Fırkalar ve Fıkralar

2017-09-12 09:56:00

  Türkiye Büyük Millet Meclisi, hal-i hazırda yani şu durumda kayda değer dört fırka (party) ile yoluna devam ediyor. Meclisteki temsil oranları göz önünde bulundurulduğunda söz konusu fırkalar büyükten küçüğe doğru AKP, CHP, MHP ve HDP diye sıralanıyor. Ve bir de Meral Akşener önderliğinde siyaset yapan oluşum… Bu fırkalardan ne anlıyoruz? Bu fırkalarla ilgili ne düşünüyoruz? Öyle ya, her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Haliyle her siyasî oluşum kendine has bir yol-yordamla yoğurda, ekmek banmaktadır ve/veya banacaktır. Burada halkın ilgisi, sevgisi, yakınlığıdır önemli olan.Eskilerin deyimiyle teveccühü…   AKP, Ak Kaşıklar Partisi… Diyorsanız, eyvallah. Ama sütün kokmuş olduğunu da görmeniz gerekiyor artık. Bünyeyi, ak kurtçukların sardığını da haliyle. Bu durum, türlü belaları da beraberinde getiriyor. Fetö’nün 17-25 Aralık tarihlerinde altına odun atıp, harladığı AKP kazanında tam da sular duruluyor derken bu kez 15 Temmuz cunta girişiminin yaşanması, yöneteni ve yönetilenleri ile topyekûn AKP’lilerin büyük bir sarsıntı (shock/şo:k) geçirmelerine neden oldu bildiğiniz gibi. “Sarı Öküz” hikâyesini yanlış yorumlayıp, dört bakanı adalete teslim etmemesi; AKP’nin fırka (party) tabelasındaki “adalet” yazısının güveler tarafından yenilmesiyle son buldu. Tabeladaki “kalkınma” yazısına gelince… Şimdiye kadar özelleştirmelerle giden, satıp-savacak pek fazla bir kurum-kuruluş kalmayınca da “yap-işlet-devret yöntemiyle (model)” her biri otuz bilmem kaç yıl ödemeli yaptırılan yollar, köprüler, limanlarla günü kurtarmaya çalışan, en kötüsü de Özallı yıllarda 14 küsur m... Devamı

Gelini “Besmele”yle Öpebilirsiniz

2017-09-12 09:55:00

    Halk arasında hoca nikâhı, imam nikâhı gibi adlarla anılan ve resmî nikâhın müftülüklerde de kıyılabilmesini öngören düzenleme yıllardır süregelen kısır tartışmaların son perdesini teşkil ediyor. Bir dönem, kimlik belgesinde “İslâm” yazsın mı yazmasın mı tartışmaları da gündemi hayli meşgul etmişti bildiğiniz gibi. O yıllarda; yazılsa ne olur, yazılmasa ne olur. Sonuçta din, Tanrı ile kul arasındaki gönül bağıdır. Mürekkep lekesine gerek yoktur inançlı (imanlı) olmak için demiştik. Bununla birlikte, kimliklerde yer alan “İslâm” sözünün (ibare) bazı durumlarda uygulamaya (pratik) dönük kolaylıklar sağlayabileceğini söz gelimi doğal afet, yol (trafik) kazası vb. durumlarda yaşanabilecek çoklu ölüm olayları sonrası cenaze işlemlerinin daha hızlı yürüyeceğini filan dile getirmiştik. Haliyle bu tür tartışmaların “Lâf olsun, torba dolsun.” diyerek değil de toplumsal yarar göz önünde bulundurularak yapılmasının gerekliliği üzerinde durmuştuk. Hele de “Din, elden gidiyor.” manyaklığı (paranoya) ile hiçbir yere varılamayacağının bilinmesini istemiştik. Bugün de aynı noktada duruyor, aynı mantıkla meseleye yaklaşıyoruz canlar.   Bir kadınla bir erkeğin, devletin koyduğu kurallara göre cinsel ilişkiye girmesi niçin önemlidir? Tabi ki toplumsal düzen için!.. En basitinden bir miras hukukunun sağlıklı işleyebilmesi için anne, baba ve çocuk arasında hukukî bir bağın kurulması gerekmektedir. Bu mesele sağlık, eğitim ve daha birçok resmî olguda “olmazsa, olmaz” olarak karşımıza çıkmaktadır. Yoksa nikâhlı olunca çiftleşme (cima, sex) daha çok haz verecek değildir. Burada bütün mesele, çiftleşme isteğinin doğuracağı sonuçların resmî bir işlemle yani nikâhla kayıt altına alınma zorunluluğudur. Bu kayıt altına alma işlemini de devletin herhangi bir kurumu söz gelimi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bile yapabilir. Yeter ki, kadınla erkek arasında hukukî bir sözleşme (akit) olan bu işlem devletin belleğinde (hafıza), toplumun vicdanında yerini alsın.     ... Devamı

