) bir sözü vardır malûmunuz. “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!.” demiştir. Belki de içine bir şeyler doğmuştur, kim bilir? Sezgilerinin çok güçlü olduğu ... Devamı

Yörük Tekesi

2015-08-22 22:20:00

  7 Haziran seçimlerinin üzerinden epeyce bir zaman geçmesine rağmen Ferrari’sini satan bilgeden -affedersiniz- özgül ağırlığı olan adamdan hâlâ 'tık' ses yok. Türk halkı, ünlü zanaatkârın (Malûm siyaseti, zanaat olarak yapan bir şahsiyettir kendileri..) kendine özgü yorumu ile “Parsel paarsel eeylemiişleer Aangaraaayıı -gene affedersiniz- düünyaayııı!..” türküsünü çığırmasını dört gözle bekliyor.   Bu milletin sağı-solu belli olmaz. Daha da olmadı, peçeteye, yanılmıyorsam 6 ok’lu -affedersiniz- zamanlı, 5 vuruşlu Yürük semâî makâmında icra edilen ve Bülent Ersoy ?efendi tarafından sık sık seslendirilen "Ebâbil bir kuştur”muydu, “Garip bir kuştu gönlüm” mü -adı her neyse işte- klasiği yazıp geçer. Yahut da Ötüken yolu yokuştur, kafaları tokuştur!..   Az önce Yürük semâî demişiz canlar. Hakkınızı helâl edin. Malûm, Karahacılı Yörüğü olmamız hasebiyle her yol, her söz Yörüklüğe çıkıyor bizde. Elimizde olmadan, dilimiz sürçüyor (sürç-i lisan) bazen. Sözünü ettiğimiz türkü/şarkı Şanlıurfa yöremize ait olup; hicaz makamda icra edilir. “Garip bir kuştu gönlüm” demişken bir tarihte ustalıkla uygulanmış bir toplum mühendisliği projesi ile omuzlarına talih kuşu kondurulan birileri, şimdilerde o kuşların kanat çırpmaya başlamalarıyla birlikte paniğe kapılarak; omuzlarına bakmaktan, önlerini göremez bir halde yalpalayıp durmaktadırlar. Dahası tökezlemeleri de an meselesidir. Emin olun!..   Biraz önce ‘klasiği’ dedik ya?. Yine, Yörükler aklımıza geldi dostlar. Y&... Devamı

Son Bin Yılın Selâhaddin Eyyûbî'si

2015-08-22 22:17:00

    Rizeli kardeşlerimiz hemşerileri olan Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti için canla başla çalışmışlar. Yollar süpürülmüş, kaldırımlar onarılmış, çiçekler sulanmış, afişler asılmış falan. Basın mensupları da bu çabaları ülke insanı görsün; haber olsun, örnek olsun… babından çekmişler olanı biteni. Koymuşlar gazeteye, siteye şuraya buraya filan. Derken gözümüze bir afiş ilişti. Üzerinde “Son bin yılın Selahaddin Eyyubi’si Rize’ye hoş geldin” yazdığını görünce yüzümüzde alayla (istihza) karışık, muzipçe bir gülümseme olduğu halde dalıp gittik bir süre. O anda esin (ilham) perisi çıkageldi. Ve başladık okuduğunuz satırları karalamaya...   Selâhaddin-i Eyyûbî 1138 yılında Irak/Tikrit’te doğdu. Babası Necmeddin Eyyub, Selçuklu emiri (atabey) İmadeddin Zengi’nin adamlarından olup; annesi, Selçukluların Harim emiri (vali) Şihabeddin Mahmud ibn Tokuş el-Harimî'nin kız kardeşi idi. Ünlü İslâm kumandanının, ana tarafından Oğuz (Türkmen) Türk’ü olduğunu kesin olarak biliyoruz. Baba sülâlesinin Oğuz (Türkmen) mu, Kıpçak mı yahut Gurmanç mı olduğu konusu ihtilâflı olmakla birlikte söz konusu bu toplulukların birer Türk boyu oldukları da unutulmamalıdır.  O dönemde yaşayan ve askerî seferlere eşlik eden bir Arap tarihçinin, -Halep?-taraflarında şahit olduğu bir olaydan hareketle- Selâhaddin’in günlük hayatta Türk dili konuştuğunu nakletmesine; Haçlıların en ünlü komutanlarından ‘Aslan Yürekli’ lâkaplı İngiltere kralının, anılarında “O Türk” gibi ifadeler kullanmasına dahası kendi aile bireylerinin Türkçe ... Devamı

