AKINCI

2008-04-29 17:52:00

AKINCI   Sabah oldu                 aydınlığa daldın Akşam oldu                 karanlığa… Bir akıncıydın sen çıkmıştın akınlara Ay yıldızın gölgesinde                 Bozkurdun arkasında Ölsen de yürürdün                 dönmezdin geri Ötüken’den, Viyana’ya ezelden beri Okyanuslar yıkardı                 ayağının tozunu Üç kıtada atın oynardı                 oynardın cirit oyunu… Sen denizleri atla geçerdin                 karaları gemiyle Kızıl Elma, Cihat derdin                 yürürdün Allah’ın emriyle… Alkış tutardı tarih                 bu mehter geçidine Şahadete susardın                 gönül verip yüce dîne “Titre ve kendine dön                 Ey Türk Milleti!” Seni bitiren Batıcılıktır                 at artık şu illeti. Aziz Dolu Atabey       &... Devamı

Kerkük, Elden Ele Düşmeden

2008-04-29 17:50:00

Kerkük, Elden Ele Düşmeden İster Türk-i iman’dan gelsin, ister Türk-menend’den; Türkmen demek, Türk demektir. Oğuz Türkü demektir. Bu nedenle, nerede olursa olsun; Türkmen toplumunun maruz kaldığı soykırım, haksızlık, zulüm, insan hakları ihlâli… türü ne olursa olsun, büyük meseledir. Damarımda Türk kanı taşıyorum diyen herkesin gütmesi gereken bir millî davadır. Türk-İslâm davasıdır. Bugün Irak’ta sayıları 2,5 milyonu aşan bir Türkmen topluluğu bulunmaktadır. Üstelik bu topluluk, bin yıldan fazla bir tarihi geçmişe de sahiptir. Türkler, Musul ve Kerkük dolaylarını, Anadolu’dan çok önceleri yurt edinmiştir. Irak Türkleri, Anadolu Türkleri ile yüzlerce yıldır kader birliği içerisinde olmuştur. Ta ki 1. Dünya Savaşı sonrasında Irak, İngiliz sömürgesi olana kadar… O tarihten sonra Türkmenlerin kaderi kan ve gözyaşı ile yoğrulmuştur. Irak’taki Türklerin (Türkmenler) yaşadığı yerler, Türkiye sınırlarından başlayıp, Bağdat’a kadar uzanan geniş bir sahayı kapsamaktadır. Irak Türklerinin başlıca yerleşim alanları Musul, Kerkük, Erbil, Altunköprü, Telafer, Diyala, Selahaddin, Mendeli gibi yerleşim birimleridir. Yine Bağdat’ın belli başlı mahallelerinde 100 binin üzerinde Türk yaşar. Kısacası Türkiye sınırındaki Telafer’den başlayıp, İran sınırındaki Mendeli’ye kadar uzanan coğrafyada üç milyona yakın sayıları ile Türkler, ülkedeki üçüncü büyük etnik topluluğu oluşturmaktadır. Irak’taki Türkler, ülkenin her tarafında zengin bir kültür varlığı meydana getirmişlerdir. Özellikle Musul, Kerkük, Bağdat, Basra, Erbil, Telafer gibi şehirlerde Türklere ait mimari ya... Devamı

