15 Temmuz; Bir ‘Yoğurda Ekmek Banma’ Hikâyesi

2016-07-24 14:15:00

  Necip Fâzıl Kısakürek pîrimiz 27 Mayıs 1960 askerî darbesini (ihtilâl) haber alınca şöyle der: “Yoğurttan hükümete, mukavvadan kılıç sapladılar!.” 15 Temmuz 2016 akşamı olup bitenler yani askerî darbe girişimi de bir nevi yoğurda ekmek banma hevesi, hadisesi (olay) şeklinde cereyan etti. Merak ettiğimiz husus, 27 Mayıs darbesiyle, kuzey komşumuz Rusya ile haddinden fazla yakınlaşan Menderes’i cezalandıran; 12 Eylül askerî darbesinde “Bizim çocuklar başardı!.” deyip, kadeh kaldıran Amerika Birleşik Devletlerinin bu son darbe girişiminin neresinde durduğu. Öyle ya “our boys” yani “bizim oğlanlar” dedikleri Kenan Evren ve havarilerinin sırtını sıvazlayıp, millî iradeye karşı sırtlanlık yaptıran ‘coni’lerden her şey beklenir.   Güzel ülkemizde 15 Temmuz 2016 gecesi olup-biten olaylar, üç aşağı-beş yukarı 27 Mayıs 1960 askerî darbesine, onun da öncesinde Sultan Abdülaziz Han’ın halline ve katline yol açan uğursuz (meş’um) olaya (vak’a) kadar giden bir tarihî derinliğe sahip. Her ne kadar, yüz yıllık zaman diliminde Babıali baskınları, 12 Martlar, 12 Eylüller, 28 Şubatlar olmuşsa da, Sultan Abdülaziz ile Adnan Menderes’in hazin sonları hep ilk hatırlanan oldu. Son olayın diğerlerinden farkına gelince; darbeci askerlerin, doğrudan sivilleri hedef alması gibi pek de alışık olmadığımız, olmak da istemeyeceğimiz bir manzara ortaya koyması. Darbe girişiminde bulunanlar, en büyük yanlışlığı da bu noktada yaptılar zaten.   HDP’nin gerçek yüzünün ortaya çıkması ile CHP’den giden emanetçi oyların tekrar ait olduğu fırkaya (party) döneceği ve CHP’nin oylarını % 30’lara çıkaracağı konuşulurken; MHP’de kurultay bilmecesi... Devamı

Atatürk Türkiye’sinden, Humeyni’nin İran’ına…

2016-06-27 19:33:00

    Rıza Palani’nin, İngiliz ve Rusların desteği ile Kaçar/Türkmen Hanedanlığını yıkması ve Şah Rıza Pehlevi unvanını almasına kadar yani 800’lü yıllardan 1925’e kadar geçen uzunca sürede, Acem diyârı olarak da adlandırılan bölge Türk yurdu olmuş; Türkler tarafından yönetilmiştir. Oldukça milliyetçi olan Kaçarların yanı başında oldukça milliyetçi/Türkçü olan Kuva-yı Millîyeciler de çıkıp Türkiye Cumhuriyetini kurunca bölgede çıkarları olan İngilizler ve Ruslar telaşlanmışlardır. Öyle ya Deşt-i Kıpçak yani Kıpçak bozkırlarından başlayıp Türkistan’a, daha da ilerideki Saha’ya (Saka, Sakha) kadar Rusların; Ortadoğu’dan, Hindistan’a hatta Hong Kong’a kadar İngilizlerin çıkarları söz konusudur. Çıkarları ve yayılmacı (imperial) emelleri…   1923’te din eksenli Osmanlı Hanedanlığının son bulup, anayasada ifadesini bulan Türk vatandaşlığı kavramı ile haldeş (hemhal) olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 2 yıl sonra günümüzde pek de doğru olmayan bir tanımlamayla Azerbaycan olarak adlandırılan; öncesinde ise başta Batı kaynakları olmak üzere birçok eserde “Türkomania” yani Türkmen ülkesi olarak adlandırılan ve nüfusunun büyük çoğunluğu Oğuz Türklerinden oluşan bölgedeki bir başka Türk Hanedanlığı olan Kaçarların iktidarına son verilmeseydi ne olurdu? Avşar Nadir Şah’ın, devamında Gagauz (Gökoğuz) İsmail Enver Paşa’nın, Gâzi Mustafa Kemal Paşa’nın hayali, ülküsü (mefkûre, ideal) olan Türk Birliği’nin önündeki mezhep engeli yahut sorunu da ortadan kalkacaktı doğal olarak. Ama olmadı, olamadı…   Rı... Devamı

Akıl ile vicdanın hasbıhali..