İstikşafî Görüşmeler

2015-08-15 23:34:00

Türkiye ahalisi son dönemlerde at izinin, it izine karıştığı; herkesin karnından konuştuğu bir hali pürmelâli yaşıyor malûmunuz. Seçim sonrası, ortalık toz duman… Birileri başkan olamadı. Birileri ödünç oylarla da olsa rüştünü ispat etti. Birileri evde kalmış kız kurusu gibi, zorakî gelen görücüye kendini yamamaya çalışıyor. Birileri de hemşerisi Fatih Terim gibi sahaya girmeden; saha kenarından depik (football)oyununu yönetmeye, oyunculara taktik vermeye çabalıyor filan.   Seçimin en dokunaklı (dramatic) sonucu, feraset sahibi Türk seçmeninin, birilerine “Mağrur olma padişahım!..” demiş olmasıdır bize kalırsa. Zira ‘ene’ yani ben(cil)lik kabarmasından dolayı şişindikçe şişinen, yerine göre şirretleşen ham yobaz, kaba softa takımının ayağı bu sayede yere basmaya başladı. En azından duvara toslamış olmanın verdiği yürek sızısı ile oturup; Kayahan’ın şarkısından ilhamla “Biz nerde yanlış yaptık” nakaratını mırıldanmaya başladılar. Dahası geminin su almaya başladığının idrâkiyle büsbütün telâşa kapılıp; daha Dolmabahçe görüşmelerinde içilen çayların, kahvelerin tortuları bile kurumadan çözüm süreci dedikleri evlere şenlik açılımı 180 derecelik bir açıyla tersyüz eylediler. Yalnız Dolmabahçe mutabakatı ile başlayıp, gelinen süreçte terörün azması meselesinde aklımıza bir soru/şüphe de takılmıyor değil hani. Bunlar millete, ölümü gösterip; sıtmaya razı etmeye mi çalışıyorlar diye de düşünmeden edemiyoruz. Öcalan’a özgürlük, Güneydoğu’ya özerklik diye gidecek bir sıtmadan da sıdkımızın sıyrılacağını; Türkiye’nin bölünmeye giderek, Azerbayca... Devamı

MHP ve Milliyetçilik

2015-08-15 23:26:00

  MHP, kuruluşu itibariyle sıradan bir fırka olmasına rağmen fikirleri ve faaliyetleri ile Türkiye’de adından en çok söz ettiren tüzel kuruluşlardan biri olmayı başarmıştır. Fırkanın yurt genelinde hissedilen bu etkisi, ülke dışında da hissedilir bir yoğunlukla devam etmektedir. Özellikle de Almanya, Azerbaycan, Türkmeneli gibi ülkelerde bu fırkaya (party) yönelik oldukça büyük bir teveccühün (sympath) olduğu malûmunuzdur.   Osman Bölükbaşı ile özdeşleşmiş olan Cumhuriyetçi Köylü Millet Fırkasının adı, bir zamanların kudretli (ya da öyle sanılan) albayı yeni genel başkan Alpaslan Türkeş’in teklifi ile Milliyetçi Hareket Partisi olur. Yine Türkeş’in isteği doğrultusunda gamalı hilâl, hilâl-bozkurt seçenekleri elenerek; Osmanlı sancağı olan “üç hilâl”, fırka simgesi (amblem) olarak kabul edilir. Türkeş’in kaynak (reference) aldığı birincil cevher Osmanlı irfanı (culture), Osmanlı medeniyetidir. Türkçülük akımını bırakarak, Türk-İslâm sentezi olarak adlandırılan yeni bir akımı “Ülkücülük” adıyla, geniş kitlelere kabul ettirmeyi başarır. Ziya Gökalpların, Nihal Atsızların yerini Necip Fazıllar, Seyit Ahmet Arvasîler, Serdengeçtiler alır.   “Türklük, bedenimiz; İslâmiyet, ruhumuzdur” diyen bir fırkaya (party) sormak lâzımdır. İslâmiyet’ten önceki devirlerden itibaren var olmuş ve de var olmaya devam eden Sakalar (İskit), Hunlar, Göktürkler, Oğuzlar (Türkmen) Uygurlar, Avarlar, Hazarlar, Macarlar dahası kimi Tengrici, kimi Hıristiyan, kimi Musevî olan Çuvaşlar, Gagavuzlar, Karaimler, Tuvalılar (Tıva), Saha Yeri (Yakutistan) sakinleri ne oluyor? Taş mı, toprak mı; ot m... Devamı

Siyaset İlmi mi, Siyasî İktidarsızlık mı?