Simgeler ve Kavramlar

2008-04-29 17:48:00

Simgeler ve Kavramlar Pek televizyon seyretmem. Tarih, Edebiyat, Toplumbilimi ile ilgili sunumlar olursa belki… Geçenlerde 'örtü' meselesi ile ilgili bir sunuma (program) denk geldim. Başörtüsünün, toplumsal bir sorun haline getirilmesini gülünç (trajikomik) bulmama rağmen; oturup, dakikalarca sunumu izledim. Ta ki, boynunda 'Hırvat mahsulü kravatı' ile arz-ı endam eyleyen, karşıt görüşlü bir muhteremin “Başörtüsü siyasi bir simgedir.” diyerek başladığı konuşmasına, hızını alamayarak bir de gericilik yaftası yapıştırdığını duyuncaya kadar…  Efendim, 'kravat' (boyunbağı) sözcüğü Hırvat dilinden gelir. Bildiğiniz gibi dilimizde Türklüğü çağrıştıran, 'türkü' (Aslı 'türkî'dir.) diye bir sözcük vardır. Türkü, Türk işi (usulü) anlamına gelir. Hırvat dilinde de benzer bir durum söz konusudur. Yani kravat sözcüğünü kullandığımız zaman da Hırvat işi (usulü) anlamını ifade etmiş oluruz. Hırvatlar için bir gelenek, diğer milletler için ise olsa olsa bir alışkanlık olan kravat (boyunbağı) takma uygulamasının nereden çıktığına gelince; eski çağlarda kocasını ya da oğlunu savaşa gönderen Hırvat kadınları boyunlarına onların giysilerinden bir parça çaput (bez) bağlarlarmış. Kocaları ya da oğulları dönene kadar da bunları çıkarmazlarmış. Uygulamanın amacına gelince; gidenleri unutmayıp, hep hatırlamakmış. Bu boyunbağları yas alameti olarak kullanılırmış anlayacağınız. Günümüzde medeni olmanın temel simgelerinden biri olarak kabul edilen boyunbağlarının, Hırvat diyarından çıkarak diğer ülkelerde de yaygınlaşmaya başlaması sırasında, uygulamada farklılıklar göze çarpmıştır. Mesela Fransızlar -&ou... Devamı

Deli Gömlekleri

2008-04-29 17:47:00

Deli Gömlekleri Temeline toprak, duvarına tuğla, çatısına demir, kapısına çelik olmaya gönül verdiğimiz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu yıl seksen dördüncü kuruluş yıldönümü kutlandı. Seksen dört yıllık süre zarfında birçok badireler atlatan, evladım dediklerinden ihanet; dostum dediklerinden kahpelik gören genç cumhuriyetimiz yine de yoluna devam etmektedir. Son yıllarda, sonu 'izm' ile biten çeşitli düşünce akımlarının ikliminde yaşayan bir takım entel-dantel çevreler “Ulus Devletlerin miyâdı doluyor.”, Türkiye bir mozaiktir.”, “Türkiye’nin temel sorunu demokratikleşmedir.” gibi etnik özürlü olmaları ile de ilişkilendirilebilecek görüşler ortaya atmaktadırlar. Gelin şimdi devletin varlığını, ülkenin bütünlüğünü sorgulamaya; milletin huzurunu bozmaya yönelik eylemleri bile 'düşünce özgürlüğünü sonuna kadar kullanmak' olarak tanımlayan bu 'izm'cilerin iyi niyetli olduklarını varsayalım. İyi niyetle yahut kitleleri etkilemek amacıyla söylenmiş olan 'halkların kardeşliği', 'inanç birliği', 'küreselleşen dünya' gibi söylemler yine de izm’lere vitrin süsü olmaktan öteye geçememektedir. Aklı başında bir insanın vitrin süsüne tav olmak gibi bir hataya düşme lüksü yoktur. Asıl olan görüntü değil, özdür. İşin özü, işin aslıdır. Sorarım size, bir Sultan Galiyev vakası vitrinin gerisinde bütün çıplaklığı ile dururken hangi halkların kardeşliğinden bahsedebilirsiniz ki? Ya da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün, Bekaa’daki kamplarında PKK’nın (Partiya Kalkaren Kurdiya) yıllarca silah... Devamı

