Bir, Üç, Beş…

2016-05-20 09:47:00

    Bir ölüm, cinayet; bin ölüm, istatistik.. Bir kadın satan, pezevenk; bin kadın satıp, vergi rekortmeni olana ‘sayın’ muamelesi.. Çürümüşlüğün, insanlıktan çıkmışlığın bariz vesikası, vesikalı toplumlar bir yerde. Ve vesayet yönetimlerinin (regime/rejim) kol gezdiği Ortadoğu mezarlığında istatistiğe kaydolmakta bütün ölümler.   Ortadoğu, iptidai hayatların sürdüğü, sürüldüğü, süründüğü topraklar.. Kum deryaları arasında kaybolmuş; kaybedilmiş bir medeniyet.. Bu bölgedeki ülkelerinin birçoğu Sosyalist fırkaların (party) tahakkümünde.. Sosyalist fırkaların ve bu fırkaların başında bulunan faşist diktatörlerin.. Emevî’den kalma bir miras.. İslâm, Araplaştırma vasıtası.. İster Hıristiyan ol, ister Kıpti.. Ama Arap olur; Arapça konuşursan mesele yok..  Türk’ün din anlayışına pek uymayan hâl ve şartlar bunlar.   Misal bir cariyelik meselesi; müessesesi.. Son Peygamber zamanında hiç olmamış ve olmayacak bir vukuat.. Emevîlerle başlayan sapkın bir uygulama.. Esir edilen genç erkekler, orduya; kızlar, haremlere doldurulmuş. İşgal ettikleri makamları kerhaneye çevirmiş adamların başa gelmemesi daha hayırlıdır elbette. Ama gelmiştir bir kere. Son Peygamberin emaneti Hz. Hüseyin’in canı, kanı pahasına üstelik.. Özbekistan dolaylarında katledilen 200 bin suçsuz, günahsız Türk de cabası!. Ve Kerbela için ağıt yakan Türk, bu 200 bin soydaşını, kandaşını unutmuştur dîne, halel; dîne, zeval gelmesin diye.. Haddizatında Türk, kendini unutmuştur!.   Söz cariyelikten açılmışken, Hz. İsa’ya -hâşâ- “Tanrı’nın oğlu” diyen Hıristiyanlar makbul, diri dir... Devamı

Sözde Paraleller, Özde Yamuklara Karşı

2016-04-24 21:40:00

    MHP, Türk siyasal hayatının as oyuncularından biri olmuştur her daim. Bu fırkanın (party) gücü hiçbir zaman sahip olduğu milletvekili sayısı ile ölçülmemiş; etki alanı ülke sınırlarının dışına kadar taşmıştır. Hatta diyebiliriz ki yurt dışındaki sevenlerinin, taraftarlarının sayısı; yurt içindekilerden bile daha fazladır. Özellikle de Azerbaycan, Türkmeneli, Balkanlar ve “gurbetçi” olarak -başta Almanya olmak üzere- Avrupa ülkelerinde bulunan soydaşlarımız arasında bu fırkaya gönül verenlerin oranı oldukça yüksektir.   Kurultay tartışmalarının gölgesinde, hassas (critic)bir dönemden geçen MHP’de bizim “özde hilâller” olarak nitelendirdiğimiz, Balgat’taki genel merkez müdavimlerinin ise -sözde- paralelciler olarak yaftaladığı muhalifler ile yine muhaliflerin -özde- yamuklar olarak adlandırdıkları genel merkez müdavimleri arasındaki yarışta Devlet Bahçeli ve tayfasının (taife) ağır bir yenilgi alacağına kesin gözüyle bakılıyor. MHP içindeki yozların, yozlaşmışların elenmesinin, ayıklanmasının gerekliliğine inanan MHP tabanında yıllardır dillendirilemeyen bir hoşnutsuzluk içten içe kaynayan taş kazanlar gibi Ülkücülerin yüreklerini sıkıp; boğazlarını yakıyordu zira. Ama Bahçeli ve tayfasının (taife) bu kadar dramatik bir sonla karşı karşıya kalacağını siyaset bilimi ile uğraşanlar bile tahmin etmemişti. Bir dönem, İçişleri Bakanlığı da yapmış olan Avşar Türkmen’i Meral Akşener Hanım başta olmak üzere, kurduğu stratejik araştırma kuruluşu ile ülke insanına yeni ufuklar (vision) kazandıran bir akademisyen olan Kızılbaş Türkmen’i Sinan Oğan Bey’e ve devletin en hassas kurumlarında hocalık yapmış olması hasebiyle devleti, kılcal damarlarına k... Devamı

Dindar gençlik mi, yandaş gençlik mi?

