Selâhaddin-i Eyyûbî Türk'tür

2015-09-20 18:18:00

  Ünlü komutan Selâhaddin-i Eyyûbî Irak’ın, Tikrit kentinde 1138 yılında dünyaya geldi. Babası Necmeddin Eyyub, Selçuklu atabeyi (emir) İmadeddin Zengi’nin adamlarından olup; günümüz jeopolitiği dikkate alındığında Azerbaycan taraflarından göçerek, Ortadoğu’ya indiğini söyleyebiliriz. Baba sülâlesinin Türkmen (Oğuz/Ogur) mi, Kıpçak mı yahut Gurmanç mı olduğu konusu -kimi tarihçilerce- ihtilâflı bulunsa bile söz konusu bu toplulukların her birinin birer Türk boyu olduğu gerçeği de unutulmamalıdır.    Selâhaddin-i Eyyûbî’nin annesi, Selçukluların Harim emiri (vali) Şihabeddin Mahmud ibn Tokuş el-Harimî'nin kız kardeşi idi.  Dolayısı ile anne tarafının Türkmen olduğunu kesin olarak biliyoruz. Ki Tokuş ve/veya oğlu Mahmut gibi bey sülâlesinden gelen bir Türk ailesinin de kızlarını kendilerinden olmayan, sıradan yahut -konum olarak- kendilerinden aşağı tabakada birine vermeleri -takdir edersiniz ki- çok zayıf bir ihtimaldir.   Bir kişinin millî kimliği ile ilgili en önemli kaynaklardan biri aile bireylerinin taşıdıkları adlardır hiç kuşkusuz. Selâhaddin-i Eyyûbî’nin erkek kardeşleri Muhammed Ebu Bekir, Şemsüddevle Turan Şah, Seyfilislâm Tuğtekin, Şehinşah (Şahinşah) ve Tacilmülük Buri (Böri, Börü) olarak sıralanmaktadır. Turan, Tuğtekin, Şehinşah, Buri (Böri, Börü) diye giden kişi (şahıs) adlarının Türkçeye dolayısı ile Türklere ait olduğu da hiçbir şek ve şüpheye mahal (yer) bırakmayacak şekilde ortadadır. Aile bireylerinin adları konusunda, Bitlis Emiri Şeref Han tarafından kaleme alınmış olan “Şerefname” adlı esere bakabilirsiniz.Şerefname, Gurmançların (Kürt) ta... Devamı

Güzel Ülkemin Şehitleri ve Şebelekleri

2015-09-20 18:10:00

  Türkiye Cumhuriyeti kimilerinin iddia ettiği gibi etnisite üzerine kurulmuş bir devlet değildir. Eğer öyle olsaydı Gâzi Mustafa Kemal Atatürk, Avşar; İsmet İnönü, Gurmanç; HüseyinRauf Orbay, Çerkez; Mehmet Ziya Gökalp, Zaza, Mehmet Âkif Ersoy, Arnavut; İzmir Vilayet Konağının gönderine Türk Bayrağını ilk kez çeken Yüzbaşı Şerafettin Bey, Kırım Tatar’ı dahası Kafkasya’da, Türkistan’da topladığı yardımları Anadolu’ya, Kuva-yı Millîyecilere gönderen İsmail Enver Paşa, Gagavuz (Gökoğuz) olmazdı. Karaman dolaylarında yaşayan Hıristiyan Oğuzların (Uz) mübadelede topyekûn Yunanistan’ a gönderilmeleri de cabası!.. Velhâsıl kavramları kafanıza göre yorumlamamalısınız. Hele de etnisite kavramını!.. Çünkü etnik farklılıklar yara gibidir. Kaşıdıkça azar. İşte bu yüzden, birileri bu ülkede gaflet, dalâlet ve hatta hıyanet hisleriyle hareket ederek yıllardır bu yarayı kaşımaya çalışıyor. Kimileri sosyo-ekonomik unvan olan ve meslek tanımı gibi algılanması gereken Yörük, Tahtacı gibi adlandırmaları -ki bu toplulukların öz be öz Oğuz/Türkmen boyundan olmaları hasebiyle Türk olduklarını görmezden gelerek-  etnik adacıklar olarak sayıyor; kimileri Uygurları, Salgurları, Fin/Ogurları, Başgurdları vb. bilmezden gelerek Gurmançları (Kürt) ayrı millet, ayrı kavim olarak adlandırma çabasının, hatasının peşinden gidiyor filan.    Etnik kaşımalar yarayı azdırınca da, bu güzel ülkede ortalık kan gölüne dönüyor malûmunuz. Böyle sancılı dönemlerde herkesin aklını başına devşirip, aklıselim davranması gerekmez mi? Tabi ki de gerekir!.. Misal “şeytanın, karı boşattığı” böyle zamanlarda ağızlardan çıkacak her bir söz öl... Devamı