Bir Cumhuriyet Efsanesi

2008-04-29 17:46:00

  Şehir efsanesi olarak adlandırılan bir kavramı duymuşsunuzdur. Kavram, aslı olmayan ama halkın gerçek olduğunu düşündüğü, hayali durumları belirtir. Amiyane tabirle batıl inanç denen şey de budur aslında. İnsanoğlu az veya çok bu tür inançlardan etkilenir ve/veya etkilenmiştir. Bu inançlar dini olabileceği gibi dindışı konuları da kapsayabilir. İnsan toplulukları arasında, buna benzer inançlarla ilgili misaller sayılamayacak kadar çoktur.   Şimdi sizlere bir başka efsaneden 'Cumhuriyet efsanesi' olarak adlandırdığımız bir yalandan, daha doğrusu göz boyamadan bahsedeceğiz. Gelin şimdi hep birlikte Kurtuluş Savaşı yıllarına gidelim. Aslında bu tabir (söylem) de yanlış. Bizzat Atatürk ve çağdaşları tarafından kullanılan 'İstiklâl Harbi' söylemini kullanmalıyız. Günümüz Türkçesi ile Özgürlük (Bağımsızlık) Savaşı...   1920’li yıllarda Türkiye Türkleri bağımsızlık yolunda büyük bir ölüm-kalım mücadelesi verirken; Türkistan’da da durum pek farklı değildi. Kırım, Kazan, Astırahan, Hive Hanlıklarını (devlet) yutan Sovyet Rusya, Batı Türkistan’daki son Türk Devleti olan Buhara Hanlığı’na göz dikmiştir. Buhara ve havalisinde Buhara Halk Cumhuriyeti ilan edilmiş, başkanlığına da Osman Kocaoğlu seçilmiştir. Ankara Hükümeti bu kardeş Türk Devletini resmen tanır. Mustafa Kemal ile danışıklı olarak gizlice Türkistan’a giden Teşkilat-ı Mahsusa’nın efsanevi casusu Kuşçubaşı Eşref de İran, Afganistan ve Hindistan (Pakistan ve Bangladeş dâhil) Müslümanları ile Ankara Hükümeti arasında irtibat kurmuş; ardından da Buhara’ya geçmiştir. Ankara ile Buhara arasında resmi ilişkilerin başlaması da bu zamana denk gelir. Buhara Halk ... Devamı

ŞEHİDİM

2008-04-29 17:45:00

 ŞEHİDİM                  'Yusuf Oğlu Süleyman’a' Bir hendekten atlarken Kahramanca             ileri Boğazı yandı,             birden Kırmızı bir gül             fışkırınca göğsünden. Titreyerek diz çöktü Huşu içinde yere. Birkaç kurşun atmak için Son bir gayretle Doğrulurken yerinden Bir söz yankılandı             dağlarda,                     taşlarda... Allah-u Ekber! Boşaldı şarjör, Hedefini buldu mermiler. Gözleri görmez oldu Taşı, toprağı, bitkiyi... Hayatını yaşadı            yeniden. Anası geldi aklına, Duayla             askere uğurlayan... Eşi geldi, Oğluna sarılmış            ağlayan... Baktı Nur yağan göğe, Gördü 'gel'  diyen meleği. Gövdesi Devrilirken yere, Kutsal ruhu Şehidimin, Uçtu gitti Göklere...                           Aziz Dolu Bolu–1994 ... Devamı

