Başkanlık Tartışmaları

2016-11-06 16:49:00

  TBMM’nin saygın simalarından olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’a yapılan çirkin saldırı, başkanlıkla ilgili olası bir halk oylamasında (referandum), -son yıllarda oldukça yakınlaşan- CHP ve MHP tabanlarının arasını açmaya dönük ucuz algı harekâtlarından (operation) biri de olabilir. Malûm, neredeyse 40 yıldır bu tür kahpe oyunlara sahne oluyor güzel ülkemiz. Haliyle milliyetçilik/vatanseverlik ortak paydasında buluşan Devrimciler ve Ülkücüler bu kez oyuna gelmemeli.. Atı alan, Üsküdar’a geçmemeli..   Başkanlık düzenine (sisteam) usûl yönünden karşı değiliz. Bununla birlikte şekil yönünden şüphelerimiz var. Oturmuş kurumlara sahip parlamenter düzeni hallaç pamuğu gibi atan; ülkeyi, fırka (party) devletine dönüştüren AKP iktidarının, başkanlığın ağırlığını taşıyabileceğine dahası yönetsel (idarî) açıdan gerekli olgunluğu, yeteneği (liyakat), anlayışı (feraset) gösterebileceğine inanmıyoruz. Ülkenin bir zorba yönetimine (dikta regime/rejim) evrilmeyeceğinin güvencesini (garanti) kim verecek? Güvenceyi verecek olan yüksek yargı bir kişinin iki dudağı arasında iken; Sayıştay raporları uzun süre meclis denetiminden kaçırılabiliyorken; bazı bakanlıklar, -denetim dışı olarak- milyon dolarlık örtülü ödenekler edinebiliyorken… diye giden usûlsüzlükler ortada iken, denetim aygıtlarının (mekanizma) güvenilirliği -ister istemez- tartışmaya açılacaktır.   Parlamenter düzenin artıları da vardır eksileri de. Bu kısır döngü, her beşerî düzen için geçerlidir doğal olarak. Parlamenter düzenin, bizim ülkemiz söz konusu olduğunda en büyük artısı, insanı putlaştırma geleneği... Devamı

Fırat'ın İki Yakasını Bir Araya Getirmek

2016-10-23 17:48:00

  Bir soru: Fırat Kalkanı Harekâtı ne kadar genişleyebilir? Yanıt: “Tanklarda mazot, namluda mermi bitinceye kadar!.” diyebilsek keşke. Avşar Türkmenlerinin yurdu Telâfer’den girip; Bayat Türkmenlerinin yurdu Kerkük’ten çıkılsa!.. Gerçi Türkmen’i düşünen mi var şu ülkede? Alp Er Tunga’nın küçük oğlu Za’nın torunları olan Zazalara mensup olduğunu söyleyen; haliyle kendi öz tarihinden habersiz (bî-haber) olan bir malın, “Mal, mal bakacaksınız!” sözüne bozulmuş gibi duruyor bizim ağalar. Ve dahi bozulmuş plak gibi tekrar edip durdukları “BOP Eş Başkanlığı” martavalını, masalını -her ne ise artık- unutmaya, unutturmaya çalışıyorlar.     Bir hususun altını özellikle çizmekte fayda var. Saddam’ı biliyorsunuz. Amerikalıların dolduruşuna gelip, dolmuşa binen yarım akıllıyı. Sonra gidip Kuveyt’i avlamıştı. Emperyalizm adına tabi. Bush denen Amerikan çakalı da binlerce kilometre uzaktan gelmiş; avı, sansar Saddam’ın elinden çekip almıştı. Saddam’a da, Basra’nın başucu kalmıştı sadece. “Bir koyup, üç alacağız.” diyerekten her gün Amerika’daki Puşt’u -affedersiniz- Bush’u telefonla arayan Turgut Bey de 3’ün, 1’i ile yetinmek zorunda kalmıştı. Zira Ortadoğu pazarı ile ayakta duran Türk tarımı ve hayvancılığı iflas bayrağını çekmişti. Güneydoğuda, bölücü terör olaylarının artması da cabası..   İçinde bulunduğumuz süreç, Özal’ın “başkomutan” olduğu Körfez Savaşı yıllarını anımsatıyor. Ve acısı hâlâ geçmeyen 3’ün, 1’i kazığını!.. Benzer bir durumu Recep T. Erdoğan’ın, haliyle Türkiye Cumhuriyeti’nin de yaşamaması ... Devamı