2016-06-27 19:23:00

  Ulusal basında çıkan haberlere bakılırsa, Aile Bakanlığında adi işler oluyor dostlar. Başında Fatma Betül Sayan Kaya’nın bulunduğu bakanlık, topu topu 6 memur almak için sınav açıyor. Nasıl bir değerlendirme sonucunda olduğunu bilmiyoruz ama 24 kişi mülâkata çağrılıyor. Sonrası malûmunuz olduğu üzere kazananların açıklanması… Buraya kadar her şey olağan seyrinde gidiyor ya da gidermiş gibi görünüyor. Olağandışı durum, söz konusu sınava girmeyen iki kişinin oldukça şeffaf ve hakkaniyet ölçülerine göre yapıldığını inandığımız/inanmak istediğimiz bu sınavı kazanmış olması!..   Şimdi dostlar!.. Sınavı, sınava girmeyenlerin kazandığı bir dinci ahlâk, dinci adalet ulusal basında haber olunca ve dahi söz konusu (mevzu-bahis) AKP olunca ister istemez yüzümüzdeki istihzaya yani alaycı gülümsemeye engel olamıyoruz ne yazık ki. Yeri geldiğinde Kur’an ayetlerini bile çarpıtmaktan geri durmayan bu müptezelleri Allah’a havale ediyoruz. Öyle ya Allah’tan umut kesilmez. Kesilirse, şirk olur. Devleti, aile şirketine dönüştüren; günden güne şirretleşen dincileri Allah elbette ıslah edecektir. Bundan zerrece kuşkumuz yok. Bu ıslah ameliyesi yani düzeltme işlemi bir vesileye bakar. Bu vesile, seçim sandıklarının daracık yarığı da olabilir; sırat köprüsünün daracık yüzeyi de… Allah, her şeyin en iyisini bilir.   AKP demişken, Erdal fıkraları, Akbulut fıkraları, Erbakan fıkraları, Bahçeli fıkraları diye giden Türk siyasal (politic) hayatı AKP fıkraları ile bambaşka bir enerji, sinerji bambaşka bir boyut kazanmış gibi gözüküyor. Hal böyle olunca bizim de Avşar genlerimizden kopup gelen söz ustalığı ile birkaç kelam etmemiz şart oluyor. Aklımız ile vicdanımızın hasbıhaline kulak veriyoruz ister istemez.   -- Yüksek yargı nerede? -- Çay topluyor. -- Alçak yargı nerede? -- "Ben bilmem, torpil bilir" yarışmasında, jüri.. -- Peki ama ya demokrasi, hak, hukuk, adalet?.. -- Ortada cumhuriyet savcısı kalmayınca, cumhuriyetin erdemleri de kalmıy... Devamı

Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası

2016-06-04 08:51:00

   “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” diyen Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle anıyoruz. Yine onun 1923’te vatan üzerine söylediği “Felaketler, elemler, mağlubiyetler milletler üzerinde bir takım etkenlerin vücut bulmasına sebebiyet verir. Bu etkenlerin başlıcası, öyle kara günlerinde sonra milletlerin uyanması vakalarını bulması ve kendi benliğini duymasıdır. Milletleri yükselten bu özelliklere bir etken daha ilave edelim: İntikam hissi… Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelade bir intikam değil, hayatına, ikbaline, refahına düşman olanların zararlarını yok etmeye yönelen bir intikamdır. Bütün dünya bilmeli ki, karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet acizlik ve zaaftır. Bu, insaniyet göstermek değil, insanlık özelliğinin yok oluşunu ilân etmektir." şeklindeki sözlerini kulağımıza küpe yapıyoruz.   Bettina Kudla.. Bir Alman vekil.. Alman millî meclisinde tarihin en büyük yalanına, en büyük haksızlığına, en büyük vicdansızlığına karşı şerefli, haysiyetli bir duruş sergiledi. Kendisine, insanlığın ortak vicdanı adına ve gerçeğin hatırına teşekkür ediyoruz. Bu cesur kadına madalya, şilt -artık her ne olursa- bir ödül takdim edilmesini istiyoruz. Zalimlerin düşmanı, mazlumların dostu olan vefalı Türk’e de bu yakışır zira!..    Alman meclisinin imza attığı bu rezalette, AKP’nin de bir hayli ihmali ve sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz dostlar. Soykırım iftirasını atan, Türkiye’den gitme zevattan biri geçmiş yıllarda AKP milletvekili adayı ne yazık ki. Bunun için, AKP’nin suçlanamayacağını kabul ediyoruz elbette. Peki ama perşembenin gelişi, &cced... Devamı