2015-07-06 18:12:00

      Siyaset nedir? Batı düşüncesinde kabul gören çatışma kuramını dikkâte alacak olursak toplumda, çatışma halinde olan çıkarları uzlaştırma sanatıdır. Peki, ya Doğu toplumlarında?.. Halka hizmet, Hakka hizmettir! Aslına bakarsanız bu düstûr da bir hüsnü kuruntudan ibarettir.   Eskilerin tabiriyle ilm-i siyaset; günümüzün söylemiyle siyaset bilimi mahirlik yani ustalık gerektiren bir uğraşıdır. Bilgi, birikim ve deneyim bu ustalığın olmazsa olmazlarıdır.  Bu olmazsa, olmazları taşıdığı iddia edilen dahası ‘bilge lider’ olarak telkini (propaganda) yapılan Devlet Bahçeli’nin sergilediği tavır, geniş halk kesimlerinde şaşkınlıkla karşılamış olup; 1 Temmuz 2015 tarihi -kimilerince- Türkiye siyasî tarihine siyasî iktidarsızlığın, tutarsızlığın anıtının dikildiği bir gün olarak kayıtlara geçmiştir. Zira 80 geçersiz oy demek, şike demek; şike demek, hile demektir. Hile ise ancak savaşta mubah olur. Haliyle “Sayın Bahçeli neyin savaşını veriyor yahut neyin kafasını yaşıyor?” diye de sorulacaktır ister istemez.   HDP ile aynı karede yer almayız; HDP ile aynı hükümette yer almayız gibi beylik lâflarla iktidarı, AKP’ye tevdi eden (veren, bırakan) zihniyet bu tutarsızlığını da dava ile, felsefe ile, ilke ile açıklamaya, -tabiri caizse- kitlelere yutturmaya çalışmıştır. Ama bu ilkesiz ilkeciliği -Deniz Baykal’ı kastederek- “HDP’nin desteklediği adayı desteklemeyiz” noktasına getirince sözün bittiği yere gelinmiştir. Haliyle bu siyasî iktidarsız muhterem ve fırkadaşlarının, meclis lokantasında (restaurant) 3-5 TL gibi sudan ucuz ederlerle (fiyat) köfteleri, sarmaları yedikten sonra meclis keneflerine (helâ) giderek def’i hacet edip, etmeyecekleri m... Devamı

Müdür, müdür müdür?

2015-06-21 19:47:00

  Müdür, müdür müdür?   ‘Sözde’ İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü olan ‘müdür müsveddesi’ bir lavuk, hem Allah (cc) katında şirke girme hem de Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'e iftira atma densizliğinde bulundu. Bulundu bulunmasına da, bizim de aklımıza bir soru işareti takıldı: Karamanoğlu Avşar'ı olması hasebiyle hısımımız olan, dahası oldukça yakışıklı ve de çapkın bir adam olduğu söylenen Mustafa Kemal Paşa, öbür tarafta, bu dümbüğün ninesine kese atıyor olmasın?!. Türk hamamı da epeyce bir sıcak olur malûm!..     Alın size, yeryüzünde 400 milyon insan tarafından konuşulan, hiç bir dilde olmayan zengin anlatım gücü ve uygulamaları (practical) ile göz kamaştıran, ‘kafa olduktan sonra’ felsefe de yapılabilen dahası Kaşgarlı Mahmut’un da dediği gibi uçsuz bucaksız bir deniz olan Türkçemizin tek damlasıyla oluşturulmuş bir olumlu soru cümlesi: Müdür, müdür müdür? Öncesinde, dümbüktür!..         15 yıllık memuriyet hayatımızda irili-ufaklı 5 İlçe Millî Eğitim Müdürü gördük canlar. Bunlardan 2'si adam gibi adamdı. Geri kalanlar tümden omurgasız, soysuz ve yolsuz!.. Haliyle müdürler çapsız olunca, bu durumun olumsuz yansımaları alt birimlere geçiyor (sirayet etm.) ve zincirleme bir sığlık alıp başını gidiyor. Zincirleme giden bu sığlığın doğal sonucu olarak ortaya çıkan kokuşma ve yozlaşmadan dolayı da Türk Millî Eğitimi S.O.S veriyor. Görünen o ki, birileri de bu kokuşma ve yozlaşmayı sosla, turşuyla; tabletle, tahtayla ört-bas etmeye çalışıyor. Ama, nafile...     Farzı bı... Devamı