Bir Meşrep Olarak Alevîlik

2016-10-07 15:48:00

  Alevîlik ne bağımsız bir dindir, ne de Zerdüştîliğin bir uzantısı (devamı)… Olsa olsa Şah İsmail ile zirve yapmış bir “12 İmam Şiîliği”dir. Heteredoks bir İslâm inancı olduğunu söyleyenler de vardır. İslâm’ın farklı bir zenginliği; yorumu, şubesidir. Anadolu-Azerbaycan hattında yeşeren, İslâm dairesinde yer alan bir nevi Türk/Türkmen yorumudur anlayacağınız.   Alevîlik, bir hayat tarzı; bir ilâhîlik ve irfanîlik bütünlüğüdür. Pîr Sultan Abdal vb. şahsiyetlerden hareketle Alevîliği -yerine göre- toplumsal bir başkaldırı olarak niteleyenler de çıkmıştır. Burası önemlidir. Zira bu bakış açısından hareketle Komünist ideoloji, Anadolu Alevîliğine sızmaya teşebbüs etmiştir. Bunu da siyaset yoluyla; kültür, sanat… kodları ile yapmaya çalışmıştır. Sadece Komünistler mi? Ondan önce de Materyalistler, Alevîliğin zengin kültür mirasını yağmalamak istemişlerdir.   Ali bindi Düldül ata. Can dayanmaz bu fırkata. Bozkurt ile kıyamata, Kalan dünya değil misin?   diyen Pîr Sultan Abdal’dan, Balkanların İslâmlaşmasına büyük emeği geçen Gül Baba’ya; Hanefî iklimde yaşayan Ertuğrul Bey oğlu Osman’a kızını vermek suretiyle Anadolu’da Alevî-Sünnî kardeşliğinin asırlarca sürmesini, pekişmesini sağlayan Şeyh Edebali Hazretlerine dahası Beydağlarında yaşamış bir başka pîr-i fâni, Abdal Musa’ya varıncaya kadar onlarca gönül eri Türk’ün ruh kökünün, gönül zenginliğinin tezahürlerindendir. Bilinen ilk dedemiz, Dede Korkut’tan tutun da Hoca Ahmet Yesevî Pîrimize kadar birçok gönül eri, Müslüman Türk birliğinin, dirliğinin harcını karmıştır. Hanefî, Câferî; Mevlevî, Bektaşî olan bizlere düşen görev de Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin “Bir olalım, iri olalım, diri olalım!” düstûrunu dimağlarımıza (akıl, şuur) kazımak, gönüllerimize nakşetmek böylelikle de birlik harcının, mayasının gereğini yerine getirmek olmalıdır.   Gelin tanış olalım. İşi kolay kılalım. Sevelim, sevilelim. Dünya kimseye kalmaz.   dizelerini dünya-âlem bil... Devamı