İslâm’ın Şartı Kaçtır?

2017-08-10 13:19:00

  “İslâm’ın şartı kaçtır?” diye bir soru yöneltilse, en vasat bilgi birikimine sahip Müslümanlar bile “Beştir!” yanıtını verebilir. Bu şartları da kısaca namaz, oruç, zekât, hac ve kelime-i şehadet diyerek bir çırpıda sayıp bitirir. Ama bu kuramsal (nazariyat, teorik) olarak böyledir. İş uygulamaya (amelî, pratik) gelince, maddeler tabir-i caizse bağı kopmuş tesbih taneleri gibi birer birer dökülür. Elde avuçta ne kalırsa artık!.. Üstelik İslâm’ın şartı beş filan da değildir. Birçok şartı vardır dinimizin. Haliyle “İslâm’ın temel şartları beştir.” demek daha doğru olacaktır. Peki, ama “Kul hakkıyla karşıma gelmeyin.” uyarısı (ihtar) ne olacak?!. O, İslâm’ın şartı değil mi? Ya hak, hukuk, adalet, kayırmacılık (iltimas, torpil) rüşvet, çalma-çırpma konularına ne buyrulur? Bunlar, Yahudiliğin yahut Budistliğin şartı-şurtu mu oluyor?   İslâmcılar, İslâm’ın şartını namaz, oruç, türban üçlemesine kadar indirgemiş durumdalar. Haccı, zekâtı, kelime-i şehadeti ara ki bulasın. Hatta -cemaat, tarikat gibi oluşumlarda da bulunmakla birlikte- özellikle AKP tabanı içinde yer alan dinci gençlik nazarında İslâm’ın şartlarını sadece kirli sakal ve türban olarak anlayan, algılayan dahası bu ucuz şekilciliği dindarlık olarak pazarlayan bir gürûhun peyda olduğunu da görmemiz gerekiyor. Zira “dindar gençlik” diye yola çıkanların geldiği nokta “dini dar gençlik” olup çıkmış durumda ne yazık ki. Kul hakkından, “Kul hakkıyla karşıma gelmeyin!” buyruğundan habersiz (bîhaber) olan, bir başka deyişle dindar bir ömür sürmek yerine dinci takılan, yavan özentilerin peşinde savrulup dura... Devamı