Rusya'nın, Kafkasya ve Türkistan Siyaseti

2015-06-21 17:56:00

  Rusların, Türk Dünyasına yönelik siyasetlerinde her daim bir endişe, korku, saldırı, bölme-parçalama-yönetme gayesi, kaygısı ağır basmıştır. I. Dünya Savaşı yıllarında ve özellikle 1917-18’lerden itibaren Bolşevikler sonrasında Komünistler gerçekte ise Ruslar, Türk kökenli topluluklara türlü vaatlerde bulunarak Batı’ya -özellikle de Almanya’ya karşı- aynı cephede, birlikte göğüs germe; halkların kardeşliği söylemleri üzerine bina edilmiş Bolşevik Devrim sırasında da halkların kendi kaderlerini tayin (self-determination) hakkı ve bugünkü Tataristan’dan başlayarak, İç Asya’ya kadar uzanacak bir “Türkistan Devleti” kurulması vaadinde bulunmuşlardır. Bu vaade olumlu yaklaşanlardan biri de, emrindeki yer yer 40-60 bini bulan süvari birlikleri ile Sosyalist Devrime destek veren Mir Sultan Galiyev olmuştur. Ne yazıktır ki Komünist düzenin kurulması ile birlikte Lenin ve Stalin’in kirli işbirliği sonucunda ilk ortadan kaldırılanlardan biri de yine Mir Sultan Galiyev olmuştur. Galiyev’e verilen sözün, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği içinde tek parçadan oluşan bir Türkistan Devleti’nin kurulması yönünde olduğunu bir kez daha belirtelim.   1920’lerde “Türkistan” adlı bir devlet kurma arzusu sadece Sultan Galiyev, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, Osman Kocaoğlu gibi aydınların değil, topyekûn Türk halklarının ortak fikri idi. Hatta Ruslar da başlangıçta bu fikre sıcak bakıyorlardı. Daha doğrusu bakıyormuş gibi görünüyorlardı. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Ruslar, Komünist düzeni oturtup da, Sibirya bozkırlarında hâkimiyetlerini perçinleyince birden bire 180 derecelik bir dönüş yaptılar. Siyaset (politica) değişik... Devamı

Türkmenlerin Başına Gelenler

2015-06-21 17:37:00

    Biz Türkler, Arapları gerçekten samimi olarak severiz. Oysa Arapların bize karşı tutum ve davranışları sanki biraz -nasıl diyelim- kaypak bir zeminde gider gelir. Emevî, Abbasî dönemlerinde ve daha sonraki devirlerde İslâm coğrafyasının bütün yükünü neredeyse tek başına Türkler omuzlamışlardır. Özellikle Emevîlerle başlayan süreçte önce, Hazar Türklerinden olduğu söylenen Ziyad oğlu Tarık Bey (Tarık bin Ziyad) gibi esir ve/veya paralı asker olarak; sonrasında, Horasanlı Ebu Müslim, Gökbörü, Atabey Zengi, Tulunoğlu, Kılıçaslan, Selahaddin, Kıpçak Türk’ü Baybars gibi bizzat siyasetin as oyuncuları olmuşlardır. Dahası Sadık oğlu Numan (Ebu Hanife), Muhammed Maturidî, Ahmet Yesevî, Mevlâna gibi dinî şahsiyetler; Dünya’nın şeklini şemalını Batılılardan beş asır önce ortaya koyan Birunî, dünyada ilk kez kalp ve göz ameliyatlarını gerçekleştiren İbn-i Sina, karizma sözcüğüne de ilham olan Harezmî gibi bilginler (âlim) son tahlilde Fatih Sultan Mehmet gibi övgüye mazhar olanlar, Yavuz Selim Han gibi halife olanlar, Sultan Abdülhamid Han gibi halifeliğin hakkını verenler!..   Ne zaman ki Osmanlı yıkılmış, Ortadoğu coğrafyası kırk parçaya bölünmüştür; olanlar olmuştur. Türklerin bırakın öz savunma yükümlülüğünü, doğru dürüst vergi bile almadığı Ortadoğulu Araplar, Osmanlı ve diğer Türk hanedanlıklarından bir emanet olarak kabul etmeleri gerekirken Türkmen (Oğuz/Ogur), Kıpçak, Kürt (Gurmanç-Guran-Soran), Çerkez gibi Türk topluluklarına tabir-i caizse hor bakmışlardır. Özellikle Irak ve Suriye olarak adlandırılan ülkelerde Türkmenlere (Oğuz/Ogur), Kürt... Devamı

