Meral Abla'nın Ev Yemekleri

2017-08-10 12:03:00

 

 

AKP, şu anda 4 puan önde götürdüğü ligde kalan son maçına formaliteden çıkan bir takım görünümünde. Her türlü siyasî doyuma ulaşmış; fahiş fiyatlarla ve onlarca yıl geçiş parası ödenerek geçilecek olan paralı ve dahi pahalı yollar, köprüler yapmak dışında dişe dokunur bir başarı da ortaya koy(a)mamış siyasî yapı eleştirisiyle yüz yüze kalması da cabası. Söz gelimi Kıbrıs’ı ele alalım. “Yes be anem!”le başlayan şimdilerde 2. perdesi sergilenen çözüm görüşmelerinin (müzakere) “Ver, kurtul!” anlamına gelmediği ne malûm? Bir Roman açılımı, Sulukule’nin imara açılması dışında ne kazandırdı Roman vatandaşlarımıza? Ya karşı tarafın Ağrı Dağı’nı istemesiyle son bulan Ermeni açılımı?.. En dramatik olanı da PKK ile girişilen çözüm çalıştayları -affedersiniz- görüşmeleri oldu kuşkusuz. Neredeyse çözülmeye kadar gideyazan bu çözümden kim, ne anladı? Gerçi “Yiğidi öldür ama hakkını yeme.” demişler. Çözüm-mözüm ayağına, Arapları grip edip; yorgan-döşek yatıran -sözde- bahar havasından nezle bile olmadan kurtulduğumuz da bir gerçek. Gabar’da, Cudi’de, Amanoslar’da zaman zaman ayağımıza batan kör dikenler de olmasa ülke güllük-gülistanlık olacak neredeyse. Bir dönem ardı ardına patlayan bombaları saymazsak tabi.

 

CHP yürüdü. Daha doğrusu Kılıçdaroğlu yürüdü. Böylece CHP’de, genel başkanlık yarışları ile anlam bulan kurultaylar dönemi de bir süreliğine askıya alınmış oldu. Kılıçdaroğlu’nun, koltuğunu sağlama aldığını söyleyebiliriz. Gerçi AKP’lilere kalırsa CHP ve Kılıçdaroğlu, PKK denen bölücü terör örgütünün siyasî uzantısı ile kol kola yürümüş oldu ama, ya -bizzat reislerinin söylemiyle- FETÖ terör örgütü denen yapılanmayla yıllardır kucak kucağa yaşayan AKP’ye ne demeli? Kol kola yürümekle yollar aşınmaz. Çok olsa adınız çıkar. Ama kucak kucağa yaşarsanız gebe kalma olasılığınız hayli yükselir. Allah korusun (maazallah), nur topu gibi bir cuntanızın olması işten bile değildir. Hem 15 yıllık “seviyeli” birliktelikten sonra da, bu işin tecavüz olduğuna kimseyi inandıramazsınız. “Çok safız!.” diyorsanız o zaman başka tabi. Safsanız, durum daha da vahim bir hâl alır. Çünkü devlet yönetimi saflığı kaldırmaz.

 

MHP tepe yönetimi, psikoloji bilimine denek olacak cinsten. Kendisini, devletin kolluk kuvvetlerinin yerine koyup; HDP’lilerle söz dalaşına girmenin kime ne faydası var ki? Ya AKP’nin başarıları ile sevinmeye, avunmaya ne demeli? Tam bir psikolojik vaka (olay) söz konusu. Sahi, “içe yansıtma” mı deniyordu bu rahatsızlığa? Kısacası (vel’hâsıl) MHP tavanı bu hâliyle köstekli ata benziyor. Taban demişsiniz, zaten narkoz verilmiş hasta kıvamında!.. Bu ahval (durum) ve şerait (şartlar) içindeki fırka (party) 80’den düşme; 120’yi aşma mantığı ile siyaset otobanında aheste aheste gidiyor. Tasavvuftaki “fenafillah” yani Tanrı’da yok olma, Tanrı ile bütünleşme demek olan durumu; MHP’lilerin ülkede yok olmak, ülke olmak şeklinde algıladıkları, anladıkları ortada. Diğer fırkalar (party), seçmenlere bol keseden yat, kat, araba, oğlana iş, kıza çeyiz sözleri (vaat) verirken; MHP’nin, “Önce ülkem!” ödevi vermesinin kitle psikolojisinde pek bir karşılığının olmadığı, seçmene çekici (cazip) gelmediği anlaşılıyor. Yine etnik özürlü, entel-dantel, liberal, şucu-bucu, dinci geçinen kesimlerce itici (antipatik) bulunması da fırka (party) açısından bir başka sorun…

