Orhun Anıtları.. Tarihe Düşülen Derkenar
Orhun Kitabeleri (anıt) aslında çok şey anlatır, anlamak isteyenlere… Taşlara kazınmış olaylar, Kuva-yı Millîye’nin bir başka zamanda, bir başka mekânda tecelli etmişliğinin tıpatıp resmidir. Halk, Türk kalmıştır. Lâkin başta beyler olmak üzere, halkın bir kısmı yozlaşmaya, soysuzlaşmaya başlamıştır. Çinliler gibi yaşamaya, Çinliler gibi düşünmeye başlamıştır. Yani balık baştan kokmuştur. Bu misâl, bir daha nerede tekerrür (tekrar) eder? Tanzimat ve sonrasında! Öncesi de vardır elbette. Sözgelimi Anadolu Selçuklu Hanedanlığının son dönemleri… Ama bizi asıl ilgilendiren Tanzimat ve sonrasında cereyan eden (süregelen) gelişmelerdir. Yeri gelmişken şu tespiti yapmamızda da fayda vardır: Batılılaşmak, Batı olmak değil; bir yerde Batıcı olmak, kopya olmaktır aslında. Karşı olduğumuz hususun Batı’nın bilimi, tekniği olmadığını; zaten bu kavramların da evrensel olduğunu belirtmemize gerek yoktur sanırım. Zira “İlim, Çin’de bile olsa gidip alınız.” diyene; kâinatın varlık sebebine gönül vermişiz bir kere.
Türkiye Türklüğünün gözbebeği Türkiye Cumhuriyeti, doksanlı yıllardan sonra Türkistan Türklüğüne elini uzatmıştır. Yüz yıl gecikilmiş olmakla birlikte, önemli olan bir yerlerden başlamaktı. Sonuçta Doğu Türklüğü ile Batı Türklüğü onlarca yıllık büyük bir hasretle öyle bir sarıldılar ki. Dünya hop oturup, hop kalktı. En çok kimlerin gocunduğu ile ilgili hamasî kuşkuları, düşünceleri bir tarafa bırakırsak; bu kısa zaman zarfında Türk-İslâm Birliği uğruna bir şeyler de yapıldı. Misal, Hoca Ahmet Yesevî’nin türbesi onarıldı. Ahmet Yesevî Evrenkenti (univercity) açıldı. Hatta en son Türkiye Cumhuriyeti’nin eli Moğolistan’a kadar uzandı ve Orhun Anıtları onarımdan geçirilerek, müze hâline getirildi. Yalnız bize göre, bu işte büyük bir hata yapıldı. Müzenin, Çin mimarisine uygun olarak inşa edilmesi ya da en azından görenlerde bunu çağrıştırması yanlış olmuştur. Bu yanlış Bağdat’tan mı döner, Ulan Batur’dan mı; bilemem. Ama dönmelidir. Çünkü orada yatan Türk Bilge Kağan, halkına seslenirken Çinli gibi giyinme, onlar gibi yaşama, onlar gibi düşünme diye haykırıyordu. Ve Türk halkı bu feryada kulak vermişti. Nasıl vermesin ki? Kayalar bile ses verdikten sonra! Bu arada Büyük Atamızın kemiklerinin sızlayabileceği ihtimalidir taşıdığımız kaygılar. Yoksa her şeye muhalif (karşı) olmak gibi bir maksat gütmediğimizi dost, düşman; hısım, hasım iyi bilmektedir. Âleme nizam verme gibi bir gayeyi şiar edinmiş Türk milliyetçilerinin evrenselliğinden hiç kimse şüpheye düşmemelidir. Zira yöneteni ve yönetileni ile ‘ne güzel’ olarak nitelendirilen millet bizim milletimizdir. Bu nitelendirmeyi de mahalle tellalı değil; âlemlerin sevgilisi, Hazret-i Muhammed (Allah’ın selâmı üzerine olsun.) yapmıştır. Peki, Hz. Muhammed’den (sav) ve hadis-i şeriflerinden daha evrensel birşey var mıdır bu âlemde? Takdir sizin cancağızlar… Serik–06.10.2010
Aziz Dolu Atabey
azizdolu-atabey.blogcu.com