Adana Mavrası mı, Mavra Gazinosu mu?

2015-06-21 16:07:00

  Dün, Ankara'da, partisi %12,5 oy alamazken, kendisi -neredeyse- % 25 oy alan dahası CHP adına girdiği yarışta bu oranı % 50'ye çıkaran Mansur Yavaş; bugün gelecek vaat eden, özellikle üniversite gençliğini etkilemeyi başarmış genç bir lider adayı: Sinan Oğan!. “Türk Milliyetçilerinin partisi MHP, Osmanlı'nın başkenti, Türk Dünyasının göz bebeği İstanbul'da HDP'nin gerisinde kaldı. Başarı nerede?” dediği için Sinan Oğan partiden ihraç ediliyorsa; MHP, Mavra Gazinosuna dönmüş demektir. "Niye ki?" derseniz; Bahçeli, Adana mavrası gibi koltuğa yapışmıştır da ondan. Sökebilene aşk olsun!..   Beyler!. Köstekli at anca çayırda otlar, ahırda rahatlar. Köstekli atlarla bir yere varılamaz. Ufuklar, ancak ve ancak rüzgâr yeleli atlarla fethedilir. Velhâsıl seyisinden midir, süvârisinden mi bilmiyoruz ama MHP köstekli ata dönmüştür!. “Seyis de nedir?” derseniz: Seçmendir!. Süvâriye gelince; ee o kadar da ferâsetiniz vardır sanırım. Zira Bozkurt’a, mankurtluk yakışmaz!. Yakışmamalı da zaten!.. Dün, Mansur Yavaş; bugün, Sinan Oğan!..Neden, niçin diye sorgulamak lâzımdır!.   Sinan Oğan ülke meselelerine, gerçeklerine geniş açıdan bakabilen bir siyasetçi, bir akademisyen olarak kendisini ispat etmiştir. 7 Haziran seçimlerinin ardından yaptığı “Bu seçim, Demirtaş’ın kişiliğiyle HDP’yi Türkiyelileştirdi. Etnik temele dayalı rijit yapıdan, sistemle uyumlu partiye dönüştürdü. Bu, Türkiye için bir kazanımdır.” şeklindeki değerlendirme bile onun, ufuk (vision) körlüğü çeken kesimler tarafından hedef tahtası yapılmasına yetip artacaktır. &nbs... Devamı