2016-04-19 10:22:00

    Okullarda okutulan “Kur'an-ı Kerim” ve “Peygamberimizin Hayatı” derslerinin bile MHP'nin önergesi ile müfredata konulduğundan habersiz (bîhaber) olan güzel ülkemin, güzel insanlarına ne demeli bilmem ki. Duvarlara, Mushaf asmakla; çocuklara, ne anlama geldiğini dahi bilmedikleri Arapça adlar koymakla Müslüman olacaklarını, cennete gideceklerini sanıp, avunurlar. İslâm’ın emir ve yasakları, kul hakkı diye giden hususlara gelince; bilgelik (âlimlik) gerektiren konularda bile ıkına-sıkına yeni yorumlar (tevil) üretmeye yani dinî kuralları eğip-bükmeye kısacası kıvırmaya başlarlar. Kıvırmak, ikiyüzlülüğün (riyakârlık) argo söylenişidir bu arada.   Alın size bir İslâmî ihtar, İslâmî tembih: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!.” Bu uyarı, bu salık verme amaçlı söylenmiş söz, yoruma (tevil) mahal vermeyecek kadar kesin hüküm içeriyor gördüğünüz gibi. Ya Talip’in kardeşi Hz. Ali ne diyor: “Hakikatin hatırı, dostun hatırından üstündür” diyor. Yani gökteki yıldızlar gibi olmanın gereğini yerine getiriyor Son Peygamberin sahabesi, yoldaşı... O halde haksızlığa meydan okuyup; hakikati (gerçeği) haykırmak ihlâslı yani içtenlikle inanan her bir Müslüman’ın boynunun borcu olmalıdır. Yok, olmuyorsa; o Müslüman’dan ne köfte olur, ne piyaz… Olsa olsa cacık olur. Cacık da aç karnına gaz yapar. Hele de sarımsaklı ise!.. Haliyle okumuşunun, gazete köşelerinde; okumamışının, kahvehane köşelerinde atıp-tutmalarına bakmayın siz. “Sakalda kerâmet olsaydı, kediye, Abdurrahman Çelebi derlerdi.” sözüboşuna söylenmemiştir bu topraklarda. Bu topraklarda y... Devamı

‘Reza’letin Bini, Bir Para

2016-04-08 09:08:00

  “Mülkün temeli, adalettir.” demiş Hattab’ın oğlu Ömer. Bu söz çok hoş hoşuna gitmiş Ali Rıza ile Zübeyde’den olma Gâzi Mustafa Kemal’in. Salık vermiş adliye binalarına, duruşma salonlarına asılması için. Öyle ya, Müslüman Türk’ün adalet anlayışı Hz. Ömer’den geri kalır mı? Bedr’in aslanları gibi savaşmasını bilen bu millet, Ömer’in adaleti gibi de hüküm vermesini bilir elbet. Bilmelidir de!.   Adalet demişken… Nazım Hikmet Ran’ın adaletten ümidini kesip, devlete küstüğü zamanlarda sarf ettiği bir söz vardır. “Bu ülkede adalet aramak, kerhanede bakire aramaya benzer” der üstâd. Kim bilir, belki de kendince haklıdır. Zira o dönemde şiir yazdı, roman yazdı, Turancı oldu, sosyalist oldu gibi abuk-sabuk gerekçelerle insanlar hapse atılmış; işkencelerden, tabutluklardan geçirilmiştir. Bu tür uygulamaların, hiçbir kitapta özellikle de kanun kitaplarında yeri yoktur. Olmamalıdır da zaten!. Adı “adalet” ile başlayan AKP döneminde de durum üç aşağı-beş yukarı o dönemleri anımsatmaktadır. AKP’lilerin adalet anlayışı Emevîlerin, Arap olmayan Müslümanlara karşı sergiledikleri tutum ve davranışın birebir kopyasıdır. Zaten bu dinci taifenin (tayfa), birçoğu zorba (dikta) yönetimlerce (regime/rejim) idare edilen Arap devletleri ile sıkı fıkı olmasının altında yatan sebep de Emevîlerle başlayan sulta hevesi, sultanlık takıntısıdır bir yerde.     AKP’liler sırf sulta yönetimleri, yağma düzenleri sürsün diye İslâmiyet’in şiddetle yasakladığı suçları, günahları bile kabullenmeye başladılar malûmunuz. Rüşvet gibi, yolsuzluk gibi, hırsızlık gibi âdi suçlar ... Devamı