Otizmliler, ille de AKP diyormuş!..

2016-05-20 10:15:00

  Güzel ülkemizde birçok uygulama evlere şenlik bir hal aldı dostlar. Gün geçmiyor ki bir kara mizah örneği ile karşılaşmayalım. Hafta başında katıldığımız iki günlük özel eğitim seminerinde bunlardan bir yenisine daha şahit olduk. Serik Anadolu Lisesinde, Pazartesi ve Salı günleri düzenlenen ve resen katıldığımız seminerde hayli gülünç (trajikomik) durumlarla karşılaşınca, bu gülünçlükleri sizlerle de paylaşalım istedik.   Önce otizmin ne olduğunu anlatalım. Konuyu bilimsel dille açıklayıp da zihinlerinizi yormamaya çalışarak tabi ki. Efendim, her biriniz ya da en azından bir tanıdığınız motorlu araç sahibidir mutlaka. Ve bu araçları hareket ettiren benzin, mazot olduğu kadar elektrik aksamlarıdır da. Bu elektrik aksamlarından bir parça misal bir kablonun koptuğunu, oksitlendiğini filan düşünün. Ne olur? Aracınız hareket etse bile ya bir sileceği, ya bir kornası işlev görmez. Yani aracınız çalışabilir, camları açılıp-kapanabilir hatta hareket de edebilir ama dediğimiz gibi o kablo ile ilgili olarak mutlaka bir yerlerde, bir parça işlevini yitirir. Otizmli bir birey de buna benzer. Tamamen beyin ve sinirlerle ilgili bir rahatsızlıktır. Malûm, insan vücudundaki sinirler de araçların, elektrik aksamları gibi işlev görür. Söz gelimi kalbinizin çalışması için elektriğe ihtiyaç vardır ve vücudunuz, bu elektriği kendisi üretir. Otizmli bireyler hakkında hâlâ bilinmeyen karanlık noktalar bulunmakla birlikte sorunun kaynağının, sinir dolaşımında oluşan herhangi bir aksaklık olduğu düşünülmektedir.   Dönelim, asıl konumuza… Milli Eğitim Bakanlığının -neredeyse- her seminerinde olduğu gibi, bilindik formatta hazırlanmış bir slayt ve bu sılayttan önemli g&ou... Devamı

