10 Kasım.. Varlıkta Bir Ömür
10 Kasım Atatürk’ü anma törenlerini bilmeyeniniz, görmeyeniniz; bu törenlere katılmayanınız yoktur sanırım. Bu törenlerde “Atam, sen kalk da ben yatam” şaklabanlıklarına ve riyakârlık akan çehrelere şahit olmuş, daha onlarca davranış bozukluklarına daha doğrusu kopukluklarına katlanmak zorunda kalmışsınızdır. Biz bu noktada büyük önder Gazi Mustafa Kemal söz konusu olduğunda samimi olunmasının, bilimsel düşünülmesinin gerekliliğine inanıyoruz canlar. Meydanlarda kakiri-kikiri yapılan sözüm’ona yas törenlerinin artık bir kenara bırakılmasını, onun yerine sinema, belgesel, slayt gösterimleriyle; resim, müzik, şiir, şarkı yarışmalarıyla; toplantılarla, kitap dağıtımlarıyla Atatürk’ün anılmasını, hatırlanmasını istiyoruz. Dahası O’nun, fikirleriyle, hisleriyle, hayalleriyle ve de düşleriyle tanımasını… Ülküsüne sahip çıkılmasını istiyoruz vesselam.
10 Kasım törenleri Atatürk’ü anma değil; Atatürk’ü tanıma törenlerine dönüşmeli, dönüştürülmelidir artık. Törenlerin içeriğinde köklü değişikliklere gidilmelidir. Büstlere çelenk koymakla, bir dakikayı bile bulmayan saygı duruşlarıyla Atatürk’ün yolundan gittiklerine inanan gafillere baktıkça aklı başında insanların yüzünde peyda olan istihza birçok şeyi anlatmaktadır. Dahası insanın bu halleri gördükçe gülesi gelmektedir. Âlem uzayı parselleme yarışına çıkmışken hâlâ ‘izin’de olan, hâlâ yan gelip yatan; yakalarına taktıkları “Atam, izindeyiz.” sözündeki ironiyi bile anlayamayan safsalakların Atatürkçülüğünden ne olur ki? Dahası Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni halklara bölüp, milletin burnuna halka geçirmeye kalkan; olmadı, altını oymaya çalışan, hazinelerini boşaltan soysuzların, yolsuzların dahası bilmem ne idüğü belirsizlerin bile Atatürkçü oluverdiği senede bir günü biz neyleyelim ki? Bizim için 10 Kasım’ın anlamı da, gereği de hiçbir zaman bu soykalıklar olmamıştır, olmaz da. Biz, bir ilköğretim talebesi O’nu anlatan bir şiiri okurken; yıldırım, kasırga hatta güneş olmanın şuuruyla iliklerimize kadar titreriz. Atamız Bilge Kağan’ın vasiyeti olan ‘titreyip, öze dönme’ genlerimize işlemiştir zira. Bir ortaöğretim talebesi O’nun sevdiği Rumeli türkülerinden birini seslendirirken biz Selanik’i, Üsküp’ü, Mostar’ı, Nazlı Tuna’yı düşünüp elemleniriz. Bir yükseköğretim talebesinin fırçalarından doğmuş Atatürk portresinin önünde durup, ‘Selamün aleyküm’ deriz; son nefesinde sarf’ettiği “Aleyküme selam” sözünün yankısını duyma ümidiyle!.. Velhâsıl (kısacası) biz 10 Kasım’ları, Molla Kâsımlar gibi karşılamayız canlar. Her daim Yûnus’un peşinden gideriz evelallah.
“Türk birliğine inanıyorum. Onu görüyorum.” diyen Gazi Mustafa Kemal’i anlatmak için dimağlar çaresiz, kelimeler kifayetsiz kalmaktadır canlar. Horasan’dan, Konya’ya; Konya’dan, Makedonya dağlarına kadar uzanan bir Yörük göçü dönüp dolaşmış ve Selanik’e yükünü indirmiştir. Bir altın beşiktir indirilen. Altın saçlı, mavi gözlü bir Yörük çocuğudur beşikten doğrulan. Sonrası malûm… Libya’dan, Bulgaristan’a; Çanakkale’den, Suriye’ye, Sakarya’ya uzanan destansı bir hayat… Karamanoğlu Mehmet Bey’in torunlarından mıdır bilinmez ama O’nun yolundan gittiği de bir gerçek. En umutsuz, en zor anlarda bile yılmayan; gücünü, Toros dağlarındaki Yörük çadırlarından alan ‘Büyük Türk’ün önünde saygıyla eğiliyor ve diyoruz ki: Sözde Atatürkçüler senede bir gün; özde Atatürkçüler varlıkta bir ömür… Serik–12.11.2011 Cumartesi
Aziz Dolu Atabey
azizdolu.blogcu.com