Azerbaycan’dan, Ermenistan’a 1 Nisan Şakası

2016-04-08 09:03:00

    Uzun Hasan’ın, Şah İsmail’in, Nadir Şah’ın çocukları, Ermenistan Ordusunu bozguna uğratmakla kalmadı Saruhanoğulları Avşarlarının, Civanşir Avşarlarının yurdu olan Karabağ’da, stratejik bazı noktaları da geri aldı. Savaş birkaç gün daha sürse Ermenistan ordusunda asker kalmayacaktı neredeyse. Bu zor günlerinde, Ermenileri yalnız bırakmak olmaz tabi. “Hepimiz Ermeni’yiz” diyen dümbükleri -affedersiniz- düdükleri bi zahmet cepheye alalım. Azerbaycan Türkleri, biraz da bu soysuzları öttürsün. Neme lâzım.   Yüreğimiz Azerbaycan’la… Yalnız, soysuz Rusların Abhazya sorununda Gürcistan’a oynadıkları oyunun tekerrür etmemesi; Rusya’nın, Karabağ’a yönelik bir müdahalesinin önüne geçmek için Türkiye’nin, üçüncü tarafların müdahalesi durumunda siyasî ve askerî olarak Azerbaycan’ın yanında yer alacağını ilân etmesi gerekiyor.   Azerbaycan’ın, Ermenistan’a yaptığı “1 Nisan” şakasının hazzı bir tarafa; Türkiye, Türkmenistan, Pakistan diye giden ülkelerin daha ilk andan itibaren Kuzey Azerbaycan’la sergiledikleri kardeşlik ve dayanışmanın “Büyük Türkiye” ülküsüne dair atılmış bir adım olması ise en büyük beklentimizdir.   Yaşasın Azerbaycan, Yaşasın Türk milleti!.   Aziz Dolu Atabey Serik-00.04.2016   Büyük Türkiye.. Türk Dünyası'ndan haberler http://www.facebook.com/groups/azizdolu/  ... Devamı