 

HDP’liler, ortalıkta avanak avanak -affedersiniz- avare avare dolaşıyorlar. AKP’nin, önce sevgi manyağı yaptığı; şımarınca da, ensesine şaplağı yapıştırdığı afacan veletlere dönen HDP’lilerin bu sarsıntıyı (shock/şo:k) atlatmaları, derlenip-toparlamaları epeyce bir zaman alacak gibi görünüyor. Yalnız bu süreçte sabah-akşam “Kendim ettim kendim buldum” türküsü dillendirseler; yatıp-kalkıp, nerede yanlış yaptıklarını düşünseler de yeridir. Zira Türkiye Cumhuriyeti Devletini değil de; içi, 10 numara yağla dolu olan Kandil’i dikkate alan bir siyasî hareketin sonunun ya yolda alev alev yanmak ya da Diyarbakır surlarına bodoslama toslamak olacağını öngörmek için abdal olmaya gerek yoktu. Misal Sur’da yaşananlar tam anlamıyla bir toslama değil de nedir? Tam bir aptallık olması da cabası!..

 

Eskiden Demirelciler, Ecevitçiler, Türkeşçiler, Erbakancılar vardı. Sonra Özalcılar geldi. Son olarak da Tayyipçiler furyası, modası… Adına ne derseniz artık. Şimdilerde ise “Baba’nın kızı” Tansu Çiller’in, bir türlü yakalayamadığı rüzgârı ardına almış gibi görünen bir Meral Akşener var meydanlarda ve Tansu Hanım’ın çırağı iken, “Boynuz, kulağı geçer.” sözüne anlam katan bir siyasî hareketlenmeyi başlatmış gibi görünüyor. Toplumsal beklentilerin, Meral Hanım’ı öne doğru birkaç adım iteklemesi de söz konusu. Hal böyle olunca, iyi bir rüzgâr yakaladı. Görünen o ki, Meral Abla’nın ev yemeklerini sevenler günden güne artıyor. Başka ülkelerin mutfağında hazırlanıp, pişen; gelen yemekler yüzünden midesini bozan Türk halkı kendi mutfağının özlemi içinde yeni oluşuma ilgi (teveccüh) gösteriyor. Bu süreçte, Meral Hanım’ın dikkat etmesi gereken hususlar da artıyor doğal olarak. Bu hususların başında da kadro meselesi geliyor. Meral Hanım, yola beraber çıktığı arkadaşlarına sırtını dönmemeli; yanında-yönünde dolanan -kurt görünümlü- kimi çakalın ipiyle kuyuya inmemelidir. Hele de Sinan Oğan, Ümit Özdağ, Mansur Yavaş gibi isimleri dışlarsa siyasî hayatının en büyük hatasını yapmış olur. Zira depik (football) bir takım oyunudur. Öyle ya, takım iyi olmazsa -Galip Erdem Bey’in de dediği gibi- sevdâmız “Beşiktaş nasıl kurtulur?”

 

Aziz Dolu Atabey

Serik-23.07.2017

Güzel Ülke

http://www.facebook.com/groups/guzelulke/

 

 

0
0
0
Yorum Yaz