Meral Abla'nın Ev Yemekleri

2017-08-10 12:03:00

    AKP, şu anda 4 puan önde götürdüğü ligde kalan son maçına formaliteden çıkan bir takım görünümünde. Her türlü siyasî doyuma ulaşmış; fahiş fiyatlarla ve onlarca yıl geçiş parası ödenerek geçilecek olan paralı ve dahi pahalı yollar, köprüler yapmak dışında dişe dokunur bir başarı da ortaya koy(a)mamış siyasî yapı eleştirisiyle yüz yüze kalması da cabası. Söz gelimi Kıbrıs’ı ele alalım. “Yes be anem!”le başlayan şimdilerde 2. perdesi sergilenen çözüm görüşmelerinin (müzakere) “Ver, kurtul!” anlamına gelmediği ne malûm? Bir Roman açılımı, Sulukule’nin imara açılması dışında ne kazandırdı Roman vatandaşlarımıza? Ya karşı tarafın Ağrı Dağı’nı istemesiyle son bulan Ermeni açılımı?.. En dramatik olanı da PKK ile girişilen çözüm çalıştayları -affedersiniz- görüşmeleri oldu kuşkusuz. Neredeyse çözülmeye kadar gideyazan bu çözümden kim, ne anladı? Gerçi “Yiğidi öldür ama hakkını yeme.” demişler. Çözüm-mözüm ayağına, Arapları grip edip; yorgan-döşek yatıran -sözde- bahar havasından nezle bile olmadan kurtulduğumuz da bir gerçek. Gabar’da, Cudi’de, Amanoslar’da zaman zaman ayağımıza batan kör dikenler de olmasa ülke güllük-gülistanlık olacak neredeyse. Bir dönem ardı ardına patlayan bombaları saymazsak tabi.   CHP yürüdü. Daha doğrusu Kılıçdaroğlu yürüdü. Böylece CHP’de, genel başkanlık yarışları ile anlam bulan kurultaylar dönemi de bir süreliğine askıya alınmış oldu. Kılıçdaroğlu’nun, koltuğunu sağlama aldığını söyleyebiliriz. Gerçi AKP’lilere ... Devamı

Kengerler.. Sümer Medeniyetini Kuran Türk Boyu

2017-08-10 11:50:00

  Sümerliler, günümüz medeniyetinin temellerini atan insanlardır. MÖ 4 bin’li yıllarda Hazar Denizinin doğusundan gelerek, Fırat ve Dicle nehirleri arasına yerleşen ve Diyarbakır’dan, Basra’ya kadar uzanan topraklarda üstün bir medeniyet kuran; kimilerine göre Türk, kimilerine göre Türklerin atası, kimilerine göre de Türklerin akrabaları olan ve kendilerini Kengerler (Kengir) olarak adlandıran bu insanların ülkesine ise Sümer denmiştir. Sümerlilerin yani Kengerlerin (Kengir) Türk olup-olmadıklarını kesin olarak bilmemekle birlikte eldeki bilimsel veriler ışığında onların, Türklerle mutlaka ve mutlaka bir bağlarının olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Yerleşen, yerleşik hayat yaşayan anlamlarıyla ilişkili kon, konar, konuk, konmak ve hatta Ergenekon sözcüklerinden hareketle biz, Kenger/Kengir sözcüğünün Kon Gur yani konmuş/yerleşmiş Gurlar anlamına da gelebileceğini düşünüyoruz.   Sümer adının, bir başka Türk/Turanî topluluk olan Subarların/Subirlerin (Sibir) adından hareketle “sudan gelenler/sudan kaçanlar” veya “su adamları” anlamında “Sumer” olarak adlandırıldığı da bilimsel tezlerden biridir. Sümerlilerle Türklerin yakınlığı sadece dil benzerliği ile de kalmamaktadır. Misal Sümerlilerde, krallık gökten inmektedir. Türklerde ise hakanlık, Tanrı tarafından verilmektedir. Tanrıkut veya Tanrı’nın kut vermesi ile Sümerlilerin yani Kengerlerin (Kengir), krallıklarının gökten indirildiğine inanmaları birbirinin tıpatıp aynısı inanç şekilleridir.   Sümerliler ile Türkleri birbirine yakın olarak kabul etmemizin en önemli gerekçelerinden biri sondan eklemeli bir dil kullanmış olmalarıdır. Alfabelerindeki damgaların (harf) çizgileri çiviyi a... Devamı