Vatan Hizmeti, TSK ve Millî Bilinç

2016-02-24 11:48:00

  Bir kare. Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup bir pilotumuz, bir Amerikan firmasının ürettiği dünyaca ünlü savaş helikopterine (Türkmenistan’daki adıyla ‘dikkalkan’) -dünyada bir ilk olmak üzere- ters takla attırıyor. Helikopteri üreten firmanın yetkilileri, TSK’nın da iznini alarak bu resmi tanıtım (reklam) faaliyetlerinde kullanıyor. ‘Havada ters takla atabilen’ millî helikopterimiz ATAK’ın balatalarına da derede, ırmakta, gölde, denizde ters takla ata ata büyüyen Türk çocuklarının ruh hali sinmiştir belki de, kim bilir? Türk Ordusu NATO’nun en güçlü 2. Ordusu kabul edilse de, Türk pilotları dünyanın en iyisi olarak kabul ediliyor kısacası. Bordo bereliler olarak da bilinen SAS ve SAT komandolarımızın ise NATO bünyesinde yapılan özel yetenek sınavlarını her yıl üst üste 1.’likle kazanıp, söz konusu bu yarışmaların sonlandırılmasına sebep olduğu da yazılıp-çizilmektedir malûmunuz.   Adı, Gülteni Kaşınan mıydı neydi bir siyasî figürün -doğruysa- “Şu anda Rusya ile anlaşmaya varmak üzereyiz. Rusya bize destek verecek, silah gönderecek. Hatta iki araç yoldadır, geliyor. Bu direniş devam etmeli. Kandil’in talimatı bu yönde. Rusya’nın yapacağı yardımlar içinde anti-tank silahları da var. Biz halkı daha etkin bir şekilde bu işin içine çekmeliyiz. Halk destek vermese de bu iş devam etmeli. Sur’un diğer mahallelerine de direniş taşınmalı.” şeklindeki talihsiz açıklamaları sosyal medyada dolaşıyor. Bu gül teni kaşınan hanım ablamız bilmiyor ki direniş dediği şey tek dişi kalmış emperyalizmin metresi -affedersiniz-  maşası olmak!.. Metresin yahut maşanın ne iş gördüğü ise milletimizin ortak hafızası olan Türk tarihinin son 1... Devamı

Diyarbakır İzlenimleri

2016-02-09 15:04:00

  Diyarbakır kenti, tarihi çok eskilere dayanan bir Türk şehridir. Emevîlerin, esir almak suretiyle zorla getirdiği Oğuz, Kıpçak, Hazar, Çerkez vb. boylara mensup özellikle de genç kadın ve erkeklerden oluşan Türkleri günümüzde Irak, Suriye gibi adlarla anılan topraklara yerleştirerek onları paralı askerlik, cariyelik vs. işlerde kullanmak istemesi ile birlikte bu bölge, Türk olgusu ile tanışmıştır. Haddizatında bölgenin Türklerle tanışması Öntürkler olarak adlandırabileceğimiz Sümerlere kadar da götürülebilir. Sümerlerden sonra da çeşitli Türk/Turanî toplulukların bölgeye geldiği hatta İskitlerin (Saka) muazzam bir devlet kurdukları da malûmunuzdur. Özellikle Oğuz Türklerinin el emeği, alın teri ile başa geçebilen Abbasîler döneminde ise bölgede, Türk kimliğinin iyiden iyiye perçinlendiğini görüyoruz.   Büyük Selçuklu Hanedanlığı, bölgenin yani Mardin, Diyarbakır, Gaziantep, Halep, Şam, Musul, Kerkük, Erbil gibi yörelerin Türk karakteristiğini kazanmasında baş etkendir. Atabeylikler dönemi, yerel (lokal) yönetimler olarak kabul edilebilir. Ki bu Oğuz/Türkmen beylikleri ile bölge şehirlerinin imar edildiği; her birinin birer bilim, kültür, sanat, ticaret merkezleri haline geldiği de vakıadır. Yine Horasan ve ötesindeki yani Türkistan’daki Türklerin, Ortadoğu’yu “ırak (uzak) yer” olarak tanımlamaları ve bu bölgeye göçen karındaşları (kardaş/kardeş) için “Irağa gittiler” demelerinin günümüzün Irak ülkesini oluşturduğunu da bilmelisiniz.   Bölge nüfusu göz önüne alındığında, Diyarbakır’ın en eski sakinleri Türkler olup; Yörü... Devamı

Gerçi biraz geç oldu ya!..