7 Haziran seçimlerinin Serik'teki yansımaları

2015-06-21 15:40:00

  AKP 1. Parti olarak devam etti. Serik'te, AKP kadrolarında 2003'ten bu yana bir başıboşluk, başıbozukluk gözlemlendiği ve bunun da düzensizliğe, yetersizliğe yol açtığı ortadadır. Sık sık değişen ilçe başkanları ile yönetimleri de bu düzensizliğe, yetersizliğe kalıcı bir çözüm bulunamadığına delildir haliyle. 10 yıllık biruğraş sonunda Serik’te 1.’liği alan AKP’nin hükümeti kur(a)bilmesi halinde ilçenin özellikle devlet hizmetlerinden kaynaklanan sorunlarına artık bir çözüm getirmesi gerekiyor. Bunun başında da 950 TL asgarî ücretle çalışan turizm emekçileri; çiftçinin gerçekleştirdiği tarımsal üretimi heder eden pazar sıkıntısı; bırakın köyleri, ilçe merkezindeki mahallelerde bile yer yer huzuru ve asayişi ortadan kaldıran tapu sıkıntısı gibi sorunlar Serik halkının öncelikle çözüm beklediği hususların başında gelmektedir. Yönetimle ilgili bu aksaklıklar giderilemediği dahası 17-25, bakara-makara diye giden kokuşmuşlukların izi silinmediği takdirde AKP'nin, Serik'teki 1.'liğinin uzun soluklu olmayacağı ortadadır.   Serik'te kazanan 3.'ükten, 2.'liğe çıkan CHP oldu. Bunda milletvekili belirlemede uygulanan önseçimlerin çok etkili olduğunu söyleyebiliriz. Dahası demokrasi açısından CHP'nin bu önseçim açılımını olumlu bulduğumuzu ve bütün partilerce benimsenmesi gerektiğini düşünüyoruz. CHP'nin yapması gereken sivil toplum örgütleriyle başlattığı yakın ilişkilere devam etmesi olacaktır. Misal Alevî-Bektaşi dernekleri ile uzun yıllardır sürdürülen yakın ilişkiye geçen yerel seçimlerde olduğu gibi Süleyman Hilmi Tunahan Cemaati vb. sivil toplum örgütlerinin de d&aci... Devamı

Fareler ve insanlar yahut elma ile armut..

2015-06-21 15:34:00

  John Steinbeck'in, batmakta olan Batı medeniyetinden ilhâmla 20. yüzyıl insanının karşılaştığı sosyo-ekonomik buhranları (kriz), sorunları ele aldığı "Fareler ve İnsanlar" adlı romanını mutlaka okumalısınız.. Eser, ABD'deki ortaöğretim kurumlarında okunması zorunlu eserlerin de başında geliyor ayrıca..   Ha bu arada milsiz eğitim bakanının açıklamalarına bakılırsa, üniversiteler yetmezmiş gibi şimdi de 5. sınıflarda eğitim dili İngilizce olacakmış.. Sömürge kafalı aydınlardan sonra sıra, sömürge kafalı nesillerde anlaşılan.. Birileri, yabancı dil eğitimi ile yabancı dilde eğitimin elma ile armut kadar birbirinden farklı şeyler olduğunu; ikinci uygulamanın ancak ve ancak sömürge durumundaki ülkelerde olabileceğini dahası İngilizcenin de bilim dili değil, bir sömürge dili olduğunu dün, bilim dili Arapça olmalı diyen sakat düşüncenin bugün de İngilizce çığırtkanlığı yaptığını bu mankurtlara öğretmeli!.. Velhâsıl Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'ün de dediği gibi "Türk demek, Türkçe demektir. Ne mutlu Türk'üm diyene!."   Devlet kanalı TRT 1'de, günün 12 saati inek çobanlarının (cow-boy) hayatını anlatan fil(i)mlerin yayınlanmasına ne zaman sıra gelecek acaba?!. Malûm, genç beyinleri okul dışında da boş bırakmamak lâzım..   Çağın gereği olarak yabancı dil eğitimi illâ ki verilmeli ancak bu eğitimler Almanca, Arapça, İngilizce, Rusça... diye giden geniş bir yelpazede doğu ve batı dillerinin bir karması olarak verilmeli. Eğitimin, iktisatla (economi) olan yakın ilişkisi ve Mersin'den, İstanbul’a kadar ağırladığınız Alman, Rus vs. gezginler (tourist) de cabası. Sahi bugün koridorlarında İngilizce konuşulan -NASA başta olmak üzere- A... Devamı