Piruz Dilenci; Güney Azerbaycan'da Özgürlük Ateşini Harlayan

2016-09-20 12:37:00

Piruz Dilenci; Güney Azerbaycan’ın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam   Kısa adı CAMAH olan Cənubî Azərbaycan Millî Azadlıq Hərəkatı (Cenubî Azerbaycan Millî Azatlık Hareketi) bir başka deyişle Güney Azerbaycan Millî Özgürlük Hareketi 1991 yılında kurulmuştur. CAMAH’ın öncülerinden Piruz Dilenci, 1999 yılına kadar bu hareketin başkanlığını yapmıştır. 1999 yılında Tebriz’de yapılan kurultayda Piruz Dilenci, CAMAH 1. Başkan Yardımcılığı görevi ile birlikte CAMAH’ın, Bakü temsilciliğini de üstlenerek; çalışmalarını, bağımsızlığına kavuşmuş olan Kuzey Azerbaycan’da yoğunlaştırmıştır. Peki, Güney Azerbaycan Kuva-yı Millîye’sinin önderi konumundaki Piruz Dilenci kimdir?   Piruz Dilenci, 16 Mayıs 1965‘de İran‘ın başkenti Tahran‘da doğmuştur. İlkokulu Hatif’te, ortaokulu İsfendiyar’da okuduktan sonra 1983-1988 yılları arasında Tahran Teknoloji Enstitüsü İnşaat Fakültesi’nde yükseköğrenimini tamamlamıştır. İlk eserini daha 14 yaşında iken kaleme alan Piruz Dilenci’nin bu eseri Tahran’da, Farsça olarak basılmıştır. 17 yaşında iken, İran genelinde yapılan bir edebiyat yarışmasında 1. olmuştur. Bu yıllarda Türkiye ile temasa geçerek, "Varlık" dergisi ile işbirliği yapmıştır. Tahran’da bulunduğu süre zarfında 7 kitap yazmış, bu eserler Farsça ve Türkçe olarak yayımlanmıştır. İran’ın Keyhan ve Ettelaat gibi dünya çapındaki basın-yayın organlarında onlarca bilimsel, edebî, toplumsal ve siyasî makalesi yayımlanan Piruz Dilenci aynı zamanda Türk Dünyası’nın en büyük şairlerinden olan Muhammed Hüseyin Şehriyar'ın da öğrencilerindendir.   Tahran demişken… Safevîler ve Avşarlar dön... Devamı

Bu da oldu; Atatürk’ün resmine sansür

2016-09-11 08:42:00

  Bu da oldu. Azerbaycanlı kardeşlerimiz tarafından dokunan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev aracılığı ile Türkiye Cumhuriyetine hediye edilen mareşal üniformalı Gâzi Mustafa Kemal Atatürk portresi AKP'liler tarafından sansürlendi.   AKP’li İdare Amiri Salim Uslu, 15 Temmuz cunta girişimi sonrasında mecliste başlatılan onarım çalışmalarından sonra üniformalı Atatürk tablosunun eski yerine asılmayacağını belirtti. Uslu, “Atatürk’ün Meclis’te yüzlerce sivil resmi varken üniformalı resminin oraya konması doğru değil. Esas sorun Meclis’te üniformayı temsil eden mekanizmaların ortadan kaldırılmasıydı. O resim kışlada olur, hiçbir şekilde Meclis’te olmaz.” diye konuştu.   İkinci adım ne olacak peki? Okullardaki eli yaylı, beli kılıçlı Türk büyükleri tabloları da mı kaldırılacak? Çocuklarımızı bütün dünya ile barışık, barış güvercinleri olarak yetiştirsek misal. Öyle ya kılıç-kalkan da bir askerî simge sonuçta. Bir kısım milletvekillerinin manevî uyumunu (moral motivation) bozan duruma kökten çözüm olmaz mı? Ne dersiniz ağalar?   Bir hatırlatma yapalım: Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'e "mareşallik" payesini bir başka "Gâzi", Türkiye Büyük Millet Meclisi vermişti. Haliyle Gâzi Meclis ile Gâzi Paşamızı birbirinden ayrı düşünmek abesle iştigaldir cancağızlar.   Bir ayıbı ifşa edelim: O tablo, Azerbaycan Türklerinden; biz, Anadolu Türklerine bir armağandı. Bir sanat eseri olarak da değerine paha biçilemiyordu. Biliyorsunuz Azerbaycan -özellikle de Güney Azerbaycan- dünyaca ünlü Avşar halı ve kilimlerinin dokunduğu Türk yurtlarındandır. Halıyı dokuyan Kuzey Azerbaycanl... Devamı