Sınav Rezaletleri (Scandal) Üzerine

2015-09-20 18:06:00

  Sınav dedikoduları, rezaletleri (scandal) son yıllarda ülke gündemini en çok meşgul eden konu başlıklarından birisi olarak göze çarpıyor malûmunuz. Biz, güzel Türkçemizin; güzel söz öbeklerinden biri olan “en son söylenecek sözü, en başta söylemek” deyiminden de esinlenerek; sözü döndürüp, dolaştırmadan doğrudan (direct) konuya girelim. Mesele, orta ve yüksek öğretim sınavlarında sıkça karşılaşılan ‘hatalı sorular’ meselesi canlar.   Bir zamanlar Türkiye’nin en güvenilir kurumlarından olan, olduğu varsayılan YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) tarafından son yıllarda yapılan sınavlarda dedikoduların, rezaletlerin (scandal) ardı arkası kesilmedi gitti bildiğiniz gibi. Toplu kopya dedikoduları, soruların çalındığına dair şek ve şüpheler dahası her sınavda karşılaşılan “hatalı soru” kepazeliği (scandal) diye giden evlere şenlik olaylar, uygulamalar kısa vadede olmasa bile orta ve uzun vadede halkın bütün kesimlerini yakından ilgilendireceği için öte yandan kamu vicdanında açacağı yara ile de Hz. Ömer’in (Allah, ondan razı olsun) “mülkün temeli adalettir” diye tanımladığı düstura zarar vermesi kaçınılmaz olacağından her türlü sınav meselesinin üzerinde önemle durulmalıdır.   Toplu kopya, soruların çalınması gibi olaylar vaka-yı adiyeden olup; kolluk ve gözetmen tedbirlerinin adam gibi alınması halinde bu tür rezaletlerin (scandal) önüne geçilmesi işten bile değildir. Haliyle bu durumu, -ilgili bakanlıkların maharetli çalışanları söz konusu olduğunda- halledil(e)meyecek bir sorun olarak görmediğimizin bilinmesini istiyoruz. Söz gelimi sınavların yapıldığı sınıf, anfi vs. ortamlara kurulac... Devamı

Kültür Mantarı & Paspas

2015-09-01 21:39:00

    Büyük Birlik Partisi'nin eskimiş başkanı 17-25 Aralık süreçlerinde RTE'ye arka çıkıp; "Bizim mahallenin çocuğuna aşağı mahallenin veletleri posta koyamaz üleyn!." gibisinden lâflarla arka çıkıp, mahalle kabadayılığına soyunmuştu.   Şimdilerde, ucuz kabadayılığının ödülünü (mükâfat) fazlasıyla alan eskimiş başkan, seçim hükümetinde kültür mantarı -affedersiniz- Kültür ve Turizm Bakanı oldu. Böylece, topu 90'a takan eskimiş başkanın ne yaman bir topçu olduğunu da Türkiye'de yaşayan her bir Allah’ın kulu öğrenmiş oldu.   Ecevit’in, 2 haftalık hızlı eğitimle atadığı kültürlü öğretmenlerden sonra; AKP’nin, mektupla, 2 aylığına atadığı kültürlü bakanları da görmüş oldu güzel ülkemiz.   Sorun şu ki: Eskimiş başkanın ve dahi "onursal reis" RTE'nin oldukça şaibeli bir şekilde "sonsuzluğa ulaştırılan" rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümündeki sır perdesinin aralanmasına dair ne gibi girişimlerde bulunduklarını ‘vicdan sahibi’ her bir “TC” vatandaşı gibi biz de merak ediyoruz.   Velhâsıl Yılan dağında üşüyen kardelen kim sen kim?. Seni gidi Beştepe’nin kültür mantarı, seni!..   Gelelim gök gürültüsü Tuğrul’a!.. ‘Yıldırım’ hızıyla saf değiştirerek, Ülkücüleri sukut-ı hayale uğratan Tuğrul Türkeş MHP'yi kastederek "Beni, babamın partisinden hiç kimse atamaz!.." demiş.   İyi de beyzade vakti zamanında ATP'yi (Aydınlık Türkiye Partisi) kurarak, babanın fırkasını (party) bırakıp giden sen değil miydin?!.   "Alpaslan Türkeş&r... Devamı