2016-01-06 02:06:00

  AKP’nin, Millî Eğitim Bakanlarının ne yaptıklarını, ne yapmak istediklerini kestirebilene aşkolsun. İktidara geldikleri ilk günden bu yana “ben yaptım, oldu” mantığı ile hareket eden muhteremlerin eğitim düzenini (sisteam) ve camiasını hallaç pamuğu gibi attıklarını gör(e)memek için aklî melekelerde bir arıza, bir maraza olması lâzım gelir. Aslına bakarsanız mantıklı olma keyfiyeti (nitelik) ilâhî mizan (ölçü, tartı, terazi) içerisinde bir nasip-kısmet meselesi olup; mantı kafalı adamlarda mantık aranmaz. Ahmet Kaya’nın, bir şarkı nakaratında da dediği gibi siz, “ekini ve nesli bozdurmayın” diye ihtar veren Son Peygamberi nereden bileceksiniz?   Dindar gençlik diyerek yola çıkan AKP’nin bu emelinin “dini dar” gençlik olduğunu düşünenlerdeniz. Haddizatında 1 Ocak akşamı televizyon kanallarının ana haber bültenlerini açıp da, bir önceki gece TRT’de canlı yayınlanmış olan millî piyango yılbaşı ikramiyesi çekilişlerindeki türbanlı mankenleri -affedersiniz- bacıları görünce başka türlü de düşünemiyoruz. Necip Fazıl Kısakürek pîrimizin de dediği gibi “Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası / Bir vicdanın bilemem kaçtır hava parası” demekten kendimizi alamıyoruz ister istemez. Hani hasbelkader (kazara, tesadüfen) % 49,5’luk ak’il takımına, tayfasına (taife) da dahilseniz; bu konuda, ne düşündüğünüzü aktarıp, bizleri aydınlatmanızı özellikle istirham ediyoruz cancağızlar. İlahiyat’ın, “ilâhî” kısmını atıp; “yat” hecesini alan, bunu da ilelebet yaltaklanmak olarak algılayan, yorumlayan -Ayıp’ettin Karamolla başta olmak üzere- pek muhterem, pek dindar siz % 49.5’lik gür&u... Devamı

Modern Zamanların Ergenekon’u

2015-12-24 19:42:00

  Milletçe, zor günlerden geçiyoruz. Yüce Tanrı "bir, iri ve diri" olup, Akka'dan çıkmayı nasip etsin!.. "Akka da ne?" derseniz, söyleyelim: Modern zamanların Ergenekon'u!..   Cezzar Ahmet Paşa’yı duymuşluğunuz, okumuşluğunuz var mı? Bir Osmanlı paşasıdır kendisi. Akka’da, Napolyon’a hayatının ilk yenilgisini tattıran adamdır. Bu yenilgi üzerine Napolyon kaça kaça Fransa’ya zor atmıştır kendini. Ve şöyle demiştir: Emrimde 100 bin kişilik bir Türk ordusu olsa, dünyayı alırım.” Ama sonuçta Napolyon babayı almıştır. Kimden? Türk ordusundan!..   “Cezzar” Arapçada “kasap” demektir. Ahmet Paşa’nın baba mesleği kasaplıktır. Haliyle bölgede Arapça etkisi yadsınamaz bir olgu (vakıa) olduğu için lâkabı Cezzar olarak kalmıştır. Kendisini Cesar (Sezar) sanan bir budala yani Napolyon Bonaparte bilmem ne kadarlık ordusu ile Ortadoğu’ya adımını atmış; Akka kalesine kadar ilerlemiş ve burada sert kayaya toslamıştır. Kimdir bu sert kaya? Cezzar Ahmet Paşa’dır tabi ki. Yaşlı kurt, emri altında bulunan az sayıdaki Mehmetçik ile Napolyon’a öyle bir Osmanlı şamarı nakşetmiştir ki; yerden bitme cüce, ne sattığını bilememiştir. Paşa, yer altına döşettiği patlayıcılarla hem kale surlarını hem de Fransız askerlerini havaya uçuracak kadar çılgın bir adamdır zira.   Ve Akka destanı Plevne,Çanakkale, Kut’ül Ammare gibi Türk ordusunun icra ettiği destansı savunma savaşlarından biri olarak insanlığın ortak hafızasına yani tarihe kazınmıştır.    Ünlü sinema yönetmenlerimizden Nuri Bilge Ceylan’ın deyişiyle “yalnız ve güzel” ülkemiz şimdilerde kesif (zorlu) bir kuşatma altında malûmunuz. Kuzeyimizde Rusya; Doğumuzda Ermenistan, İran; Güneyimizde Irak, Suriye, Kıbrıslı Rumlar; Batımızda Yunanistan, az ilerisinde Sırbistan... Dahası Alman'ından, Amerikalı'sına; Vahhabî'sinden, Siyonist'ine ve hatta Çinlisine değin sürüyle it, çakal, sırtlan, kimi bilmem ne karın ağrısı...   Yüce Tanrı’nın izni ve yardımı ile -inşallah- bu kuşatmayı da yarıp çıkacağız. H... Devamı