Yüksekova İl Olmalı

2016-08-30 10:53:00

  AKP Hükümetinin güvenlik, oy kaybı, toplumsal tepkiler vb. siyasî kaygılarla tehlikeli (risk) bularak, Hakkâri ve Şırnak il merkezlerinin Yüksekova ve Cizre’ye taşınması fikrinden vazgeçmesini biz, yanlış bir karar olarak değerlendiriyoruz. Bu konuda, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yüksekova il olsun ama Hakkâri de il olarak kalsın.” çıkışını ise günü kurtarmaya (popülist) dönük bir yaklaşım olarak görüyoruz. Bölgeden gelen bir siyasetçi olması; cumhuriyeti kuran fırkanın (party) genel başkanı olması; bölgede yaşayan Kızılbaş Türkmenlerin ve Zazaların Alevî meşrepten olmaları hasebiyle bu topluluklarla kolay iletişim kurabilmesi; çekirdekten yetişmiş bir devlet adamı olması gibi gerekçeleri yan yana koyduğumuzda, bölgeye dönük düzenlemelerle (reform) ilgili köklü (radical) çözüm önerileri -özellikle- Sayın Kılıçdaroğlu tarafından dillendirilmelidir. Bunların başında da, ülke gerçeklerine uygun yönetsel (idarî) düzenlemelerle ilgili öneriler gelmelidir.   Osmanlı’nın son dönemleri ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında aradaki dereye/ırmağa köprü yapmaktansa köyleri farklı ilçelere, ilçeleri farklı illere bağlama gibi kolaycılığa kaçan düzenlemeler yahut sınırların üstünkörü belirlenmesi gibi işler (icraat) yüzünden, ülke yönetiminde çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalınmaktadır. Söz gelimi Yozgat’ın, Yerköy ilçesi ile arası 4-5 km. kadar olan dahası bağlı bulunduğu Kırşehir iliyle arasında boylu boyunca bir dağ silsilesi de uzanan Çiçekdağı ilçesi bu tür yönetsel (idarî) hatalara bir örnektir. Anadolu’d... Devamı

Eşekler Tepsin

2016-08-16 19:44:00

  Soslu -affedersiniz- sosyal medyada hoş olmayan görüntüler dolaşıyor. Kimi, yere serdiği Türk Bayraklarının üzerinde -sözüm ona- namaza durmuş; kimi, malûm fırkanın (party) telkin toplantısı (propaganda mitingi) bitince bayrakları çöpe atıp gitmiş falan filan. Anlayacağınız pespayeliğin bini, bir para.. Dincilerin, sergi açıp; din pazarlamaları kendi bilecekleri iş.. Ama Türk Bayrağını alıp ayaklarının altına sergi yaparlarsa, işin rengi değişir. Buğz ederiz. Ve bizim kınamamız (buğz) da hayli ağır olur. Eşekler tepsin, deriz!. Şimdi bu yazdıklarımızdan rahatsız olacak/olabilecek dincilerin dikkatlerini çekmek için bazı hususların üzerinde ayrıca duralım. 1.       Bayrak, üzerinde namaz kılınacak bir eşya, bir bez parçası yahut gazete kâğıdı değildir. 2.       Kırmızı türbanlı vatandaş yere oturduğunda, pelerin gibi kullandığı bayrağın -en azından- bir kısmı kabasının (popo) altında kalabilir. Kaldığı takdirde de “özrü, kabahatinden büyük” diyebileceğimiz durum söz konusu olur. 3.       Siyah türbanlı olan vatandaşın ayakları, bayrağın üstündedir. Bu durumun, savunulabilecek hiçbir tarafı yoktur. “Cami halısına ayakkabıları ile basan” gezicileri kınamayı bilen nöbetçilere sormak lazımdır; bayrak, halıdan daha mı değersizdir? 4.       Üzerinde namaz kılınacak eşyanın veya örtünün (namazlık, seccade) kısa gelmesi halinde; ayaklar, eşyanın üzerinde olur. Alın, çıplak zeminde secde eder. Bu basit bir dinî kural olup; “abdest almayı bile bilmeyen” Devrimciler, “Fatiha’yı bile doğru-dürüst okuyamayan” Ülkücüler dahi bu kuralı bilirler. ... Devamı