Temcit Pilavı Medeniyeti

2008-04-29 17:44:00

Temcit Pilavı Medeniyeti Mensubu olmakla övündüğümüz Türk Milleti öyle yüce ruhlu, öyle gönlü zengin bir millettir ki anlatmaya ne ciltler, ne de günler yeter. Misal, önüne defalarca ısıtılmış temcit pilavını bile koysalar; karşısındakinin kalbini kırmamak için, birkaç lokma alır. Doydum deyip, çekilir. ‘Hâl ehli'  böyle yapar. Umulur ki pilavı ısıtıp getirmeyi iş edinmiş 'dal ehli' hidayete ersin. Basın-Yayın organlarının son dönemlerdeki baş haberlerine (manşet) bir göz atacak olursanız; birilerinin yine milletin önüne bir şeyler koyma çabasına giriştiğini görürsünüz. Üstelik hiç yorumlama (analiz) yeteneğiniz olmasa bile, bunların en şatafatlılarının da 'Dinler Arası Diyalog', 'Medeniyetler İttifakı', 'Büyük Ortadoğu Projesi' gibi adlarla anılan safsatalar olduğunu hemen anlarsınız. Türk Milleti’ni, Batı’ya yamama; Türk Milletine, Batı kültürünü dayatma (empoze) çabaları öyle gülünç bir hâl almıştır ki, milletimiz artık tek bir lokmayı bile kaldıracak durumda değildir. Zira tek bir lokma bile, bünyenin mide kanaması (spazm) geçirmesine sebep olacak dereceye gelmiştir. Bu noktada aydınlarımızın takındığı tavır ise gerçekten acınacak bir durumdur. Kraldan çok kralcı olan; kendi toplumuna yabancılaşmış, kendi değerlerinden habersiz, hatta utanan bir yığın... Üstelik öyle bir yığın ki, milletimizin yüce vicdanında açtığı yara elin İngiliz’ine, Moskof’una rahmet okutacak cinstendir. Elin adamı harıl harıl uçak gemisi, uzay mekiği yapmaya çalışırken; bizim yığın zamanını nasıl kadeh tutulacağını, nasıl kadın eli öpüleceğini dahası nasıl enik besleneceğini öğrenmeye harcamış... Devamı

Türklerin Girişimcilik Ruhu

2008-04-29 17:40:00

Türklerin Girişimcilik Ruhu Geçenlerde evrenkent (univercity) mezunu bir zatın konuşmalarına tanık oldum. Bu zat, Türk Milletinin girişimci ruha sahip olmadığından, uyuşukluğundan filan dem vuruyordu. Önyargılarının kemikleştiğini, olaylara at gözlüğü ile baktığını anlayınca söylediklerini kale almadım. Bununla birlikte, mensubu olduğum Türk Milletinin, girişimciliğin kitabını yani tarihi yazdığını bildiğim için; içimde bu gaflet ehline karşı bir acıma hissi belirdi. Damarlarına boca edilen bayıltıcının (narkoz) etkisiyle kolunu bacağını oynatamayan;  oynatmak ne kelime, kolu bacağı kesilse bile farkına varamayan bir hastanın durumunu düşünün. Takdir edersiniz ki milletimizin içinde bulunduğu vaziyet de bu hastanın durumuna benzer. Osmanlı’dan başlayıp, günümüze kadar sürdürülegelen sinsi oyunlarla milletimiz uyuşturulmakta, uyutulmakta; değerlerinden, benliğinden uzaklaştırılmaktadır. Öyle ki kökleri Orta Asya’dan teşekkül etmiş Büyük Türk ülkesi budana budana bu günlere gelmiş ve elde kala kala bugünkü milli sınırlarımız kalmıştır. Üstelik Volga’yı, Tuna’yı, Nil’i kurutan ağdala sürüleri bu defa da gövdeye musallat olmuştur. Zira gövdenin dal budak salması an meselesidir. Dal budak salmış gövdeye güç yetiremeyeceklerini de iyi bilmektedirler. Şu yeryüzünde, Türklerin dal budak salmasını kimse istemez. Peki, niye? İstemez, çünkü bu milletin silkinip, ayağa kalkmasının anlamını dünya âlem iyi bilmektedir. Dünya Kürşat’ı, Attila’yı, Mustafa Kemal’i iyi bilmektedir. Dünya Mohaç’ı, Akka’yı, Çanakkale’yi hatırlayınca ürpermektedir. Çünkü bu anlam, Türk’ün önüne ge&cc... Devamı