Bir, Üç, Beş…

2016-05-20 09:47:00

    Bir ölüm, cinayet; bin ölüm, istatistik.. Bir kadın satan, pezevenk; bin kadın satıp, vergi rekortmeni olana ‘sayın’ muamelesi.. Çürümüşlüğün, insanlıktan çıkmışlığın bariz vesikası, vesikalı toplumlar bir yerde. Ve vesayet yönetimlerinin (regime/rejim) kol gezdiği Ortadoğu mezarlığında istatistiğe kaydolmakta bütün ölümler.   Ortadoğu, iptidai hayatların sürdüğü, sürüldüğü, süründüğü topraklar.. Kum deryaları arasında kaybolmuş; kaybedilmiş bir medeniyet.. Bu bölgedeki ülkelerinin birçoğu Sosyalist fırkaların (party) tahakkümünde.. Sosyalist fırkaların ve bu fırkaların başında bulunan faşist diktatörlerin.. Emevî’den kalma bir miras.. İslâm, Araplaştırma vasıtası.. İster Hıristiyan ol, ister Kıpti.. Ama Arap olur; Arapça konuşursan mesele yok..  Türk’ün din anlayışına pek uymayan hâl ve şartlar bunlar.   Misal bir cariyelik meselesi; müessesesi.. Son Peygamber zamanında hiç olmamış ve olmayacak bir vukuat.. Emevîlerle başlayan sapkın bir uygulama.. Esir edilen genç erkekler, orduya; kızlar, haremlere doldurulmuş. İşgal ettikleri makamları kerhaneye çevirmiş adamların başa gelmemesi daha hayırlıdır elbette. Ama gelmiştir bir kere. Son Peygamberin emaneti Hz. Hüseyin’in canı, kanı pahasına üstelik.. Özbekistan dolaylarında katledilen 200 bin suçsuz, günahsız Türk de cabası!. Ve Kerbela için ağıt yakan Türk, bu 200 bin soydaşını, kandaşını unutmuştur dîne, halel; dîne, zeval gelmesin diye.. Haddizatında Türk, kendini unutmuştur!.   Söz cariyelikten açılmışken, Hz. İsa’ya -hâşâ- “Tanrı’nın oğlu” diyen Hıristiyanlar makbul, diri dir... Devamı

Sözde Paraleller, Özde Yamuklara Karşı

2016-04-24 21:40:00

    MHP, Türk siyasal hayatının as oyuncularından biri olmuştur her daim. Bu fırkanın (party) gücü hiçbir zaman sahip olduğu milletvekili sayısı ile ölçülmemiş; etki alanı ülke sınırlarının dışına kadar taşmıştır. Hatta diyebiliriz ki yurt dışındaki sevenlerinin, taraftarlarının sayısı; yurt içindekilerden bile daha fazladır. Özellikle de Azerbaycan, Türkmeneli, Balkanlar ve “gurbetçi” olarak -başta Almanya olmak üzere- Avrupa ülkelerinde bulunan soydaşlarımız arasında bu fırkaya gönül verenlerin oranı oldukça yüksektir.   Kurultay tartışmalarının gölgesinde, hassas (critic)bir dönemden geçen MHP’de bizim “özde hilâller” olarak nitelendirdiğimiz, Balgat’taki genel merkez müdavimlerinin ise -sözde- paralelciler olarak yaftaladığı muhalifler ile yine muhaliflerin -özde- yamuklar olarak adlandırdıkları genel merkez müdavimleri arasındaki yarışta Devlet Bahçeli ve tayfasının (taife) ağır bir yenilgi alacağına kesin gözüyle bakılıyor. MHP içindeki yozların, yozlaşmışların elenmesinin, ayıklanmasının gerekliliğine inanan MHP tabanında yıllardır dillendirilemeyen bir hoşnutsuzluk içten içe kaynayan taş kazanlar gibi Ülkücülerin yüreklerini sıkıp; boğazlarını yakıyordu zira. Ama Bahçeli ve tayfasının (taife) bu kadar dramatik bir sonla karşı karşıya kalacağını siyaset bilimi ile uğraşanlar bile tahmin etmemişti. Bir dönem, İçişleri Bakanlığı da yapmış olan Avşar Türkmen’i Meral Akşener Hanım başta olmak üzere, kurduğu stratejik araştırma kuruluşu ile ülke insanına yeni ufuklar (vision) kazandıran bir akademisyen olan Kızılbaş Türkmen’i Sinan Oğan Bey’e ve devletin en hassas kurumlarında hocalık yapmış olması hasebiyle devleti, kılcal damarlarına k... Devamı

Dindar gençlik mi, yandaş gençlik mi?