Kızıl Elma Her Derde Deva

2015-12-19 20:00:00

  Türkler, doğaya ve doğadaki varlıklara ayrı bir önem vermiş; ayrı bir sevgi beslemişlerdir. Bu sevgi, gök yeleli kurttan başlamış; ağaçlara (andız, çam, kayın…), kuşlara (doğan, güvercin, kartal, kuğu, şahin, turna… ) hatta gökteki yıldızlardan, yerdeki atlara, taşlara kadar her varlığı kucaklamıştır. Doğayla barışık, doğayla iç içe bir hayat süren Türklerin inanç değerleri (ahkâm, norm) de haliyle doğadan esinlenme yoluyla ortaya çıkmıştır.   Kazakistanlı bilimcilerin araştırmalarından çıkan sonuçlara bakılırsa; elma bitkisi, yeryüzünde ilk kez Altay bölgesinde ve kırmızı elma (yani kızıl elma) olarak görülmüş. Bu veriler doğru ise sonsuz güç sahibi Yüce Yaratıcının, biz Türklere yönelik rahmetinin, bereketinin ne derece büyük olduğuna bir kere daha iman edebilirsiniz canlar. Şöyle ki, ilkçağlarda Türklerin temel geçim (iktisat, economi) kaynağı -tarım, ticaret, zanaat vs. de olmakla birlikte-  hayvancılıktı. Haliyle başta Tarım havzası, Turfan bölgesi vd. olmak üzere çeşitli bölgelerde tarımsal üretim çok gelişmiş hatta Uygurlar çağının ilerisinde tarım faaliyetleri gerçekleştirerek diğer Türk hanedanlıklarının aksine bir tarım ülkesi olmuş olsalar da Türk boylarının büyük çoğunluğunda ağırlıklı olarak hayvansal gıdalar tüketiliyordu.   Uygurlar ve tarım demişken, 2500 yıl önce inşa edilen Karız tünellerinden bahsetmeden geçmek olmaz elbette. Tanrı Dağlarında, yerin 110 metre altından başlayan; ortalama 100 metre derinlikte yol alarak 12 ay sıcaklık ortalaması 40 dereceyi geçen dahası yaz aylarında 65 dereceyi gören Taklamakan çölünü aşıp, Turfan bölgesine su taşıyan; kolları ile birlikte toplam uzunluğu 5100 km’yi bulan bu sulama tünelleri bugün bile hâlâ iş görmekte, Turfan’a her yıl 200 milyon metreküp su taşımaya devam etmektedir. Çöl ikliminin hüküm sürdüğü Turfan ve diğer bölgeleri bir vaha haline getiren Uygur Türkleri çöle hayat vermekle kalmamış, tarımsal faaliyetlerde de zirve yapmıştır. Günümüzde kullandığımız “turfanda” sözcüğü... Devamı