Camilerimizi Kirletmeyin Ağalar

2015-06-06 22:10:00

Bugün Cuma namazına gittik. Gitmez olaydık. Gidip de din(i)dar imam efendinin okuduğu hutbeyi dinlemez olaydık. Kabız olmuşçasına ıkınıp-sıkınarak ırktan, ırkçılıktan; ashaptan, asabiyeden söz eden öte yandan kod adı 17-25 olan rüşveti, yolsuzluğu, kul hakkına saygıyı, kamu malının kutsallığını… diye giden mevzulara teğet geçen dahası özgül ağırlığı 657 gram çeken bir Molla Kasım, birilerinin ifrata ve tefrite kaçan hallerini mazur göstermek daha doğrusu aklamak için akla, karayı seçti. Sözüm ona üstü örtülü yaylım atışlarla (salvo) "Irkçı MHP ile dinsiz CHP'ye oy vermeyin" demeye getirdi. HDP'liler zaten Zerdüşt!. Allah için, milliyetçi Mustafa ile muhafazakâr Mustafa'nın eş-liderliğindeki Millî İttifak'a fazla dokundurmadı. Gerçi milliyetçi Mustafa ilahiyatçı olduğu için sıkar biraz!. Kamalak, zaten derviş…   Bizim, bu hutbeyi hem de seçime 1,5 gün kala kaleme alan diyanet mi hıyanet mi olduğu konusunda zaman zaman şüpheye düştüğümüz teşkilâtın tepesindeki tadil-i erkân fukarası ham yobaz, kaba softaya naçizâne önerimiz, Müslümanların ortak ibadethanesi olan camiyi kirletmemesi; tebdil-i mekân eyleyerek, caminin az ilerisindeki helâya gidip, birkaç çay kaşığı müshil ile karın ağrılarından kurtulması olacaktır. Çoğunlukla etnik özürlü zevatın çektiği bu karın ağrısı, asırlarca önce bırakıp gitmek zorunda kaldığımız kadim Anadolu’nun kapılarını bir daha kapanmamacasına tekrar aralayan büyük Türk hakanı Sultan Alpaslan’ın da dediği gibi “bid’ad bilmez, temiz Müslümanlar” olan Türk Milletinin midesini bulandırmaya başlamış... Devamı

Türkiye’nin Cari Açık ve Ödemeler Dengesi Sorunu

2015-06-04 23:13:00

Türkiye’nin Cari Açık ve Ödemeler Dengesi Sorunu   Cari açık nedir? Kabaca bir tarifle, bir ülkenin belirli bir tarih aralığında misal 1 Ocak-31 Ocak gibi aylık veya 1 Ocak-31 Aralık gibi yıllık zaman dilimlerinde ürettiği mal ve hizmet değerleri ile tükettiği yahut ihtiyaç duyduğu değerlerin toplamı arasındaki farktır. Bir emekçinin durumu da buna benzer haddizatında. Öyle ya, maaşınız asgari ücrete tabi ise bir aylık zaman diliminde bu ücrete denk harcama yapmanız gerekir. Fazla yaparsanız; o zaman da ileriki aylarda kemer sıkarak, bu açığı kapatmanız olmadı evdeki halıyı, kilimi haraç-mezat satıp borcu kapatmaya çalışmanız gerekir. Ana-baba, bacı-gardaştan da yardım alabilirsiniz tabi. Ama söz konusu ülkeler olunca ana-baba, bacı-gardaş ilişkisinin yerini borç (credit) senetleri alır. Gerçi İstiklâl Harbi yıllarında Azerbaycan Devleti, Buhara Hanlığı gibi kardeş ülkelerden karşılıksız yardım görmüştük. Sonraki yıllarda bu kardeşlerimizi unutmamız ise ayrı bir fasıl, ayrı bir ayıbımız...   Türkiye’de cari açık sorunu ilk kez Osmanlı döneminde ortaya çıkmıştır. Cari açık, doğal olarak borçlanmayı getirmiş ve Osmanlı ilk dış borcu 1854 yılında Kırım Savaşının masraflarını karşılamak için almıştır. Devlet-i Âli, 1923 yılına yani Cumhuriyetin ilânına kadar tam 41 borç anlaşması imzalamak zorunda kalmıştır. 1875 yılına gelindiğinde dış borcun bütçeye oranı % 25’tir. Aynı yıl, dış borç ödemelerini durdurduğunu (moratorium) ilân etmiştir. 1881 yılında Duyun-u Umumiye İdaresi kurularak Osmanlı dış borçları 239 milyon Osmanlı Lirası olarak yeniden yapılandırılmış ve özellikle Sultan Abdülhamid Han’ın kişisel çabaları ile borçların önemli bir kısmı eritilmiş... Devamı