2016-04-19 10:22:00

    Okullarda okutulan “Kur'an-ı Kerim” ve “Peygamberimizin Hayatı” derslerinin bile MHP'nin önergesi ile müfredata konulduğundan habersiz (bîhaber) olan güzel ülkemin, güzel insanlarına ne demeli bilmem ki. Duvarlara, Mushaf asmakla; çocuklara, ne anlama geldiğini dahi bilmedikleri Arapça adlar koymakla Müslüman olacaklarını, cennete gideceklerini sanıp, avunurlar. İslâm’ın emir ve yasakları, kul hakkı diye giden hususlara gelince; bilgelik (âlimlik) gerektiren konularda bile ıkına-sıkına yeni yorumlar (tevil) üretmeye yani dinî kuralları eğip-bükmeye kısacası kıvırmaya başlarlar. Kıvırmak, ikiyüzlülüğün (riyakârlık) argo söylenişidir bu arada.   Alın size bir İslâmî ihtar, İslâmî tembih: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!.” Bu uyarı, bu salık verme amaçlı söylenmiş söz, yoruma (tevil) mahal vermeyecek kadar kesin hüküm içeriyor gördüğünüz gibi. Ya Talip’in kardeşi Hz. Ali ne diyor: “Hakikatin hatırı, dostun hatırından üstündür” diyor. Yani gökteki yıldızlar gibi olmanın gereğini yerine getiriyor Son Peygamberin sahabesi, yoldaşı... O halde haksızlığa meydan okuyup; hakikati (gerçeği) haykırmak ihlâslı yani içtenlikle inanan her bir Müslüman’ın boynunun borcu olmalıdır. Yok, olmuyorsa; o Müslüman’dan ne köfte olur, ne piyaz… Olsa olsa cacık olur. Cacık da aç karnına gaz yapar. Hele de sarımsaklı ise!.. Haliyle okumuşunun, gazete köşelerinde; okumamışının, kahvehane köşelerinde atıp-tutmalarına bakmayın siz. “Sakalda kerâmet olsaydı, kediye, Abdurrahman Çelebi derlerdi.” sözüboşuna söylenmemiştir bu topraklarda. Bu topraklarda y... Devamı

‘Reza’letin Bini, Bir Para

2016-04-08 09:08:00

  “Mülkün temeli, adalettir.” demiş Hattab’ın oğlu Ömer. Bu söz çok hoş hoşuna gitmiş Ali Rıza ile Zübeyde’den olma Gâzi Mustafa Kemal’in. Salık vermiş adliye binalarına, duruşma salonlarına asılması için. Öyle ya, Müslüman Türk’ün adalet anlayışı Hz. Ömer’den geri kalır mı? Bedr’in aslanları gibi savaşmasını bilen bu millet, Ömer’in adaleti gibi de hüküm vermesini bilir elbet. Bilmelidir de!.   Adalet demişken… Nazım Hikmet Ran’ın adaletten ümidini kesip, devlete küstüğü zamanlarda sarf ettiği bir söz vardır. “Bu ülkede adalet aramak, kerhanede bakire aramaya benzer” der üstâd. Kim bilir, belki de kendince haklıdır. Zira o dönemde şiir yazdı, roman yazdı, Turancı oldu, sosyalist oldu gibi abuk-sabuk gerekçelerle insanlar hapse atılmış; işkencelerden, tabutluklardan geçirilmiştir. Bu tür uygulamaların, hiçbir kitapta özellikle de kanun kitaplarında yeri yoktur. Olmamalıdır da zaten!. Adı “adalet” ile başlayan AKP döneminde de durum üç aşağı-beş yukarı o dönemleri anımsatmaktadır. AKP’lilerin adalet anlayışı Emevîlerin, Arap olmayan Müslümanlara karşı sergiledikleri tutum ve davranışın birebir kopyasıdır. Zaten bu dinci taifenin (tayfa), birçoğu zorba (dikta) yönetimlerce (regime/rejim) idare edilen Arap devletleri ile sıkı fıkı olmasının altında yatan sebep de Emevîlerle başlayan sulta hevesi, sultanlık takıntısıdır bir yerde.     AKP’liler sırf sulta yönetimleri, yağma düzenleri sürsün diye İslâmiyet’in şiddetle yasakladığı suçları, günahları bile kabullenmeye başladılar malûmunuz. Rüşvet gibi, yolsuzluk gibi, hırsızlık gibi âdi suçlar ... Devamı