Kuru Fasulye-Bulgur, Kuala Lumpur

2017-07-27 17:11:00

      Gündemin sıcak konusu Merve Safa Kavakçı.. Seçilenlerin mesleği olan üniversite hocalığından bir başka deyişle kalburüstü sınıfından gelen bir anne-babanın nazende çocuğu olarak doğup, büyü.. İyi okullarda, iyi eğitim al. Ardından git; Texas, Harvard, Howard merkep -affedersiniz- mekteplerinden (b)ilim devşir. Amerikan rüyası gözlerini kamaştırınca, Amerikan vatandaşı olup, bu ülkede yaşamak için; İncil’e el basarak, Amerika’nın çıkarlarını koruyacağına dair “kutsal bildiğin değerler üzerine” yemin etmekten bile çekinme.   Necmettin Erbakan ve pek bir faziletli avenesinin davetiyle, kafadan (bodoslama) siyasete dal. Gel; millete vekil ol. İLKSAN paracıklarının faizi ile saçını-başını boyatıp, kaşını-bıyığını aldıran Nazlı Teyzenin kolunda arz-ı endam eyle. Amerikan Robert Lisesi (kolej) mezunu Mustafa Bülent Ecevit’in de çanak tutmasıyla önce meclis, ardından da ülke karışsın. Belki de üçüncü sınıf bir dünya ülkesinin, üçüncü sınıf demokrasisi olarak gördüğün bu güzel ülke seni açmayınca “burada yaşanmaz ayol” deyip, Amerika’nın yolunu tut. Türkiye Cumhuriyeti Devletine haber vermeden ABD vatandaşı olduğun ortaya çıkınca da, ilgili yasa gereğince Türk vatandaşlığından çıkarıl falan. “Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.” diyen Cemil Meriç pîrimizden habersiz (bîhaber) olduğun da ortaya dökülmüş olsun böylece.   Dar alanda kısa paslaşmaların bol olduğu üniversite koridorlarında gidip gelirken, kaşla göz arasında ilk evliliğini yap. Ümmet bilinci ile ilk enişte Ürdün göçmeni bir Amerikalı olsun. Öyl... Devamı

Ömer Halisdemir

2017-07-15 22:10:00

  Şehidimiz Ömer Halisdemir 20 Şubat 1974 tarihinde, Niğde’nin Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu Köyünde Hasan Hüseyin-Fadimeana çiftinin üçüncü çocukları olarak dünyaya gelir. Avşarların, Betik Oymağından (aşiret) olan köy halkı -muhtemelen- Osmanlı’nın “Fırka-i İslahiye” adını verdiği bir dizi düzenleme kapsamında Avşarları zorunlu iskâna/göçe tabi tutması yüzünden Çukurova’da başlayan ve 1750’li yıllardan, 1860’ların sonuna kadar süren dahası Niğde’den, Halep’e kadar çok geniş bir alana yayılan Avşar başkaldırısı (ayaklanma) sonrasında Kahramanmaraş’tan alınarak Bor’un Çukurkuyu köyüne yerleştirilen Yörüklerin torunlarıdır. Kalkışma boyunca ve sonrasında Adana-Diyarbakır hattındaki -büyük çoğunluğu Avşar olan- Türkmenler, Anadolu ve Suriye içlerine sürülür. Kısacası (vel’hâsıl) Ömer Halisdemir, “Aslı kurttur; kurt yavrusu, kurt olur.” diyen Dadaloğlu’yla, Osmanlı’nın haksız iskân siyasetine boyun eğmeyen Avşar Beyi Kozanoğlu’yla aynı genleri taşımaktadır.   Ömer Halisdemir’in eğitim-öğretim hayatı köylerindeki Fatih İlkokulunda başlar. İlkokulun ardından, köyün dışında bulunan Çukurkuyu İsmail Erol Ortaokuluna devam eder. Yörüklük yaşantısından ötürü, yöredeki diğer çocuklar gibi okuldan arta kalan zamanlarda çobanlık yaparak büyür. Ortaokulun ardından Niğde’de bulunan Endüstri Meslek Lisesi Makine Bölümüne kayıt yaptırır. Maddî sıkıntılar ve okula gidiş-gelişlerdeki ulaşım zorluklarına rağmen liseden mezun olmayı başarır. Okul, 50 km uzakta olmasına ve çoğu zaman 4-5 saati yollarda geçm... Devamı