Alâaddin Câmisinden, OGM’ye

2015-08-30 20:49:00

      28 Ağustos 2015 Cuma günü Beşkonaklı Nail lâkaplı Nail Ayışık kardeşimle günübirlik Isparta’nın Uluborlu ilçesine kadar gidip geldik dostlar. Ziyaretimizin sebebi, Nail Başkan’ın kızını Uluborlu Cumhuriyet Anadolu Lisesine kaydettirtmekti. Bizim başkan ve aile efrâdı kılavuza bakmışlar. Kız/Erkek Pansiyonlu ibaresini yani açıklamasını görüp dahası aileden bir başka kızımızın daha aynı okulda bir yıldır yatılı okumasından dolayı, orayı tercih etmişler. Kızımız da kazanmış. Kesin kayıt için kalktık gittik. Gittik gitmesine ama kılavuzda yazmayan, Bakanlık yetkililerinin düşün(e)mediği bir gerçekle de yüzleşmek zorunda kaldık. Kılavuzda kız/erkek pansiyonlu denen okulda kızlar için ayrılan payın (hisse, istihkak, kontenjan ne derseniz artık) sadece 15 olduğunu, üstüne üstlük kızımızın önünde de 10 tane yedek olduğunu öğrenince bir velinin ne hissedeceğini varın artık siz düşünün. Hele de Serik ile Uluborlu’nun arası 200 km iken!.. Ha bu arada müdür arkadaşımızın yer sıkıntısı olmadığı için kız öğrencilerin payını (kontenjan) 2-3 katına çıkarmak için üst yazıyla İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne başvurduğunu ve olumsuz yanıt aldığını da belirtelim. Okul müdürü arkadaşımız oldukça girişken, çalışkan bir kardeşimiz. Hanımı da aynı okulda müdür yardımcısı olarak görev yapıyor. Karı-koca ikisi de Aydın Yörüklerinden. Buraya da Karaman’dan tayin isteyip gelmişler. Kona göçe Aydın’a doğru gidiyorlar anlayacağınız. Arkadaşlarımız, Uluborlu için de güzel şeyler düşünmüşler. Okul, ilçenin dışında tarihî Uluborlu kalesinin eteğinde ve yine tarihî Alâaddin Câmisinin yanı başında bul... Devamı

Türkeş Çarkı

2015-08-27 13:35:00

      Ülkücüler zindanlarda çile çekerken sen, babanın soyadı sayesinde Türk Petrol bilmem ne şirketinin yönetim kurulunda, eften püften işlerle oyalanmak karşılığı 500 küsur milyoncuğu bulan (yahut bulduğu söylenen) uçuk ihsanlarla -affedersiniz- maaşlarla cebini doldur. Baban, Hakk’ın rahmetine kavuşunca onun Adriyatik’ten, Çin Seddine kadar uzanan devasa nüfuzunun üzerine oturmaya kalk. Ülkücüler pas vermeyince, Aydınlık Türkiye Partisi adlı bir ‘merdiven altı’ fırkası kur. Dost meclislerinde Alpaslan Türkeş’in Partisi’yiz diyerekten, ucuz telkinlerle (propaganda) Ülkücüleri sazan yerine koymaya çalış. Gerçi haksızlık etmeyelim şimdi. Ahmet Özal, Aydın Menderes, Erdal İnönü, Fatih Erbakan filan da aynı teraneyi sattığına göre seni de hoş görmek lâzım. Haliyle umduğunu bulama… Kızılay’da, zaman zaman da Kızılay sodası yudumlayarak volta atıp dururken; ahde vefa diyen MHP üst yönetiminin davetiyle fırkaya (party) geri dön. Doğru dürüst hiçbir katkı yapmadığın fırkada başköşeye kurulup, racon kes. Tarih tekerrür etsin. Horasan’dan, Anadolu’ya bütün yükü Çağrı çeksin. Tac-taht Tuğrul’a kalsın. Oh ne âlâ!.. Sonra bir sabah haberlerde yandaş medyanın amiral gemisi Sabah’ta ana haber başlığı (manşet): Türkeş farkı!.. Sana değil de; Ülkü ocaklarında, cep harçlıklarını ortaya atıp, ‘gelene gidene mahcup olmamak için’ ocağa çay-şeker almaya çalışan gariban Anadolu çocuklarına üzülmek lâzım be aga!.. Sana kızmayıp; MHP’nin başındaki basiretsizlere, ferasetten yoksunlara kızmalı!.. Muhsin Başkanı, Mansur Başkanı, Sadi Somuncuoğlu’yu, &... Devamı

Yarbay Mehmet Alkan’a En Anlamlı Destek Ozan Ârif’ten!..