Yine Bir "Algı Opera..." -Pardon- Kedidir, Kedi

2015-04-05 00:44:00

Yine Bir "Algı Opera..." -Pardon- Kedidir, Kedi Bir günde: Balyoz darbe davasında toplu beraat; ülkenin neredeyse tamamında elektrik kesintisi; İstanbul’da, adliyeye terör baskını… Ülke gündemine dair ardı ardına gelen bu ibretlik olayları sağlıklı değerlendirip, havsalada yerli yerine koymanın epeyce bir zor olduğunun farkındayız. Zira bütün bu olaylar, gelişmeler -bize göre- 1 Nisan şakası gibi!.. Yeni Güvenlik Yasası bildiğiniz gibi Millî Meclisi dolayısı ile de toplumu bir hayli germişti. Hadi polis devletine giden demeyelim ama fırka (party) devletine giden yolda, Türkiye’nin en önemli (kritik) noktalarından biri olan İstanbul Çağlayan Adliyesine yapılan bu meş’um (hayırsız, uğursuz) baskının neye, kime hizmet ettiği sanki biraz malûm gibi!.. İstanbul Çağlayan’da bulunan adliye binasına yapılan terör baskını... Savcı Mehmet Selim Kiraz, Berkin Elvan soruşturmasında bazı polisleri mimlemiş. Kim olursa olsun, ne suretle olursa olsun suçlular korunmamalı; adalet önüne çıkarılmalı diyen bir adam bu savcı.. Polisler, İçişleri Bakanlığına dolayısı ile AKP'ye bağlı!.. Teröristler, -sözüm ona- Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) adlı yasadışı bir sol örgüte üye.. Bu taşeron örgüt, ülkemizdeki kontr-gerilla tipi örgütlenmelerin ağa-babalarından.. Yani sol gösterip, sağ vurmanın dik âlâsı!.. Batı emperyalizmine hizmet eden bir "maşa" olduğu ortada olan bu örgütün Türkiye’deki eylemleri alt alta koyulup, genel bir değerlendirme yapıldığında çarpıcı sonuçlar çıkıyor. Misal Özdemir Sabancı suikastı!.. Uzakdoğu (Japon) otomotiv şirketleri ile işbirliğine giderek, Batılı şirketlerin tahakkümünü kırmaya çalışan Özdemir Bey’... Devamı

Fasıldan Fasıla AKP

2015-03-13 08:48:00

  Yaradılanı severiz, Yaradan’dan ötürü. Bütün ins, cin, hayvanat ve dahi nebatatla birlikte AKP’lileri de severiz. Bu AKP’liler iyidirler, hoşturlar neyleyelim ki biraz da boşturlar. Körü körüne inanma da hayâl âleminde yaşama da bunlardadır. Galiba rahmetli Atatürk’e ait olacaktı: “Sorgulamayan insan cahildir. Sorgulatmayan ise zalim”  diye bir söz vardır. Güzel ülkemizde sefa süren bu güzide gürûh, Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ve benzeri güzelim sözlerine de pek rağbet etmezler ne yazık ki. Haliyle farz-ı muhal sorgulama yetenekleri belki biraz gelişir diyerekten, bu eşref-i mahlûkatlara birkaç fasıl altında birkaç soru sormamız elzem olmuştur. Birinci fasıl: AKP iktidara geldiğinde millî para birimimizde ‘6’ adet “0” vardı malûmunuz. AKP, paramızdan 6 tane 0 attı hani. İyi de yaptı. Okullarda, öğrencilerimiz millî para birimimiz olan TL ile çok rahat bir şekilde dört işlem, alıştırma yapmaya başladı. Yalnız 0’lar atılmadan önce en büyük paramız 100.000.000 TL idi. Haliyle 6 adet 0 atılınca geriye 100 TL kalması gerekiyordu. Ama bir baktık ki 200 TL’lik kaimeler ceplerde dolaşıyor. Şimdi sorumuzu soralım: Bu süreçte üstü örtülü bir devalüasyon yahut -özellikle Körfez sermayesi olarak adlandırılan BAE, Suudi Arabistan gibi ülkelerden gizli yollarla gelen- sıcak para girişi daha da açık bir ifâdeyle kara para aklama söz konusu oldu mu? Ya da hani olmaz ama Prof. Dr. Haydar Baş’ın, bol para basılmasını; emisyon hacminin, Türkçe ifâde edecek olursak piyasaya sürülen para miktarının devlet eliyle arttırılmasını esas alan ve böylelikle ülke iktisadının (ec... Devamı