Musul.. Nureddin Zengi'nin Yadigârı

2017-06-25 05:48:00

  Avşar Türkmenlerince kurulan Musul Atabeyliğinin ünlü hükümdarı Nureddin Zengi tarafından 1173 yılında yaptırılan ve onun adıyla anılan dahası Musul’un en önemli tarihî eseri konumundaki Nuri Camisi, dünyaca ünlü eğik minaresiyle birlikte havaya uçuruldu.   Nureddin Zengi, Haçlıların Ortadoğu’dan kovulmasını sağlayan süreci başlatan hükümdardır. Atabey Zengi’nin emriyle harekete geçen Selahaddin Eyyubî komutasındaki Türk Ordusu Kudüs’ü, Haçlılardan geri almıştır. Suriye’nin, Haçlılardan temizlenmesi de Nureddin Zengi’nin siyaseti, feraseti sayesinde mümkün olmuştur. Yine dolaylı olarak Eyyubîlerin ve Memlûkların (Ed-Devlet’it Türkiyya) temellerini atan kişi de bizzat Atabey Nureddin Zengi’dir.   Modern zamanlarının Haçlıları ve onların uşaklığını yapan IŞİD cânileri, Türk’e ve İslâm’a olan kinlerini kusmaya devam etmektedir. Terör örgütü IŞİD’in kurucusu olan Bağdadî’nin sözde halifeliğini niçin Nuri Camisinde ilân ettiğini ve şimdi niçin dünya kültür mirası listesindeki bu camiyi havaya uçurulduğunu sanırım daha iyi anlamışsınızdır. Atabey Nureddin Zengi’nin başlattığı cihatla Ortadoğu’ya vedâ eden Haçlılar, sekiz asırlık hesabı yine onun üzerinden görmek; dünya kamuoyuna mesajı yine onun üzerinden vermek istemişlerdir. Sahi Müslümanları asıp-kesen, Avrupa şehirlerinde korku salan IŞİD adlı bu “ne idüğü belürsüz” terör örgütü niçin İsrail’e ve Amerika Birleşik Devletlerine hiç saldırmamaktadır?   Musul Atabeyliği, Avşarlar (Afşar) tarafından oluşturulan ilk siyasal yapılanmadı... Devamı

Ra, Rab, Tanrı ve Türkler

2017-05-15 12:50:00

  Tarih bilimi -söylentilerle (rivayet) karışmış olmakla birlikte- kişioğlunun en temel bilgi kaynaklardan biri olmaya; günümüz insanının yolunu aydınlatmaya devam etmektedir. Hz. İbrahim’le ilgili olarak geçmişten-günümüze anlatılagelenler, bu duruma güzel bir örnektir. Söylentilere bakılırsa Hz. İbrahim bir Sümer şehrinde doğmuş, Sümer kamı (rahip) olarak yaşamıştır. İnancımıza göre ise peygamber olarak… O zamanlarda “Ra”, Tanrı demektir. Sümerce bir sözcük olan Sı-ta-ra (Si-ta-re) yani “star” (günümüz Türkçesiyle yıldız) sözcüğü de “Ra” ile ilintilidir kuşkusuz. Sonra Hz. Musa dönemi gelir. Onun zamanında da Ra, Tanrı demektir. Bu Ra’yı, Sami kavminden olan Araplar “Rab” olarak yaşattılar. Turan/Türk toplulukları ise tan yerinin (ışık, nur) sahibi dercesine Tanrı (Tengri) dediler. Ra, -rı’ya dönüştü zahir.   Arapça sevdalıları, dinciler/İslâmcılar vb. tayfadan olanlar Türkçeye, Türk kültürüne hep soğuk, hep mesafeli davrandılar. “Tanrı” demek günahtı zevata göre. Ama Farsça “abdest”, Farsça “peygamber” demekte bir sakınca yoktu. Hatta “Allah” yerine Farsça “Mevlâ”, Farsça “Yezdan” deseniz de sorun olmazdı. Yeter ki Türkçe olmasın ağzınızdan çıkan sözcük. Yeter ki Türk’ü; Türk’ün dilini, kültürünü hor görün. Yezit, Yezdan gibi sözcüklerin “ateşe tapan” Zerdüştlerin inancından geldiği de ayrı bir ironiyken üstelik. Türk’ün var olma davasını, kavgasını; Karamanoğlu Avşar’ı (Afşar) Mehmet Bey’in ferasetini, siyase... Devamı

Millî ve manevî değerlere yönelik saldırılar dizi dizi..