2015-08-24 22:12:00

  Adı, Mehmet; lâkabı, Mehmetçik!.. Soyadı, Alkan!.. Düne kadar bir kardeşi vardı. O da ağabeyi gibi asker ocağında idi. Gökten dört yıldız düşmüştü. Biri, al bayrağa; üçü, küçük kardeş Ali’nin omuzlarına!.. Üç yıldız ağırdı, vatan kadar hem de!.. Bu mukaddes yükün hakkını lâyıkıyla verdi Ali Yüzbaşı. Şehit olup, al kanlara belendi. Gül tenini, gül bahçeleri bürüdü. Gelenek yine bozulmadı. Kız kardeşimizin gelinliği, şehidimize son örtü oldu. Tıpkı Ârif Nihat Asya’nın 4 Ocak’ı, 5 Ocak’a bağlayan bir uzun gecede, bir masanın başında, hem de sabaha kadar hiç uyumadan yazdığı; sabah olunca da ‘Adana’nın Kurtuluş Günü’ töreni için hazırlanan kürsüye çıkıp, bizzat kendisinin okuduğu -şimdilerde- AKP’lilerin sansürlemeye kalktıkları ‘Bayrak’ şiirinde olduğu gibi!.. Şehidimizin sonsuzluğa ulaşan ruhu arş-ı âlâda şah kartalları gibi süzüledursun, al bayrağa sarılı bedeni Osmaniye’deki baba ocağına getirildi. İnsanlar, şehidimize karşı son görevlerini yapmak için toplandı. Cenaze namazını kıldırmak için gelen il müftüsü "Kula kulluk yapma, makamına saygı göster." uyarılarına aldırmadan, tören alanına geç gelen AKP’liler için ön safta protokol sırası oluşturma derdine düştüğü bir sırada Mehmet Yarbay boğazında katmer katmer düğümlenmiş acıyla feryat etti. Dudaklarından dökülen sözler, yayından boşanmış ok gibi saplandı taşlaşmış vicdanlara. İsyanı açılıp, saçılmalara; düzenin kahpeliğine, pusuların kalleşliğine idi!. ‘Acılıdır, dokunmayın’ demek düşerdi adam olana… Ama olmadı, olamadı, olamadılar!..   ... Devamı

İsviçre’deki Hesap Çarşı'ya Uymaz

2015-08-23 23:26:00

  Bir süre önce, ulusal basında çıkan haberlerde İsviçre’de, Türklere ait 3105 gizli hesap olduğu ve bunlardan 2711’inin AKP döneminde açıldığı yazılıp çizildi malûmunuz. Seçim sürecindeki bir ülkede birilerinin, -yangından mal kaçırır gibi- yurt dışındaki bankalarda hesap açtırma yarışına girmesini biz de her bilinçli yurttaş gibi tuhaf karşıladık. Bu durum, genel seçimlerde AKP’ye ne getirir; AKP’den ne götürür dahası halkın tercihi, teveccühü ne yönde olur bilinmez. Ama biz, koyu bir Beşiktaşlı olarak “İsviçre’deki hesap, Çarşı’ya uymaz” diyoruz!.   Bir ülkenin iktisadının gücü, güvenilirliği o ülkede faaliyet gösteren bankalarının müşterilerine açtığı hesap sayıları ile ve tabi işlem hacmi (ciro) ile doğru orantılıdır. Ülkenin emisyon hacmi yani piyasadaki para sürümü -bankacılık sisteminin sağlamlığı ile de desteklenmek suretiyle- istikrar unsuru olması açısından daha bir önem kazanır. Bu nedenledir ki, yukarıdaki haber -bize kalırsa- ülke iktisadının (economi) iyiye gitmediğinin bir işaretidir. Niye mi? İyiye gitseydi, bu hesaplar Halk Bankasının bir İstanbul şubesinde misal (sözgelimi) Kasımpaşa'da açılırdı da ondan!. Ha bu arada, yurtdışına çıkan paraların kaynağı meçhulse yani rüşvet, hırsızlık, yolsuzluk gibi kalemlerden elde edilmiş bir haksız kazanç amiyane tabirle kara para durumu söz konusu ise o zaman işin rengi değişir tabi!.   Atatürk’ün oldukça ibretlik (ironik) bir sözü vardır malûmunuz. “Beni Türk hekimlerine emanet ediniz!.” demiştir. Belki de içine bir şeyler doğmuştur, kim bilir? Sezgilerinin çok güçlü olduğu ... Devamı