Yapılandırma Ayarlarına Dönüş

2016-08-14 22:38:00

  Polis devleti olmayı kimse istemez. Zaten her insanın başına bir polis dikmeniz de mümkün değildir. O halde her insanın vicdanı, o insana özel; o insana özgü (mahsus) bir polis olmalıdır. Bu polis de güzel ahlâkla taçlandırılmalıdır. Böylece hem devlet hazinesinin kâra geçmesi hem de güzel ülkemizin huzura ve barışa kavuşması sağlanmış olacaktır. Devlet-i ebed-müddet söyleminin, millet-i ebed-müddet beklentisine (temenni) dönüşmesi de cabası…   PYD, PDY gibi oluşumlar, söylenceler (rivayet) son zamanlarda sıkça gündeme geliyor bildiğiniz gibi. Peki, aralarında bir eşgüdüm (coordination) var mıdır? Öyle ya damgaları (harf) bile aynıdır. Hele de Kandil’e sığınan 3’ü general, 60 subay diye giden haberler basında yazılıp-çizilirken… İnşallah aslı-astarı yoktur. Ya, yapı bakımından PYD ve/veya PDY arasında ne fark vardır? PYD, modası geçmiş usullerle terör eylemleri gerçekleştiren sıradan bir terör örgütüdür. Eylemleri için kullandığı silah, dün, halk ağzında “keleş” olarak yer etmiş olan kalaşnikof marka tüfek iken bugün, kitle imhâsına yönelik mayın ve EYP (el yapımı patlayıcı) olarak evrilmiştir. AKP’lilerce, PDY olarak adlandırılan paralel devlet yapılanması ise oldukça yanıltıcı (sofistike)bir örgüttür. ‘Cemaat’ adıyla yola çıkmış, ‘hareket’ olarak yoluna devam etmiştir. Dinî eylemlerle başlamış, dindışı (secular) örgün eğitimden, medyaya; sağlık alanından, parasal (financial hareketlere kadar birçok alanda eylem (faaliyet) gerçekleştiren bir holding görünümüne bürünmüştür. Eylemleri için kullandığı silah ise kalemdir. Yani eğitim!.. En azından, 15 Temmuz ... Devamı

İslâm, İslâmcılar ve Anarşizm

2016-08-14 22:56:00

    Kimileri dini tanımlarken, bireylerin dolayısı ile toplumların yaşadıkları her türlü hayat diye tarif eder. Bu, ilkel dinler söz konusu olduğunda daha bariz bir şekilde ortaya çıkan ve gerçeklik payı da hayli fazla olan bir tanımlamadır. Ama az önce de belirttiğimiz gibi ilkel ve/veya bozulmuş (tahrif) ilâhî dinler söz konusu olduğunda geçerlidir bu görüş. Oysa İslâm söz konusu olduğunda, bu tanım, çöpe atılması gereken bir varsayım (faraziye) olmaktan öteye geçemez. Çünkü Müslümanların kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim, ilâhî olma özelliğini ilk günkü gibi hem de yenilenerek korumaktadır. Bir tek harfi bile değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Yine adına açılan vadeli hayat hesabıyla bu dünyada ortalama 70-80 yıl kadar kalan insanoğlu; sonsuz hayata kavuşabilmek için, adına açılan bu vadeli hesabın kapanmasını bekleyecektir. Yani bu ölümlü (fâni) dünyadan göçüp gidecektir. Mutlu sona kavuşması ise -ancak- yaşanılan değil; inanılan bir dinle mümkün olabilecektir.   Malûm İslâmcılık ve İslâmcılar… Militarist İslâm, Radikal İslâm vb. Cemaleddin Afganî, Reşid Rıza, Muhammed Abduh, Seyyit Kutup, Mevdudî… İslâmcılık, Osmanlı’nın gerileme dönemlerinde ortaya atılmış, o dönemlerin resmi ideolojisi olmuş bir akım. Genel kanaate göre, ülkemizde, devlet adamlarından Sait Halim Paşa, kalem erbabından Mehmet Âkif Ersoy… diye giden çok sayıda insan bu akıma dâhil edilmektedir. Ama biz, aynı zamanda Teşkilat-ı Mahsusa üyesi de olan Mehmet Âkif’e, İslâmcı demenin biraz havada kalan bir tez (iddia) olduğu görüşündeyiz. Pîrimiz İslâmcı (... Devamı