2017-05-15 12:48:00

  Sözde “ulusal” olan bir kanalda “Yeni Gelin” adında bir dizi yayınlanmaya başladı. Show TV adlı televizyon kanalında yayınlanmaya başlayan dizide, Batı kültüründe yetişmiş bilgili, görgülü ve dahi Türk-İspanyol melezi (Avşarların deyişiyle; kırması) bir gelinimiz var. Bir de hafif sakallı ve dahi aşiret çocuğu Türkmen damadımız.. Sakal modası son yıllarda ortaokula kadar indi malûmunuz. Damat, “Türkmen” oldukları üstüne basa basa vurgulanan “Bozoklar” adlı bir aşirete mensup. Avşar Türkmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Adana ilimiz, diziye mekân seçilmiş. Çekimlerin yapıldığı çiftliğin kapısında; üstte Avşarların kartal simgesi, altta Kayıların ok ve yaylı simgesi bulunuyor.   Televizyonlarda yayınlanan bütün dizilerde 90-60-90 vücut ölçüleri ile baston yutmuş gibi ortalıkta salınan mankenlerden geçilmezken; bu dizideki kadınların tamamı itici tipler Hele bir yemek yeme sahnesi var ki, iğrençliğin de ötesinde.. Kısacası bir algı harekâtı (operation) ile karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz.   Peki, ama gerçekte Bozoklar kimdir? Bozoklar, Oğuz Kağan’ın iki evliliğinden birinden olan Gün Han, Ay Han ve Yıldız Han’ın torunlarıdır. Oğuz/Türkmen’in iki kolundan biridirler. Avşarlar, Beydililer, Kayılar diye giden 12 bölüğe ayrılırlar. Haçlıları, Ortadoğu’dan sürüp çıkaran Musul Atabeyi Nureddin Zengi, Bozok Avşar’ıdır. Türkçeyi resmî dil yapan Karamanoğlu Mehmet Bey, Bozok Avşar’ıdır. Osmanlılar, Bozok Kayı’sıdır. Harzemşahlar da Bozok’tur. Çin’e akın düzenleyen son Türk cihangiri Nadir Şah, Bozok Avşar’ıdır. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Gâzi Mustafa Kemal A... Devamı