Azerbaycan’dan, Ermenistan’a 1 Nisan Şakası

2016-04-08 09:03:00

    Uzun Hasan’ın, Şah İsmail’in, Nadir Şah’ın çocukları, Ermenistan Ordusunu bozguna uğratmakla kalmadı Saruhanoğulları Avşarlarının, Civanşir Avşarlarının yurdu olan Karabağ’da, stratejik bazı noktaları da geri aldı. Savaş birkaç gün daha sürse Ermenistan ordusunda asker kalmayacaktı neredeyse. Bu zor günlerinde, Ermenileri yalnız bırakmak olmaz tabi. “Hepimiz Ermeni’yiz” diyen dümbükleri -affedersiniz- düdükleri bi zahmet cepheye alalım. Azerbaycan Türkleri, biraz da bu soysuzları öttürsün. Neme lâzım.   Yüreğimiz Azerbaycan’la… Yalnız, soysuz Rusların Abhazya sorununda Gürcistan’a oynadıkları oyunun tekerrür etmemesi; Rusya’nın, Karabağ’a yönelik bir müdahalesinin önüne geçmek için Türkiye’nin, üçüncü tarafların müdahalesi durumunda siyasî ve askerî olarak Azerbaycan’ın yanında yer alacağını ilân etmesi gerekiyor.   Azerbaycan’ın, Ermenistan’a yaptığı “1 Nisan” şakasının hazzı bir tarafa; Türkiye, Türkmenistan, Pakistan diye giden ülkelerin daha ilk andan itibaren Kuzey Azerbaycan’la sergiledikleri kardeşlik ve dayanışmanın “Büyük Türkiye” ülküsüne dair atılmış bir adım olması ise en büyük beklentimizdir.   Yaşasın Azerbaycan, Yaşasın Türk milleti!.   Aziz Dolu Atabey Serik-00.04.2016   Büyük Türkiye.. Türk Dünyası'ndan haberler http://www.facebook.com/groups/azizdolu/  ... Devamı

Vatan Hizmeti, TSK ve Millî Bilinç

2016-02-24 11:48:00

  Bir kare. Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup bir pilotumuz, bir Amerikan firmasının ürettiği dünyaca ünlü savaş helikopterine (Türkmenistan’daki adıyla ‘dikkalkan’) -dünyada bir ilk olmak üzere- ters takla attırıyor. Helikopteri üreten firmanın yetkilileri, TSK’nın da iznini alarak bu resmi tanıtım (reklam) faaliyetlerinde kullanıyor. ‘Havada ters takla atabilen’ millî helikopterimiz ATAK’ın balatalarına da derede, ırmakta, gölde, denizde ters takla ata ata büyüyen Türk çocuklarının ruh hali sinmiştir belki de, kim bilir? Türk Ordusu NATO’nun en güçlü 2. Ordusu kabul edilse de, Türk pilotları dünyanın en iyisi olarak kabul ediliyor kısacası. Bordo bereliler olarak da bilinen SAS ve SAT komandolarımızın ise NATO bünyesinde yapılan özel yetenek sınavlarını her yıl üst üste 1.’likle kazanıp, söz konusu bu yarışmaların sonlandırılmasına sebep olduğu da yazılıp-çizilmektedir malûmunuz.   Adı, Gülteni Kaşınan mıydı neydi bir siyasî figürün -doğruysa- “Şu anda Rusya ile anlaşmaya varmak üzereyiz. Rusya bize destek verecek, silah gönderecek. Hatta iki araç yoldadır, geliyor. Bu direniş devam etmeli. Kandil’in talimatı bu yönde. Rusya’nın yapacağı yardımlar içinde anti-tank silahları da var. Biz halkı daha etkin bir şekilde bu işin içine çekmeliyiz. Halk destek vermese de bu iş devam etmeli. Sur’un diğer mahallelerine de direniş taşınmalı.” şeklindeki talihsiz açıklamaları sosyal medyada dolaşıyor. Bu gül teni kaşınan hanım ablamız bilmiyor ki direniş dediği şey tek dişi kalmış emperyalizmin metresi -affedersiniz-  maşası olmak!.. Metresin yahut maşanın ne iş gördüğü ise milletimizin ortak hafızası olan Türk tarihinin son 1... Devamı