Evanjelizmin, Türkiye’ye Yansımaları

2016-08-14 22:53:00

  15 Temmuz akşamından bu yana özellikle de AKP’ye yakın televizyon kanallarında günün her saati cunta girişimiyle ilgili haber ve görüntülerden geçilmiyor. Yine -Star başta olmak üzere- bu kanallarda, haber kuşağı dışında -neredeyse- her akşam yayınlanan Amerikan fil(i)mleri de cabası… Hal böyle olunca ve dahi “Uzay Yolu” serisini filan da zihnimizde canlandırınca ‘acaba’ diyoruz. İster istemez bazı sorular takılıyor aklımıza. Şeytanın ‘sor’ dediği sorular...   Yahudilikle, Hıristiyanlığı sentezleyip; Evanjelizm (Evangelism) adında yeni bir din uyduran ve bu dinin temelleri üzerinde bir dünya devleti kuracaklarını iddia eden pespayelerin, 15 Temmuz gecesinde olup-bitenlere dahli var mı acaba? Kur’an da diyor ya malûm; “Yahudîler ve Hıristiyanlar birbirlerinin dostudur.” diye…   Çağımızın Süleyman tapınağı, bizim Ankara’daki altı kubbeli/çatılı Beştepe Külliyesi olabilir mi? İlk konuğunun, Papa olması ve söz konusu tapınağın -sözde- çizimleriyle (gravür) olan büyük benzerliği de düşünülürse… Olur mu, olur!. Söz konusu Türkiye olunca, öküzün altında buzağı bile aranır. Ve birileri arandıkça; biz, “Mevzu-i bahs (söz konusu) vatansa gerisi teferruattır.” diyen Atatürk’ün izinden gitmeye devam ederiz.                                                                  Mahallede başlayıp, karakolda biten AKP & Cemaat aş... Devamı

Medeniyet ve Din; Medeniyet Denen Muamma; Eskimeyen, Eski Medeni

2016-08-14 22:48:00

  Medeniyet ve Din; Medeniyet Denen Muamma; Eskimeyen, Eski Medeniyetimiz   Medeniyet ve din, medeniyet denen muamma yahut eskimeyen, eski medeniyetimiz adını ne koyarsanız koyun, din ile medeniyet arasında bir doğru orantı, bir doğrudan ilişki olduğu muhakkaktır.   Medeniyet nedir? Medeniyet bir toplumun sözlü, yazılı, görsel, teknik… diye giden bilgi ve birikimlerinin toplamıdır. Medeniyetin temel unsurları ise bize göre dil ve din olgusudur. Üstelik dil, kültür ve medeniyetin ‘olmazsa, olmaz’ unsurlarının başında gelir. Bir nevi bilgi ve birikimlerin anahtarı, kasası hatta hazine odası gibidir. Dine gelince, dinsiz bir medeniyetin olması mümkün değildir. Zira dinsiz medeniyet olsa olsa teknoloji olur. Almanya’nın estetik yoksunu hanım başbakanı da zamanında çıkıp, Avrupa medeniyetinin temelini Hıristiyanlığa bağlamamış mıydı zaten. Bizim zadelerin kör sağır ve dilsiz olması, kadının suçu değil ki sonuçta.   Nizam-ı Cedit hareketini, Türk Aydınlanması olarak telâkki edebiliriz. 1850’lerde başlayan bu hareket, ara ara kesintilere uğramakla birlikte 1935’lere kadar da sürmüştür. Haddizatında Osmanlı Türkiye’si 600 yıldan sonra pes etmiştir Batı karşısında. Ya Rusya? 200 yıl bile dayanamamıştır. Türkiye ile Rusya’nın kaderi, gece karanlığında ışığa koşarak, ateşte kanatları yanan kelebekleri andırır. Yani ölmemişlerdir, ama olmamışlardır da!. Şimdilerde aynı kaderi Araplar yaşamaktadırlar.   "Türkiye bir maymun değildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir." diyen bir Atatürk’e rağmen Türk cemiyet (toplum) hayatının hızla yozlaştığı, soysuzlaştığı da bir vakıadır.   Terbiye ile terminoloji arasında ço... Devamı