Başka Türkiye Yok

2017-04-15 20:51:00

    AKP Üsküdar Teşkilatı bir bez afiş hazırlayıp, asmış meydana. Afişte “BU YÜZYILIN NENE HATUN’U SAYIN BAKAN’IMIZ FATMA BETÜL SAYAN KAYA GAZİ ÜSKÜDAR’A HOŞ GELDİNİZ” yazıyor. Şimdi bu bez afişten çıkarılacak sonuç ne olur? Öncelikle “Siyaset senin nene gerek hatun?!.” diyebilirsiniz. Yahut da egzoz gazından dertli (muzdarip) bir Üsküdar aklınıza gelebilir. Yazılı ve görsel basını takip ediyorsanız biraz daha teknik değerlendirmeler de yapabilirsiniz. Söz gelimi, Hollanda’da sergilediği çok kişilik tiyatro gösterisi RTE tarafından takdir edilmiş olmalı ki; İstanbul Büyükşehir Belediyesince, fAtma Betül Sayan Kaya’nın kardeşine milyon dolarlık üç ihale takdim edilmiş diyerek, çevrenizdekilere alayla (istihza) karışık bir gülümseme atabilirsiniz. Yeter ki saksıyı çalıştırın.   AKP’lilerin yıllardır türlü bahanelerin, -sözde- mağduriyetlerin ardında siyaset yaptığını görmemiz gerekiyor. Şimdi de bütün başarısızlıklarını, becerisizliklerini başkanlık düzeninin olmayışına bağlayıp, işin içinden sıyrılmayı düşünüyorlar. Özellikle de dış siyasette uğradıkları hezimeti örtbas etme kaygısı ile ne yapacaklarını bilemiyorlar. İşin acıklı tarafı ise o çok sevdikleri Arap ülkelerinden de destek göremiyorlar. “Düşenin dostu olmaz” atasözüne capcanlı bir örnek duruyor karşımızda. Hem mızrak da çuvala sığmıyor artık. Bahaneler, mağdur edebiyatı inandırıcı gelmiyor. En önemlisi de, dış siyasette (politica) yaşanan hezimet Türkiye’ye yakışmıyor. Ne var ki (mamafih) bu gerçekleri aklı evvel dincilere anlatın, anlatabilirseniz. Kısacası (vel’hâsıl) başkanlık düzenine (sisteam) geçilince, Misak-ı Millî sınırları içinde yer alan Türkmen ve Gurmanç (Kürt) kardeşlerimizin Türkiye’ye dâhil olacağını düşünmek ham hayâl… Yüz yıl önce vermedikleri petrol sahalarını şimdi size bırakırlar mı sanıyorsunuz? Hadi diyelim ki sanıyorsunuz; peki, ama neyinize güveniyorsunuz? Paramparça ettiğiniz Türk Ordusuna mı yoksa mirasyedi veletler gibi satıp-savarak felç ettiğiniz Türk iktisa... Devamı

Etrüskler ve Türkler

2017-04-15 20:41:00

  Etrüskler ve Türkler arasındaki kardeşlik bağının kanıtı ortak alfabeleridir.   Anadolu'dan, İtalya’ya göçen Etrüsk boyları Etruria (Toskana) bölgesine yerleşerek; günümüzde İtalya olarak adlandırılan yarımadada bir devlet kurarlar. Kurulan bu devletin ilk 11 kağanı Etrüsk soyludur. Kağanların adlarındaki Latince ekleri kaldırırsanız, geriye günümüz Türkçesine çok yakın sözcükler kalır. Roma adıyla anılan bu devletin sayıca az olan yönetici ve asker sınıfı sonraki dönemlerde yerli halk arasında erimiş ve yönetim İspanya'dan gelenlerle yerli halkın güç birliğine gitmesi sonucu Latinlere geçmiştir.   İtalya'nın millî simgelerinden olan ve iki çocuğun, bir dişi kurt tarafından emzirildiğini gösteren dünyaca ünlü heykel de sanılanın aksine Latinlerin Roma'sına değil; Etrüsklerin Roma'sına aittir. Hatta Roma adı da kardeş olan bu çocuklardan Romulus'un adından gelmektedir. Diğer kardeşin adı ise Remus'tur. Anadolu coğrafyasında "Rum" olarak tanınan insanların Grekler, Helenler veya Yunanlılar olarak adlandırılan halk arasında erimiş (asimilation) Etrüskler olabileceğini düşünüyoruz.   Türk destanlarındaki Urum Han ve yerleşim yeri olarak ise Güney Azerbaycan'daki, günümüzde "Afşar kenti" olarak da bilinen Urumiye ile Doğu Türkistan'ın Urumçi kentlerinin araştırılması yerinde olacaktır. Birbirinin devamı niteliğindeki Etrüsk ve Saka (İskit) bağlantısı da haliyle... Sonrasında da Hunlar geliyor. Zira Attila'nın kendilerini yani Hunları, Sakaların (İskit) devamı olarak gördüğünü, kabul ettiğini de biliyoruz.   Latinler, Etrüsk alfabesini alarak günümüzün alfabesini oluşturmuşlardır.   Aziz Dolu Atabey Serik-12.03.2017   TURAN http://www.facebook.com/groups/azizdolu/ ... Devamı