Diyarbakır İzlenimleri

2016-02-09 15:04:00

  Diyarbakır kenti, tarihi çok eskilere dayanan bir Türk şehridir. Emevîlerin, esir almak suretiyle zorla getirdiği Oğuz, Kıpçak, Hazar, Çerkez vb. boylara mensup özellikle de genç kadın ve erkeklerden oluşan Türkleri günümüzde Irak, Suriye gibi adlarla anılan topraklara yerleştirerek onları paralı askerlik, cariyelik vs. işlerde kullanmak istemesi ile birlikte bu bölge, Türk olgusu ile tanışmıştır. Haddizatında bölgenin Türklerle tanışması Öntürkler olarak adlandırabileceğimiz Sümerlere kadar da götürülebilir. Sümerlerden sonra da çeşitli Türk/Turanî toplulukların bölgeye geldiği hatta İskitlerin (Saka) muazzam bir devlet kurdukları da malûmunuzdur. Özellikle Oğuz Türklerinin el emeği, alın teri ile başa geçebilen Abbasîler döneminde ise bölgede, Türk kimliğinin iyiden iyiye perçinlendiğini görüyoruz.   Büyük Selçuklu Hanedanlığı, bölgenin yani Mardin, Diyarbakır, Gaziantep, Halep, Şam, Musul, Kerkük, Erbil gibi yörelerin Türk karakteristiğini kazanmasında baş etkendir. Atabeylikler dönemi, yerel (lokal) yönetimler olarak kabul edilebilir. Ki bu Oğuz/Türkmen beylikleri ile bölge şehirlerinin imar edildiği; her birinin birer bilim, kültür, sanat, ticaret merkezleri haline geldiği de vakıadır. Yine Horasan ve ötesindeki yani Türkistan’daki Türklerin, Ortadoğu’yu “ırak (uzak) yer” olarak tanımlamaları ve bu bölgeye göçen karındaşları (kardaş/kardeş) için “Irağa gittiler” demelerinin günümüzün Irak ülkesini oluşturduğunu da bilmelisiniz.   Bölge nüfusu göz önüne alındığında, Diyarbakır’ın en eski sakinleri Türkler olup; Yörü... Devamı

Gerçi biraz geç oldu ya!..

2016-01-06 02:06:00

  AKP’nin, Millî Eğitim Bakanlarının ne yaptıklarını, ne yapmak istediklerini kestirebilene aşkolsun. İktidara geldikleri ilk günden bu yana “ben yaptım, oldu” mantığı ile hareket eden muhteremlerin eğitim düzenini (sisteam) ve camiasını hallaç pamuğu gibi attıklarını gör(e)memek için aklî melekelerde bir arıza, bir maraza olması lâzım gelir. Aslına bakarsanız mantıklı olma keyfiyeti (nitelik) ilâhî mizan (ölçü, tartı, terazi) içerisinde bir nasip-kısmet meselesi olup; mantı kafalı adamlarda mantık aranmaz. Ahmet Kaya’nın, bir şarkı nakaratında da dediği gibi siz, “ekini ve nesli bozdurmayın” diye ihtar veren Son Peygamberi nereden bileceksiniz?   Dindar gençlik diyerek yola çıkan AKP’nin bu emelinin “dini dar” gençlik olduğunu düşünenlerdeniz. Haddizatında 1 Ocak akşamı televizyon kanallarının ana haber bültenlerini açıp da, bir önceki gece TRT’de canlı yayınlanmış olan millî piyango yılbaşı ikramiyesi çekilişlerindeki türbanlı mankenleri -affedersiniz- bacıları görünce başka türlü de düşünemiyoruz. Necip Fazıl Kısakürek pîrimizin de dediği gibi “Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası / Bir vicdanın bilemem kaçtır hava parası” demekten kendimizi alamıyoruz ister istemez. Hani hasbelkader (kazara, tesadüfen) % 49,5’luk ak’il takımına, tayfasına (taife) da dahilseniz; bu konuda, ne düşündüğünüzü aktarıp, bizleri aydınlatmanızı özellikle istirham ediyoruz cancağızlar. İlahiyat’ın, “ilâhî” kısmını atıp; “yat” hecesini alan, bunu da ilelebet yaltaklanmak olarak algılayan, yorumlayan -Ayıp’ettin Karamolla başta olmak üzere- pek muhterem, pek dindar siz % 49.5’lik gür&u... Devamı