Bir damla gözyaşı titretir arş-ı rahmanı

2016-08-14 22:15:00

  İnsan etkilenen, etkilendiği ölçüde de tepki veren bir varlıktır. Tepki vermesi, canlılığının bir tezahürüdür. Ama bu demek değildir ki sadece hayvan ve bitki özelliği taşıyan bir varlık olsun. Akıl gibi, duygu gibi, vicdan gibi hasletlerle donatılmışken üstelik..   İnsanın düşünmesi, konuşması, gülmesi, şarkı söylemesi vb. tepkileri akıl, duygu, vicdan gibi donanımlarının bir tür dışavurumudur (tezahür) aslında. Söz gelimi, insan ağlayan bir varlıktır. Peki, niye ağlar? Gülüşten, üzülüşten, işten… Evet işten!.. Zira soğan doğramak da bir iştir.   Ağlamayı seven bir milletiz. Üzülünce ağlarız. Sevinince ağlarız. Ayrılınca ağlarız. Kavuşunca ağlarız. Orhan Gencebay’ın da dediği gibi biz, gülerken bile ağlarız. Yüreğimiz, vicdanımız bile ağlar. Ten kafese tıkılıp, bir bebek olarak dünyaya gönderilen ruhun ilk nefesle birlikte ağlamaya başlamasındaki derin anlam, milletimizin bütün fertlerini ölesiye etkilemekte demek ki. Tevekkeli alp-erenler, derviş-gâziler kol gezmiyor toprağın altında.   Meşhur hikâye… Bir Yahudî tüccar, emekleme dönemindeki çocuğunu masaya çıkarır. Biraz geriye çekilip; “Gel, gel!..” yapar. Derinlik algısı henüz gelişmemiş olan çocuğun masadan düşmesine göz yumar. Birkaç denemeden sonra, yerde kendisine el açıp, “Babaa!..” diye ağlayan çocuğa; “Babana bile güvenme!..” der umursamaz bir tavırla. Yahudî, der demesine de; sonrasında bütün dillere, gönüllere, vicdanlara pelesenk olur bu söz. Daha doğrusu pranga!.   İnsanın, insana umut bağlaması.. Zavallı insanın, bir başka zavallıya umut bağlaması.. Hitler, Lenin, Marks, Mao, Humeyni… diye giden g&a... Devamı

Bak Sen Şu Çapulcuların Yaptığına

2016-08-14 22:34:00

  Türkiye, 1974’te Batı dünyasının bütün engellemelerine, uyarılarına hatta tehditlerine rağmen Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirir. Adadaki Türk varlığının canı, kanı, malı, namusu güvence altına alınır. Okullarda her sabah “Varlığım, Türk varlığına armağan olsun!.” diye and içerek büyüyen Türk çocuğu, Mehmetçik olmuş ve Kıbrıs’taki soydaşlarını, kardeşlerini korumak için -yeminin gereği olarak- varlığını ortaya koymuştur. Viyana’da başlayan ricata (çekilme), Sakarya’da bir son veren Anadolu Türklüğü, Kıbrıs harekâtı ile ilerlemeye başlamıştır. Hem de kime karşı? İki buçuk asırdır mağlup olup durduğu Batılılara karşı!..   Batılı devletler -özellikle de Amerika- Türkiye’ye posta koymuşken, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’a çıkması, üstüne üstlük birkaç gün içinde adanın neredeyse yarısını ele geçirmesi Batı dünyası için sarsıcı (shock/şo:k) bir gelişmedir. Bu sarsıntıyı (shock/şo:k) üzerlerinden atan Batılılar, zaman geçirmeden harekete geçerler. Batı dünyasının refahı ve mutluluğu için Türkiye’nin tekrar kendi kabuğuna çekilmesi gerekmektedir. Batılı ajanlar zaten bölgededir. Söz gelimi William Eagletoon adlı bir Amerikalı 1960’lardan beri Ortadoğu’da dolaşıp durmaktadır. ABD’nin -sözde- Kürt uzmanıdır. Molla Mustafa Barzani ve KDP ile oldukça yakın ilişkileri vardır. “Mahabat Kürt Cumhuriyeti” vb. kitaplar da yazmıştır. Tarihteki ilk ve tek Kürt devleti olan Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin, İran’da kurulduğunu ve topu topu 11 ay kadar yaşadığını da hatırlatalım bu arada. Anlaşılacağı üzere bölgede un vardır, şeker vardır, su vardır. İş, helva yapma... Devamı