Yörük Tekesi

2015-08-22 22:20:00

  7 Haziran seçimlerinin üzerinden epeyce bir zaman geçmesine rağmen Ferrari’sini satan bilgeden -affedersiniz- özgül ağırlığı olan adamdan hâlâ 'tık' ses yok. Türk halkı, ünlü zanaatkârın (Malûm siyaseti, zanaat olarak yapan bir şahsiyettir kendileri..) kendine özgü yorumu ile “Parsel paarsel eeylemiişleer Aangaraaayıı -gene affedersiniz- düünyaayııı!..” türküsünü çığırmasını dört gözle bekliyor.   Bu milletin sağı-solu belli olmaz. Daha da olmadı, peçeteye, yanılmıyorsam 6 ok’lu -affedersiniz- zamanlı, 5 vuruşlu Yürük semâî makâmında icra edilen ve Bülent Ersoy ?efendi tarafından sık sık seslendirilen "Ebâbil bir kuştur”muydu, “Garip bir kuştu gönlüm” mü -adı her neyse işte- klasiği yazıp geçer. Yahut da Ötüken yolu yokuştur, kafaları tokuştur!..   Az önce Yürük semâî demişiz canlar. Hakkınızı helâl edin. Malûm, Karahacılı Yörüğü olmamız hasebiyle her yol, her söz Yörüklüğe çıkıyor bizde. Elimizde olmadan, dilimiz sürçüyor (sürç-i lisan) bazen. Sözünü ettiğimiz türkü/şarkı Şanlıurfa yöremize ait olup; hicaz makamda icra edilir. “Garip bir kuştu gönlüm” demişken bir tarihte ustalıkla uygulanmış bir toplum mühendisliği projesi ile omuzlarına talih kuşu kondurulan birileri, şimdilerde o kuşların kanat çırpmaya başlamalarıyla birlikte paniğe kapılarak; omuzlarına bakmaktan, önlerini göremez bir halde yalpalayıp durmaktadırlar. Dahası tökezlemeleri de an meselesidir. Emin olun!..   Biraz önce ‘klasiği’ dedik ya?. Yine, Yörükler aklımıza geldi dostlar. Y&... Devamı

Son Bin Yılın Selâhaddin Eyyûbî'si

2015-08-22 22:17:00

    Rizeli kardeşlerimiz hemşerileri olan Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti için canla başla çalışmışlar. Yollar süpürülmüş, kaldırımlar onarılmış, çiçekler sulanmış, afişler asılmış falan. Basın mensupları da bu çabaları ülke insanı görsün; haber olsun, örnek olsun… babından çekmişler olanı biteni. Koymuşlar gazeteye, siteye şuraya buraya filan. Derken gözümüze bir afiş ilişti. Üzerinde “Son bin yılın Selahaddin Eyyubi’si Rize’ye hoş geldin” yazdığını görünce yüzümüzde alayla (istihza) karışık, muzipçe bir gülümseme olduğu halde dalıp gittik bir süre. O anda esin (ilham) perisi çıkageldi. Ve başladık okuduğunuz satırları karalamaya...   Selâhaddin-i Eyyûbî 1138 yılında Irak/Tikrit’te doğdu. Babası Necmeddin Eyyub, Selçuklu emiri (atabey) İmadeddin Zengi’nin adamlarından olup; annesi, Selçukluların Harim emiri (vali) Şihabeddin Mahmud ibn Tokuş el-Harimî'nin kız kardeşi idi. Ünlü İslâm kumandanının, ana tarafından Oğuz (Türkmen) Türk’ü olduğunu kesin olarak biliyoruz. Baba sülâlesinin Oğuz (Türkmen) mu, Kıpçak mı yahut Gurmanç mı olduğu konusu ihtilâflı olmakla birlikte söz konusu bu toplulukların birer Türk boyu oldukları da unutulmamalıdır.  O dönemde yaşayan ve askerî seferlere eşlik eden bir Arap tarihçinin, -Halep?-taraflarında şahit olduğu bir olaydan hareketle- Selâhaddin’in günlük hayatta Türk dili konuştuğunu nakletmesine; Haçlıların en ünlü komutanlarından ‘Aslan Yürekli’ lâkaplı İngiltere kralının, anılarında “O Türk” gibi ifadeler kullanmasına dahası kendi aile bireylerinin Türkçe ... Devamı

İstikşafî Görüşmeler

2015-08-15 23:34:00

Türkiye ahalisi son dönemlerde at izinin, it izine karıştığı; herkesin karnından konuştuğu bir hali pürmelâli yaşıyor malûmunuz. Seçim sonrası, ortalık toz duman… Birileri başkan olamadı. Birileri ödünç oylarla da olsa rüştünü ispat etti. Birileri evde kalmış kız kurusu gibi, zorakî gelen görücüye kendini yamamaya çalışıyor. Birileri de hemşerisi Fatih Terim gibi sahaya girmeden; saha kenarından depik (football)oyununu yönetmeye, oyunculara taktik vermeye çabalıyor filan.   Seçimin en dokunaklı (dramatic) sonucu, feraset sahibi Türk seçmeninin, birilerine “Mağrur olma padişahım!..” demiş olmasıdır bize kalırsa. Zira ‘ene’ yani ben(cil)lik kabarmasından dolayı şişindikçe şişinen, yerine göre şirretleşen ham yobaz, kaba softa takımının ayağı bu sayede yere basmaya başladı. En azından duvara toslamış olmanın verdiği yürek sızısı ile oturup; Kayahan’ın şarkısından ilhamla “Biz nerde yanlış yaptık” nakaratını mırıldanmaya başladılar. Dahası geminin su almaya başladığının idrâkiyle büsbütün telâşa kapılıp; daha Dolmabahçe görüşmelerinde içilen çayların, kahvelerin tortuları bile kurumadan çözüm süreci dedikleri evlere şenlik açılımı 180 derecelik bir açıyla tersyüz eylediler. Yalnız Dolmabahçe mutabakatı ile başlayıp, gelinen süreçte terörün azması meselesinde aklımıza bir soru/şüphe de takılmıyor değil hani. Bunlar millete, ölümü gösterip; sıtmaya razı etmeye mi çalışıyorlar diye de düşünmeden edemiyoruz. Öcalan’a özgürlük, Güneydoğu’ya özerklik diye gidecek bir sıtmadan da sıdkımızın sıyrılacağını; Türkiye’nin bölünmeye giderek, Azerbayca... Devamı