Atatürk’ün Vasiyeti

2015-12-14 23:05:00

  Gönül gözü, çapaklı; gönül teli, paslı dahası beyni küflü Kûfe halkı yaptı yine yapacağını. Moskof’un, Farisî’nin, el altından da Amerika’sından, İngiliz’ine; Alman’ından, Fransız’ına kadar cümle Batılıların ve tabi İsrail’in açık/gizli desteği ile Türkiye’ye kesin uyarı (ültimatom) ayarı çekti. Ee ne demiş atalarımız: Can, çıkar; huy, çıkmaz! Adam satmak, adamların geninde var. Hoş, bunlara adam demeye de bin şahit ister ya!..   Iraklı Araplar, bizzat “Son Peygamber”in ifadesiyle "cennet gençlerinin efendisi" olan Hz. Hüseyin'den sonra; 1200 yılı aşkın bir süre canlarını, mallarını namuslarını korumuş olan Türk Ordusunu da sattı. Güvenilmez Kûfelilerin torunları, Türk Ordusunu satmakla da kalmayıp; rengini, şehitlerimizin al kanından alan Türk bayrağını yakma küstahlığını, çirkefliğini de gösterdi.   Sormak lâzım bu dümbüklere "Ebu Gureyp'te, henüz 16-17 yaşındaki Kur'an hâfızı Arap kızına, Amerikan askerleri tecavüz ederken (Olayın doğruluğu, bizzat yan koğuşta tutuklu bulunan dönemin Bağdat müftüsünün şahitliği ile sabittir cancağızlar.) neredeydiniz lan godoşlar?" diye..   Söz konusu Musul-Kerkük ve hatta Halep olunca, Türkiye’nin tutacağı yol bellidir. Türkiye, Misak-ı Millî davasını tekrar gündemine almalıdır. İngiltere’nin, türlü dalaverelerle (entrika) elimizden aldığı bu vatan toprakları için her türlü yola başvurmalıdır. Gerekirse oradaki Türkmen ve Gurmanç (Kürt) kardeşlerimizin Türkiye’ye katılmak isteyip-istemediklerinin tespiti noktasında bir halk oylaması (plebisit) yapılması için Birleşmiş ... Devamı

Ne Olacak Bu Türkiye’nin Hâli

2015-12-13 22:41:00

  Efsânede anlatılanlar doğru ise, içkinin ana vatanı Anadolu toprakları imiş. Şöyle ki bir tarım ülkesi olan Hititlerde çiftçilerin ürettiği ürünlerden 10'da 1 pay hükümdara yani devlete ayrılırmış. Osmanlı'daki öşür vergisinin kökeni taa o yıllara dayanıyor anlayacağınız. Neyse hükümdar da, bu elde ettiği gelirle asker, memur vs. besler; yol, köprü neyim yaptırırmış.   Yine böyle vergilerin toplandığı bir gün çiftçilerden kimi buğday, kimi arpa, kimi soğan, patates filan getirmiş. Bir çiftçi de ürettiği yaş üzümlerin 10'da 1'ini koymuş ortaya. Görevliler ne yapalım, ne edelim derken biri mahzendeki toprak fıçılara koyma fikrini ortaya atmış. Böylelikle sorun da çözülmüş.   Gel zaman, git zaman; bir gün, mahzen kapısında nöbet tutan askeri meydanda kendinden geçmiş bir halde bağıra çağıra şarkı söyleyip; dans ederken bulmuşlar. Gariban Anadolu çocuğu ne subay takıyormuş, ne hükümdar... Ne sopaya eyvallah diyormuş, ne de kova kova suya... Neyse bir gün sonra kendine gelince olanı biteni anlatmış. İşte susadım idi; nöbet yerimi de bırakıp gidemedim idi; mahzende bulunan fıçılardaki sudan içtim idi falan filan demiş. Sonrasını tahmin edersiniz. Millet, dayanmış fıçılara!...   Ha, bu arada öyle her okuduğunuza/duyduğunuza da sorgusuz-sualsiz inanmayın. Demin patates demiştik ya hani; patates bitkisi Avrupalıların, Amerika'yı keşfinden sonra geldi bu topraklara!.. Tıpkı elmanın (Macarlar “alma” der bu arada) Altaylardan geldiği gibi!..   Rakıyla ilgili bir anı: -Anlatılanlar doğru ise- Fidel Castro'nun Türkiye ziyaretinde, kendisine "Yeni Rakı" ikrâm etmişler. Bir bardağı devirince ağz... Devamı