Avşarlar.. Oğuz Kağan’ın delişmen ruhlu çocukları

2016-08-14 22:29:00

  Avşarlar, Oğuz Kağan’ın altı oğlundan Yıldız Han’ın büyük oğlu Avşar’ın soyundan gelen bir Türkmen (Oğuz, Ogur, Uğur, Uz) topluluğudur. Afşar, Alpşar, Afshar gibi adlarla da anılırlar. Söz gelimi Kaşgarlı Mahmut’un eserinde ‘Afşar’ olarak kayıtlara geçmiş olup; Türkiye’de, Avşar; Azerbaycan, İran taraflarında ise Afşar sözcüğü genel kabul görmüştür. As Gur, Beş (Baş) Gur, Bel Gur, Biti Gur, Bul Gar, Fin Gur, Go Gur, Gur, O Gur (Uğur/Oğuz), On Gur, Sol Gur (Salur), Uy Gur ve Gur-man-ç (Kür-d/t) boy ve/veya birlik (confederation) adlarından hareketle Avşar sözcüğünün sonundaki -ar eki ‘Gur’dan geliyor olabilir. Benzer sözcük değişimleri Avar, Hazar (Khazar), Sabar (Sabir, Sibir) vb. örneklerde de görülür. Günümüzde “-ar, -er” ekleri Anadolu Türkçesinde sıkça kullanılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Gur’un etnik ad; Türk’ün ise türük/török, törük, töre söylenişlerden hareketle -belki de- Hz. İbrahim’e veya Hz. Musa’ya kadar giden -ümmet anlamında- bir dinî terim olma olasılığı da göz ardı edilmemelidir. Rab sözcüğünün de kökeni olan Ra sözcüğünün Hz. İbrahim ve Hz. Musa dönemlerinde “Allah” demek olduğunu da düşünürsek, Tanrı sözcüğünün “tan yerinin sahibi, ışığın sahibi” gibi anlamlara gelebileceği; “Ra”nın zamanla “-rı”ya dönüşmüş olabileceği de unutulmamalıdır. Ki Hz. İbrahim’in bir Sümer kentinde doğduğu; Sümer imamı/rahibi olduğu; Sümerlerle, Türklerin akraba oldukları ile ilgili tezler (iddia) de cabası. Bu noktada, Sümerce “sıtara” (belki de sı-ta-ra?) yani şimdilerin “star” sözcüğünü de araştırmak gerekiyor haliyle.   Başlangıçta bugünkü Özbekistan’ın kuzey taraflarında ve Seyhun Irmağı kıyılarında yaşayan Avşarlar, zamanla güneye doğru hareketlenmişlerdir. Avşarların -neredeyse- tamamı 10. yüzyılda Müslüman olmuştur. Tarih sahnesine 11. yüzyıldan itibaren ve yıldan yıla ağırlıklarını hissettirerek çıkmışlardır. “Avşar” adının anlamına gelince, Reşidüddin’e göre, “çevik, vahşi hayvan avına meraklı” demektir. Ebu’l-Gâzi Bahadır Han ise “işini ça... Devamı