MHP ve Milliyetçilik

2015-08-15 23:26:00

  MHP, kuruluşu itibariyle sıradan bir fırka olmasına rağmen fikirleri ve faaliyetleri ile Türkiye’de adından en çok söz ettiren tüzel kuruluşlardan biri olmayı başarmıştır. Fırkanın yurt genelinde hissedilen bu etkisi, ülke dışında da hissedilir bir yoğunlukla devam etmektedir. Özellikle de Almanya, Azerbaycan, Türkmeneli gibi ülkelerde bu fırkaya (party) yönelik oldukça büyük bir teveccühün (sympath) olduğu malûmunuzdur.   Osman Bölükbaşı ile özdeşleşmiş olan Cumhuriyetçi Köylü Millet Fırkasının adı, bir zamanların kudretli (ya da öyle sanılan) albayı yeni genel başkan Alpaslan Türkeş’in teklifi ile Milliyetçi Hareket Partisi olur. Yine Türkeş’in isteği doğrultusunda gamalı hilâl, hilâl-bozkurt seçenekleri elenerek; Osmanlı sancağı olan “üç hilâl”, fırka simgesi (amblem) olarak kabul edilir. Türkeş’in kaynak (reference) aldığı birincil cevher Osmanlı irfanı (culture), Osmanlı medeniyetidir. Türkçülük akımını bırakarak, Türk-İslâm sentezi olarak adlandırılan yeni bir akımı “Ülkücülük” adıyla, geniş kitlelere kabul ettirmeyi başarır. Ziya Gökalpların, Nihal Atsızların yerini Necip Fazıllar, Seyit Ahmet Arvasîler, Serdengeçtiler alır.   “Türklük, bedenimiz; İslâmiyet, ruhumuzdur” diyen bir fırkaya (party) sormak lâzımdır. İslâmiyet’ten önceki devirlerden itibaren var olmuş ve de var olmaya devam eden Sakalar (İskit), Hunlar, Göktürkler, Oğuzlar (Türkmen) Uygurlar, Avarlar, Hazarlar, Macarlar dahası kimi Tengrici, kimi Hıristiyan, kimi Musevî olan Çuvaşlar, Gagavuzlar, Karaimler, Tuvalılar (Tıva), Saha Yeri (Yakutistan) sakinleri ne oluyor? Taş mı, toprak mı; ot m... Devamı

Siyaset İlmi mi, Siyasî İktidarsızlık mı?

2015-07-06 18:12:00

      Siyaset nedir? Batı düşüncesinde kabul gören çatışma kuramını dikkâte alacak olursak toplumda, çatışma halinde olan çıkarları uzlaştırma sanatıdır. Peki, ya Doğu toplumlarında?.. Halka hizmet, Hakka hizmettir! Aslına bakarsanız bu düstûr da bir hüsnü kuruntudan ibarettir.   Eskilerin tabiriyle ilm-i siyaset; günümüzün söylemiyle siyaset bilimi mahirlik yani ustalık gerektiren bir uğraşıdır. Bilgi, birikim ve deneyim bu ustalığın olmazsa olmazlarıdır.  Bu olmazsa, olmazları taşıdığı iddia edilen dahası ‘bilge lider’ olarak telkini (propaganda) yapılan Devlet Bahçeli’nin sergilediği tavır, geniş halk kesimlerinde şaşkınlıkla karşılamış olup; 1 Temmuz 2015 tarihi -kimilerince- Türkiye siyasî tarihine siyasî iktidarsızlığın, tutarsızlığın anıtının dikildiği bir gün olarak kayıtlara geçmiştir. Zira 80 geçersiz oy demek, şike demek; şike demek, hile demektir. Hile ise ancak savaşta mubah olur. Haliyle “Sayın Bahçeli neyin savaşını veriyor yahut neyin kafasını yaşıyor?” diye de sorulacaktır ister istemez.   HDP ile aynı karede yer almayız; HDP ile aynı hükümette yer almayız gibi beylik lâflarla iktidarı, AKP’ye tevdi eden (veren, bırakan) zihniyet bu tutarsızlığını da dava ile, felsefe ile, ilke ile açıklamaya, -tabiri caizse- kitlelere yutturmaya çalışmıştır. Ama bu ilkesiz ilkeciliği -Deniz Baykal’ı kastederek- “HDP’nin desteklediği adayı desteklemeyiz” noktasına getirince sözün bittiği yere gelinmiştir. Haliyle bu siyasî iktidarsız muhterem ve fırkadaşlarının, meclis lokantasında (restaurant) 3-5 TL gibi sudan ucuz ederlerle (fiyat) köfteleri, sarmaları yedikten sonra meclis keneflerine (helâ) giderek def’i hacet edip, etmeyecekleri m... Devamı

Müdür, müdür müdür?