Asa, Değil; Musa Olmak

2008-04-25 23:53:00

Asa, Değil; Musa Olmak Balkan savaşlarının hezimetle sonuçlanması, bütün dünyada şaşkınlıkla karşılanmıştır dersek abartmış olmayız herhâlde. Zira daha dün gibi bir tarihte Osmanlı’ya bağlı birer eyalet olan Balkan devletçikleri, İstanbul’un az ötesine kadar gelebilmeyi başarmış ve Bab-ı Âli’de bir depremin vuku bulmasına sebep olmuştur. Aslında Devlet-i Âli’nin yenilgiyi tadacağı, savaştan önce de ayan beyan ortada iken (Gazi Mustafa Kemal’in de bu yönde görüşleri vardır.) yine de Osmanlı için, Viyana bozgunundan sonraki en acı hezimet olduğu ortak kanaattir. (Koskoca Osmanlı’nın, Batılıların korumasına muhtaç olmasını kastediyorum canlar.) Alınan bu yenilgi ile Osmanlı’nın millî gururu öyle çok incinmiştir ki, Osmanlı aydınları için bir dönüm noktası olmuştur. Türk Ocaklarının kurulması (1912) da bu buhranlı günlere denk gelir. Türkistan’dan, Balkanlardan kopup gelen ve milyonlarla açıklanan insan güruhu arasında, aydın vasfına haiz (sahip) insanlar da vardı. Rus zulmü, Çin zulmü, Balkanlardaki komitacı vahşetleri… diye giden ıstıraplar, hüsranlar doğal olarak Osmanlı aydınlarının da bir yerde isyan etmelerine ve Türkçü-Turancı bir dünya görüşünü benimsemelerine neden olmuştur. Kuva-yı Milliye hareketini başlatıp, başarıyla sonuçlandıran da bu akımdır. İkinci Dünya Savaşının ardından (akabinde) ise çeşitli sebeplere bağlı olarak Türkçüler, İslâmcılar ve solcular (sosyalist) bertaraf olmuş; ülke, -Amerika’nın da etkisiyle- manevî (moral) üstünlüğü ele geçiren batıcı liberallerin tahakkümüne girmiştir. Mevzu siyasî olduğu için, biz kıyısından dolaşalım. Peki, ama Osmanlı niye yenil... Devamı

İslâm'da Yanlış Anlama ve Yorumlar

2008-04-25 23:40:00

İslâm’da Yanlış Anlama ve Yorumlar Bilindiği gibi İslâm hukukunda (fıkıh) suça karşılık gelecek cezalar arasında 'kısasa kısas' unsuru da vardır. Bu uygulama, suç fiilinin daha başlamadan sona ermesi; suçlunun, işlediği suçun ne anlama geleceğini kavraması; mağdurun gönül rahatlığının sağlanması gibi yararlar sağlamaktadır. Günümüzde bu uygulama sadece maddi kayıplar için uygulanmakta, diğer alanlarda hapis cezası yolu takip edilmektedir. Bununla birlikte, bir kulun, bir kula zarar vermesini; bir kulun, bir kulun verdiği zarara, zararla karşılık vermesini bile hoş görmeyen İslâm dini, böylece toplumsal barışı ve huzuru tesis etmedeki başarıyı da garantilemiş olmaktadır. Zekât, fitre, sadaka ise bu barışın güvence (garanti) belgeleridir hâliyle… Tarihi süreç incelendiğinde, her milletin, İslâm’ı yorumlamasının farklı farklı olduğu görülür. Hâliyle Türklerin İslâm inancı da diğer yorum ve uygulamalardan farklılıklar göstermektedir. Misâl Araplarda Selefiyye ve Kelâm (fıkıh=hukuk) ağırlıklı bir İslâm inancı hâkimken; Türkler Allah korkusu yerine, Allah sevgisini esas alan kelam ve tasavvuf terkibini uygun bulmuşlardır. Hanefî-Maturidî-Yesevî çizgisinde asl’olan Allah sevgisi ve kul iradesi olarak göze çarpar. Kişi bilmediğinden sorumlu tutulamayacağından olsa gerek, kelâm burada eğitim-öğretim faaliyetleri gibi algılanmıştır. İslâm ülkelerinde, dinle ilgili yanlış anlama ve yorumlamaların olduğu ve/veya olabileceği muhakkaktır. Misâl Yahudilerin, Cumartesi; Hıristiyanların, Pazar gününü dini inançları gereği hafta sonu tatili kabul etmelerinden etkilenilmiş olunacak ki; Müslümanlar da Cuma gününün dinî tatil gün&uum... Devamı

