Sağ - Sol Serencâmı
Sağ ve Sol denince doğu-batı, kuzey-güney, siyah-beyaz… diye giden ikilem çeşitliliklerinin bir çifti olarak zıt kutuplarda iki kavram, iki olgu akla gelir. Türkiye söz konusu olunca, aslında bu bir algı sorunu olarak da görülebilir. Zira her işimizde olduğu gibi siyaset ve demokrasi açılımlarımızda da peşine takıldığımız Batı dünyasının anladığı, algıladığı Sağ-Sol ile bizim peşinde koşturduğumuz Sağ-Sol arasında dağlar kadar fark olduğu da ortadadır. Misâl din, vatan, millet, demokrasi, özgürlük… gibi kavramlar başlı başına birer çelişki kaynağıdır.
Türk Sağı, her ne kadar Sam (Sem) Amcavari uygulamalarla, Humeyni gibi akl-ı evvellerle halkın gözünde değerini hayli yitirmiş olmakla birlikte yine de millî ve manevî değerlere bir nebze saygılı olması sayesinde itibarını az çok muhafaza etmektedir. Bununla birlikte, onlarca yıldır devam eden Sağ iktidarlar döneminde yolsuzlukların önüne bir türlü geçilememesi ise toplum nazarında bu yarım yamalak itibarın da hızla erimesine yol açmaktadır. Marks-Lenin divanelerinden girip, tarla faresi kılıklı Mao’dan çıkan Türk Soluna gelince; Türk Solu -maalesef- yerellik özelliğini büyük ölçüde kaybetmiş bulunmaktadır. Buna bir de Güneydoğu menşeli etnik siyaset hatalarını; Alevîlikle ilgili, ayrışmayı körükleyen söylemleri (ki bu söylemler, Alevîlere hiçbir şey kazandırmamıştır) de eklerseniz durumun vahameti daha kolay anlaşılacaktır.
Demokrasi kültürü açısından bakıldığında Sağ’ın, Sol’dan bir gömlek üstün olduğu hemen göze çarpmaktadır. Niye, derseniz; onlarca yıllık süreçte Sol hanedeki İnönü, Ecevit, Baykal üçlüsüne karşılık Sağ’daki Menderes, Demirel, Erbakan, Türkeş, Özal, -hatta Çiller ve bir nebze Mesut- nihayetinde Erdoğan diye giden sıralama da göstermektedir ki demokrasi açısından da, liderlik açısından da Sol sıkıntılı bir süreçten geçmektedir. Peki, Sol bu açmaza nasıl sürüklenmiştir? Bize göre demokrasiyi, sosyal (-ist) demokrasiye dönüştürme kaygısını gütmeye başladığı andan itibaren Sol, bir çıkmaz yola sapmıştır. Marks’tı, Lenin’di, Mao’ydu, Enver Hoca’ydı derken yakalarında taşıdıkları simgenin (rozet) okları birer birer dökülmüş ve geriye kala kala eğreti bir orak-çekiç gölgesi kalmıştır. Bitmek bilmeyen bir ‘laiklik elden gidiyor’ lâkırdısı da cabası… ‘Din elden gidiyor’ teranesinin bir başka zamanda, bir başka mekândaki tezahürü (belirti) olan bu lâkırdıların da aslında bir nevî temcit pilavı olduğu ve ısıtılıp ısıtılıp milletin önüne konduğu da artık aşikâre (açıkça, alenen) ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Bir Batı ülkesinin meclisinde (parlamento), saçma sapan bir inatlaşma yüzünden ortaya çıkan sağa oturanlar-sola kaykılanlar kutuplaşmasının gün gelip de çağdaş demokrasileri bu denli etkileyeceğini -herhâlde- o gün salonun iki yanına yığınak yapan aklıevveller de tahmin edemezdi. Dahası onların her biri, bir nevî budala kraldı diyelim. Ya bugün ülkemizdeki ahmak kralcılara ne demeli? Sağ-Sol eğilimli (tandans) gençlik kavgalarının Fransa’da, İngiltere’de başladıktan üç ay sonra neticelenmesine rağmen, bizde -maalesef- 30 yıl sürmesinin ve binlerce gencimizin hayatının kararmasının hesabını kimlerden, hangi güç odaklarından sormalı? Yaşanan onca acının akılla mantıkla açıklanabilmesi mümkün müdür Allah aşkına?
Bu ülkede Sağ-Sol çatışması denince ilk akla gelen Ülkücüler ve Devrimciler olur. Zira bir kısım şer odakları misâl Amerika, yandaşı olan kadrolara yer açmak uğruna kendisine iyi gözle bakmayan, milliyetçi refleksleri güçlü Ülkücüleri ve Sovyet Rusya ile dirsek temasında olan Devrimcileri birbirine kırdırmaktan çekinmemiştir. Öyle ki, iki kesimin arasına kan ve kin girmiştir. Üzücü olayların üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen iki tarafın arasındaki soğukluk giderilememektedir. Dahası sosyalist dünya düzeni fikrinin bir ukde olarak Türk solunun içinde her zaman yaşayacağı açıktır. Gerçekleştirilemeyen, hatta iktidar bile olamayan bir akım… Peki, buna engel olan en temel etkenlerden biri nedir? Ülkücüler!.. Diğer taraftan sayıları 300 milyonu bulan ve Komünizm baskısı altında yıllarca inlemiş, bazı bölgelerde hâlâ inleyen insanların ıstırabını yüreğinde hisseden Ülkücülerin Sol’a olan kırgınlığına ne diyeceksiniz? Bu kırılganlıklar da göstermektedir ki sağ-sol ayrışması cemiyet (social~sosyal) hayatımızı kemiren bir yaradır ve bu yaranın merhemi de zamandır.. Serik–03.09.2010 Cuma
Aziz Dolu Atabey