2015-06-21 19:47:00

  Müdür, müdür müdür?   ‘Sözde’ İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü olan ‘müdür müsveddesi’ bir lavuk, hem Allah (cc) katında şirke girme hem de Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'e iftira atma densizliğinde bulundu. Bulundu bulunmasına da, bizim de aklımıza bir soru işareti takıldı: Karamanoğlu Avşar'ı olması hasebiyle hısımımız olan, dahası oldukça yakışıklı ve de çapkın bir adam olduğu söylenen Mustafa Kemal Paşa, öbür tarafta, bu dümbüğün ninesine kese atıyor olmasın?!. Türk hamamı da epeyce bir sıcak olur malûm!..     Alın size, yeryüzünde 400 milyon insan tarafından konuşulan, hiç bir dilde olmayan zengin anlatım gücü ve uygulamaları (practical) ile göz kamaştıran, ‘kafa olduktan sonra’ felsefe de yapılabilen dahası Kaşgarlı Mahmut’un da dediği gibi uçsuz bucaksız bir deniz olan Türkçemizin tek damlasıyla oluşturulmuş bir olumlu soru cümlesi: Müdür, müdür müdür? Öncesinde, dümbüktür!..         15 yıllık memuriyet hayatımızda irili-ufaklı 5 İlçe Millî Eğitim Müdürü gördük canlar. Bunlardan 2'si adam gibi adamdı. Geri kalanlar tümden omurgasız, soysuz ve yolsuz!.. Haliyle müdürler çapsız olunca, bu durumun olumsuz yansımaları alt birimlere geçiyor (sirayet etm.) ve zincirleme bir sığlık alıp başını gidiyor. Zincirleme giden bu sığlığın doğal sonucu olarak ortaya çıkan kokuşma ve yozlaşmadan dolayı da Türk Millî Eğitimi S.O.S veriyor. Görünen o ki, birileri de bu kokuşma ve yozlaşmayı sosla, turşuyla; tabletle, tahtayla ört-bas etmeye çalışıyor. Ama, nafile...     Farzı bı... Devamı

Rusya'nın, Kafkasya ve Türkistan Siyaseti

2015-06-21 17:56:00

  Rusların, Türk Dünyasına yönelik siyasetlerinde her daim bir endişe, korku, saldırı, bölme-parçalama-yönetme gayesi, kaygısı ağır basmıştır. I. Dünya Savaşı yıllarında ve özellikle 1917-18’lerden itibaren Bolşevikler sonrasında Komünistler gerçekte ise Ruslar, Türk kökenli topluluklara türlü vaatlerde bulunarak Batı’ya -özellikle de Almanya’ya karşı- aynı cephede, birlikte göğüs germe; halkların kardeşliği söylemleri üzerine bina edilmiş Bolşevik Devrim sırasında da halkların kendi kaderlerini tayin (self-determination) hakkı ve bugünkü Tataristan’dan başlayarak, İç Asya’ya kadar uzanacak bir “Türkistan Devleti” kurulması vaadinde bulunmuşlardır. Bu vaade olumlu yaklaşanlardan biri de, emrindeki yer yer 40-60 bini bulan süvari birlikleri ile Sosyalist Devrime destek veren Mir Sultan Galiyev olmuştur. Ne yazıktır ki Komünist düzenin kurulması ile birlikte Lenin ve Stalin’in kirli işbirliği sonucunda ilk ortadan kaldırılanlardan biri de yine Mir Sultan Galiyev olmuştur. Galiyev’e verilen sözün, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği içinde tek parçadan oluşan bir Türkistan Devleti’nin kurulması yönünde olduğunu bir kez daha belirtelim.   1920’lerde “Türkistan” adlı bir devlet kurma arzusu sadece Sultan Galiyev, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan, Osman Kocaoğlu gibi aydınların değil, topyekûn Türk halklarının ortak fikri idi. Hatta Ruslar da başlangıçta bu fikre sıcak bakıyorlardı. Daha doğrusu bakıyormuş gibi görünüyorlardı. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Ruslar, Komünist düzeni oturtup da, Sibirya bozkırlarında hâkimiyetlerini perçinleyince birden bire 180 derecelik bir dönüş yaptılar. Siyaset (politica) değişik... Devamı