Kızılderililer Türk Olmasın

2008-04-25 23:38:00

Kızılderililer Türk Olmasın   Kızılderililer şu yeryüzündeki en asil milletlerden biridir. Özgürlüğe düşkün oluş,  doğa sevgisi, mertlik… diye giden bir dizi güzel huy (seciye, haslet) bu halkta toplanmıştır.   Kızılderililer üzerine yapılan sayısız araştırma, biz Türkleri de yakından ilgilendiren sonuçlar ortaya koymuştur. İki halk arasında öyle derin bir bağ; öyle çok ortak nokta vardır ki, şaşarsınız. Misâl Dede Korkut’ta geçen 'Deli Dumrul' hikâyesinin bir benzeri Kızılderililerde 'Deli At' olarak karşımıza çıkmaktadır. 'Deli' lakabının iki halkta da 'gözünü budaktan sakınmayan, er kişi' anlamında kullanılması ise üzerinde durulması gereken bir başka ortak yandır. Zira “Yiğidin iyisine deli derler.” diyen bir Şeyh Edebali vardır karşımızda.   Kızılderililerin dini inançları üzerine yapılan saha araştırmalarında, Türklerin 'Gök Tanrı' inancına çok benzeyen bir din inancına sahip oldukları görülmüştür. Bugün Türkiye’de unutulmakla birlikte Türkistan’da hâlâ görülen, yerleşim biriminin merkezi noktasına uzun bir sırık dikme; sırığın etrafında ayin yapma; şaman (kam) dansı; akan suyun kutsal sayılması; kurt, kartal, at gibi hayvanların sevilmesi; ölülerin tepelik yerlere gömülmesi; ay ve güneş tutulmalarında gökyüzüne silah (ok, kurşun vs.) atılması; ölen kişinin ruhunun gökyüzüne yükseldiğine inanılması; kötü ruhlardan korunmak için tılsım taşınması (kurt dişi, kartal tüyü, nazar boncuğu vs.) gibi uygulamalar en belirgin ortak özellikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu arada Türklerin, İslâm öncesi dönemdeki G&o... Devamı

Tebliğ ve Tahammül Dini

2008-04-25 23:34:00

Tebliğ ve Tahammül Dini Kavramlar, insan hayatını biçimlendiren; insan ufkuna yön veren en önemli unsurların başında yer almaktadır. Yeryüzünde, hayati öneme haiz olan kavramların başında ise aidiyet duygusunu anlatmak için kullanılan kimlik olgusu gelir. Bize “Necisin?” diye bir soru yöneltilse “Türk’üz!” deriz. Türk kimliğini daha da açmamız icap ederse söylemimiz 'Müslüman Türk' hâlini alır. Zira bir Türk olarak, hayatımıza yön veren en önemli kavram İslâm’dır. Burada dikkât edilmesi gereken husus, din ve dil olgusunun, milletin devamında oynadığı önemin büyüklüğüdür. Bu noktada, Türk varlığını daha doğrusu İslâm’ı berrak bir anlatıma ve/veya yoruma kavuşturmak elzemdir. Aslında Müslüman Türk olmak yeterlidir. Ama mezhepler ve cemaatler de işin içine girmektedir. Burada, bu alt dini oluşumları birer 'gönül akımı' olarak adlandırabiliriz. Ama bu akımların sıkıntılara yol açabileceği de unutulmamalıdır. Şii mezhebinin başına gelenleri bu duruma misâl olarak gösterebiliriz. Gönül akımı olması gereken mezhepler, cemaatler sonradan nerede ise İslâm’ın temel inançlarına zıt birer din hâlini almışlardır. Söz gelimi Suriye’deki Şii Müslümanlar, Haçlı savaşları ve sonrasında başlayıp günümüze kadar gelen süreçte, Hıristiyanlıktan da etkilenerek Hz. Ali Efendimizi ilâhlık özelliği kazanmış birisi olarak hatta -hâşâ (asla)- 'Allah’ın oğlu' olarak kabul eder hâle gelmişlerdir. Bu yörede yaygınlaşan ve İslâm inancına taban tabana zıt olan ruh göçebeliği (rearkarnasyon) inancı da cabası… Irak’ın kuzeyinde yer alan Yezidilik ise bir ... Devamı