Prut, Tekerrürden İbarettir

2015-12-09 22:54:00

    Türk-Rus ilişkileri denildiğinde akla ilk gelen figürler Baltacı Mehmet Paşa ile Çariçe Katerina’dır malûmunuz. Mehmet Paşa, serdar-ı ekrem (başkomutan) olarak deşt-i Kıpçak’a yani Kıpçak bozkırlarına sefer eylemiş; Prut bataklığında kıstırdığı Rus ordusunu tam yok edecekken, Çariçe Katerina’nın araya girmesiyle bir barış anlaşması imzalayarak dönüp gelmiştir. Anlatılanlar bu yöndedir. Kimi tarihçiler, bu beklenmedik tutumu, ordunun merkezinde yer alan yeniçerilerin huzursuzluk çıkarması yüzünden Paşa’nın, savaştan imtina ettiği şeklinde yorumlamışlardır. Velhâsıl (kısacası), mesele hâlâ tam anlamıyla açıklığa kavuşmuş değildir.   Prut’ta, gerçekte ne olduğu konusunu biraz daha deşeleyelim. Rus Çarı Deli Petro’nun (Rusların gözünde I. veya Büyük Petro’dur bu arada) zor durumda olduğunu dahası her an öldürülebileceğini haber alan Çariçe Katerina apar-topar savaş alanına gelmiş; burada Baltacı Mehmet Paşa ile görüşmüş ve Türk Ordusunun başkomutanını barış anlaşması yapmaya ikna etmiştir. Yine bu bilgi de tekrarlanagelmiş olan tarih bilgisidir. Kimi tarihçiler ise, serdar-ı ekrem Baltacı Mehmet Paşa ile Çariçe Katerina’nın yüz yüze dahi gelmediğini söylemektedir.   Bu konuda, bizim aklımızı kurcalayan nokta ise Çariçe Katarina tarafından Prut savaşından sonra kaleme alınan şiir veya günlükte (adı her neyse artık) geçen birkaç mısradır. “Ligne Prensine Mektuplar” adlı esere de konu olan Çariçe Katerina’ya ait mısraların Türkçe çevirisi şu şekildedir: “Han’ın sofası üzerinde Kıtık doldurulmuş yastıklar üzerinde, ... Devamı

Biz, Türk’üz!.

2015-12-01 00:40:00

  Biz, Türk’üz!.. Asya’da, Avrupa’da, Afrika’da hatta Amerika’da atlarımızın nal izleri yüzyıllar geçmesine rağmen hâlâ silinmeden duruyor. Asya’da, Avrupa’da, Afrika’da hanlarımız, hamamlarımız; camilerimiz, çeşmelerimiz ve dahi köprülerimiz hâlâ dimdik ayakta ve Türk elleri ile dost elleri arasında gönül köprüsü olmaya devam ediyor. Doru atların terine, deli yiğitlerin al kanı yoldaş olmuş toprağa doğru süzülürken kurduğumuz gönül bağları hâlâ sapasağlam…   Biz, Türk’üz!.. Truva’da (Turova/Turoba) gözyaşımız, Hakkâri’de mezar taşımız, Orkun’da imzamız var. Kaşgarlı’mız, Birunî’miz, Farabî’miz, İbn-i Sina’mız, Uluğ Bey’imiz dahası Koca Sinan’ımız, Pîri Reis’imiz, Itrî’miz var bizim. Macar ovalarında Attila’mız, Arpat’ımız, Gül Baba’mız… Endülüs’te, Tarık’ımız; Nil’de, Baybars’ımız; Sina’da, Yavuz’umuz; Kudüs’te, Selâhaddin’imiz; Konya’da Mevlâna’mız, Mehmet Bey’imiz; Kırım’da Giray Han’ımız, Gaspıralı İsmail’imiz… Süyüm Bike’miz, Bug (Buke?) Aruk Hatun’umuz, Nene Hatun’umuz… Urmiye gölü kıyılarında uçmağa varan Alp Er Tunga’mız,  “Titre ve kendine dön” diyen Bilge Kağan’ımız; “Allah’ın seçtiği, kurtulmuş millet” olmamıza vesile olan Satuk Buğra Han’ımız; “Anadolu’yu geri almamızı sağlayan Alpaslan’ımız, “Biz ki, mülûk-i Turan; emir-i Türkistan’ız” diyen Timur’umuz; Son Peygamberin övgüsüne mazhar olan Fatih Sulta... Devamı