Türkmenlerin Başına Gelenler

2015-06-21 17:37:00

    Biz Türkler, Arapları gerçekten samimi olarak severiz. Oysa Arapların bize karşı tutum ve davranışları sanki biraz -nasıl diyelim- kaypak bir zeminde gider gelir. Emevî, Abbasî dönemlerinde ve daha sonraki devirlerde İslâm coğrafyasının bütün yükünü neredeyse tek başına Türkler omuzlamışlardır. Özellikle Emevîlerle başlayan süreçte önce, Hazar Türklerinden olduğu söylenen Ziyad oğlu Tarık Bey (Tarık bin Ziyad) gibi esir ve/veya paralı asker olarak; sonrasında, Horasanlı Ebu Müslim, Gökbörü, Atabey Zengi, Tulunoğlu, Kılıçaslan, Selahaddin, Kıpçak Türk’ü Baybars gibi bizzat siyasetin as oyuncuları olmuşlardır. Dahası Sadık oğlu Numan (Ebu Hanife), Muhammed Maturidî, Ahmet Yesevî, Mevlâna gibi dinî şahsiyetler; Dünya’nın şeklini şemalını Batılılardan beş asır önce ortaya koyan Birunî, dünyada ilk kez kalp ve göz ameliyatlarını gerçekleştiren İbn-i Sina, karizma sözcüğüne de ilham olan Harezmî gibi bilginler (âlim) son tahlilde Fatih Sultan Mehmet gibi övgüye mazhar olanlar, Yavuz Selim Han gibi halife olanlar, Sultan Abdülhamid Han gibi halifeliğin hakkını verenler!..   Ne zaman ki Osmanlı yıkılmış, Ortadoğu coğrafyası kırk parçaya bölünmüştür; olanlar olmuştur. Türklerin bırakın öz savunma yükümlülüğünü, doğru dürüst vergi bile almadığı Ortadoğulu Araplar, Osmanlı ve diğer Türk hanedanlıklarından bir emanet olarak kabul etmeleri gerekirken Türkmen (Oğuz/Ogur), Kıpçak, Kürt (Gurmanç-Guran-Soran), Çerkez gibi Türk topluluklarına tabir-i caizse hor bakmışlardır. Özellikle Irak ve Suriye olarak adlandırılan ülkelerde Türkmenlere (Oğuz/Ogur), Kürt... Devamı

Adana Mavrası mı, Mavra Gazinosu mu?

2015-06-21 16:07:00

  Dün, Ankara'da, partisi %12,5 oy alamazken, kendisi -neredeyse- % 25 oy alan dahası CHP adına girdiği yarışta bu oranı % 50'ye çıkaran Mansur Yavaş; bugün gelecek vaat eden, özellikle üniversite gençliğini etkilemeyi başarmış genç bir lider adayı: Sinan Oğan!. “Türk Milliyetçilerinin partisi MHP, Osmanlı'nın başkenti, Türk Dünyasının göz bebeği İstanbul'da HDP'nin gerisinde kaldı. Başarı nerede?” dediği için Sinan Oğan partiden ihraç ediliyorsa; MHP, Mavra Gazinosuna dönmüş demektir. "Niye ki?" derseniz; Bahçeli, Adana mavrası gibi koltuğa yapışmıştır da ondan. Sökebilene aşk olsun!..   Beyler!. Köstekli at anca çayırda otlar, ahırda rahatlar. Köstekli atlarla bir yere varılamaz. Ufuklar, ancak ve ancak rüzgâr yeleli atlarla fethedilir. Velhâsıl seyisinden midir, süvârisinden mi bilmiyoruz ama MHP köstekli ata dönmüştür!. “Seyis de nedir?” derseniz: Seçmendir!. Süvâriye gelince; ee o kadar da ferâsetiniz vardır sanırım. Zira Bozkurt’a, mankurtluk yakışmaz!. Yakışmamalı da zaten!.. Dün, Mansur Yavaş; bugün, Sinan Oğan!..Neden, niçin diye sorgulamak lâzımdır!.   Sinan Oğan ülke meselelerine, gerçeklerine geniş açıdan bakabilen bir siyasetçi, bir akademisyen olarak kendisini ispat etmiştir. 7 Haziran seçimlerinin ardından yaptığı “Bu seçim, Demirtaş’ın kişiliğiyle HDP’yi Türkiyelileştirdi. Etnik temele dayalı rijit yapıdan, sistemle uyumlu partiye dönüştürdü. Bu, Türkiye için bir kazanımdır.” şeklindeki değerlendirme bile onun, ufuk (vision) körlüğü çeken kesimler tarafından hedef tahtası yapılmasına yetip artacaktır. &nbs... Devamı