Konusu Kadın Olan Bir Muhabbet

2008-04-25 23:31:00

Eskiden 'cima' varmış. Arapça 'cem'den gelen… Şimdilerde ‘seks’ diyorlar. İngilizceden devşirme bu sözcükle, cimanın anlamı da kalkmış ortadan. Seks kalmış çırılçıplak. Seksek oyununa dönmüş bir anlamda. Eskiden 'oynaşmak' diye tarif edilen hâl, şimdilerde ‘flört’ olmuş. ‘Çıkıyorum’ diye adlandırılmakta… 'Baştan çıkıyorum'un kısaltması: Çıkıyorum! 'Konuşuyorum', 'kırıştırıyorum'un kibarcası… Arkadaş sözcüğünün önüne erkek veya kız sözcüğü konarak bir isim tamlaması meydana getiriliyorsa, bilin ki deneme sürüşü için bir araç tahsisi söz konusudur. Ya evlilik? Olmadı şimdi… Durduk yerde moraller bozulmasın. Öyle ya saygı, sevgi, saadet, sadakat… diye giden sözcükler adam gibi adam olmayı gerektirir. Kim taşıyabilir ki onca ağırlığı… Baldırı çıplak palmiye, çınardaki asaleti nasıl taşısın değil mi ya? Yeşilçam yapımı eski filmleri seyrederken, bir ayrıntı dikkatinizi çeker mi bilmem? Hani esas oğlan (aktör), esas kızın (aktris)  alnından öper hep. Herhâlde o zamanlar, ar damarı çatlamamış bir toplum olduğumuzdan olacak ki, ar damarını öpmek bir gelenek olmuş diye düşünürüm. Hele hele 'helâlimsin' sözündeki derin anlama ne demeli; 'seni seviyorum' sözündeki genişliği, bir o kadar da sığlığı düşününce… Cengiz Aytmatov’u duymuşsunuzdur. Ünü, Türkistan bozkırlarından taşarak, dünyaya yayılmış bir Kırgız Türkü’dür. Romanları dilden dile çevrilmektedir. Dünyanın en saygın (itibar, prestij) edebiyat ödülü olarak kabul edilen Nobel’in de sahibidir ay... Devamı

Yal Çanağı Kaygısı

2008-04-25 17:42:00

Medeniyet denince birçok insanın aklına hızlı ulaşım, hızlı iletişim, hızlı raks (dance), hızlı musiki (music), hızlı gece hayatı, hızlı yemek (fast-food) diğer adıyla ayaküstü lokantası (restaurant) geliyor. Çağımız insanının en büyük buhranı bu hız tutkusu ne yazık ki... Ulaşım (traffic) ile ilgili hepinizin bildiği güzel bir deyim vardır. Hani “Acele giden, ecele gider.’’ derler. Peki, ama insanlık bu hızla nereye gidiyor? Efendiler, Veda Hutbesinde ‘‘Soyunu inkâr eden soysuz…’’ diyen Son Peygamberi (Allah’ın selamı üzerine olsun.) hürmetle yâd ederek;  biraz tarihimizden, ceddimizden bahsetmek istiyorum. İster inanın ister inanmayın, ama atalarımız da çok hızlı idi. Mesela hayır hasenatta çok hızlı idiler. Onlar gibi; açları doyuran, açıkları giydiren, düşkünleri kaldıran,  yetimleri güldüren... alperenler bir daha dünyaya gelir mi kimbilir? Siz şimdi halkımızın uyuşukluğuna, vurdumduymazlığına bakıp 'Hadi canım sende!' diyebilirsiniz. Sabahleyin, Atatürk Caddesi’nde yürürken kaldırıma salyasını boca eden sefil mahlûk ne bilsin, Fatih Sultan Mehmet’in bir fermanla yere tükürmeyi yasakladığını... Beşyüz elli yıl önce yaşamış Fatih’i öğrenmek karın doyurmuyor ne de olsa. Medeniyet dersinden sınıfta kalmamak için nasıl kopya çekileceğini elli-altmış yıl önce Sam (Sem) amca ona öğretmiştir zira. Son yıllarda, adları 'liberal'  ile başlayan çeşitli düşünce akımlarına kapılmış aydınlarımız arasında insanlığın tarihsel gelişim sürecinin erişilecek son noktasının liberal-demokrat sistem olduğuna dair yaygın bir kanaat oluşmuştur. Üstelik diğer düşünce akımlarını mevcut durumu korumakla (statükoculuk), hatta çağdışı olmakla su&cc... Devamı

İmam-ı Azam Ebu Hanife

2008-04-19 02:39:00

İmam-ı Âzam Ebu Hanife Kalemle halvetimize yukarıdaki başlığın manasını açıklayarak başlayalım. İmam-ı Azam, Büyük İmam (önder) demektir dostlar. Ebu Hanife ise ‘haniflerin babası’ anlamına gelir. Benim de taraftarı olduğum Hanefilik mezhebinin kurucusunun adı sanıldığı gibi ne Hanife’dir ne de Hanife adında bir çocuğu vardır. Sözün kısası, mezhep önderimizin lakabı İmam-ı Azam; mahlası da Ebu Hanife’dir. Bu arada Türk Dil Kurumu Sözlük Kolu uzmanları Ferit Devellioğlu ve Neval Kılıçkını tarafından hazırlanan Osmanlıca-Türkçe sözlüğe göre 'hanif' İslâm dinine sımsıkı bağlı olan kimse anlamına gelmektedir. Hanif sözcüğünün bir anlamı daha vardır. O da Kuran-ı Kerim indirilmezden önce Mekke’de, Hz. İbrahim’in tevhid (Bir Allah) inancına bağlı kalmış ve Araplar tarafından 'Hanifler' olarak adlandırılmış bir topluluğun adıdır. Mezhep önderimizin (imam) künyesi Numan bin Sabit’tir. Türkçemizde biz bunu Sabit oğlu Numan biçiminde söyleriz. İmam-ı Azam (Büyük İmam) 699 yılında Kufe’de doğdu. Soyunun, Oğuz Türklerine dayandığı bilinmektedir. Bildiğiniz gibi Oğuzlar, yoğun nüfus hareketleri ile Ortadoğu ve çevresine gelmişler, burada Türkmen (Kelimenin aslı Türkman’dır.) olarak adlandırılmışlardır. Türkmen sözcüğünün anlamı ile ilgili iki iddia vardır. Arap kaynaklı olanı, Müslüman olmuş Türkleri (Oğuzlar), henüz İslam’a geçmemiş olan diğer Türk Boylarından ayırmak için 'Türk-i İman' (İmanlı Türk) denildiği ve sözcüğün zamanla Türkman>Türkmen biçimini aldığı ile ilgili görüştür. Farisi (İran) kaynaklı olanı ise Oğuzların, Türklükle olan bağını beli... Devamı