Oğuzlar, Macarlar ve Tuğrul (Turul) Kuşu

2017-04-15 20:28:00

      Macarların millî simgesi olan Turul kuşu pençeleri ile Attila'nın kılıcını tutuyor. Bu simgeyi Macaristan’ın her bir köşesinde görmeniz mümkündür. Hatta birbirinin devamı olan I. ve II. Dünya Savaşları sonrası yapılan anlaşmalarla Macaristan’dan koparılan tarihî Macar topraklarında yaşayan Macarlar bile bu millî simgeyi kutsal bir emanet olarak yeni kuşaklara (nesil) aktarmaktadır.     Oğuz Türkleri bu kuşa Tuğrul der. Tuğrulun, Oğuz Kağan'ın eşlerinden birini gökyüzünden getiren kuş olduğuna inanılır. Türkçedeki Gökçe, Gökçen, Göksel gibi kadın adları belki de bu annemizden kalan bir hatıradır. Kim bilir?   Oğuz Kağan ile Tuğrul (Turul) kuşunun gökten getirdiği ilk annemizin evliliğinden Bozoklar yani Gün Han, Ay Han ve Yıldız Han dünyaya gelmiştir. Oğuz Kağan, Altın Yay’ı bu üç oğluna vermiştir. Yöneticilik özellikleri ağır basan Bozoklar birçok devlet kurmuşlardır. Moğol Türkçesinde benzer anlamdaki Bosoh fiilinin "yükselmek, güneşin doğması" gibi anlamlara geldiğini de biliyoruz. Tuğrul (Turul) kuşu, kartal türlerinin atasıdır. Avrupa Hunlarının, Selçukluların bayrağındaki yırtıcı kuşun Tuğrul (Turul) olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.   Efsaneden hareketle Bozokların on iki kolundan ikisi olan Kayıların ongunu Şahin, Avşarların ongunu ise Şah (Tavşancıl) kartalıdır.   Büyük Selçuklu Devletinin kurucusu Tuğrul Bey ile Osmanlı Devletinin kurucusu olan Osman Gâzi'nin babası -Kayı Beyi- Ertuğrul Gâzi'nin adı da Tuğrul (Turul) kuşundan gelir.   Cermen halklarının Attila'dan ve Avrupa Hunlarından çok etkilendiği; Cermen asıllı bir halk olan Almanların, bu simgeyi Türklerden a... Devamı

Ayinesi İştir Kişinin

2017-03-30 12:16:00

    Yönetim biçimi cumhuriyet ve demokrasi esaslarına dayandıktan sonra yönetim tarzının başkanlık, yarı başkanlık yahut cumhurbaşkanlığı olması çok da önemli değildir. Bizim kararsızlığımızın, kaygılarımızın sebebi AKP iktidarının geçmiş dönem icraatlarından kaynaklanmaktadır. Öyle ya, ayinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz demiş adı görklü, feraset sahibi atalar. AKP’nin, yerleşik kurumlara sahip meclis (parlamenter) düzenini (sisteam) nasıl hallaç pamuğu gibi attığını da biliyoruz. Devletteki kadrolaşma furyasını ve millî devletin nasıl fırka (party) devletine dönüştüğünü, dönüştürüldüğünü de hakeza.   AKP’nin getirmeye çalıştığı devlet düzeninde cumhurbaşkanlığı makamına verilen yetkilerin özellikle de yüksek yargı seçimi ile ilgili olanların ileride bu makama gelecek olan namzetlerin şirazeden çıkmasına yol açabileceğine dair olası kaygılar giderilmediği müddetçe “evet” demek aklı başında bir yurttaşın içine sinmeyecektir. Şöyle ki AKP’li cumhurbaşkanının doğrudan doğruya kendisinin seçeceği ve yine üyeleri, bizzat cumhurbaşkanı tarafından atanacak olan yüksek yargı (Danıştay, Yargıtay vs.) üyelerinin seçeceği Yüce Divan üyelerinin gerçekten de cumhurbaşkanını ve iktidar sağlıklı bir şekilde denetleyebileceğine inanıyor musunuz? Hele de daha birkaç yıl önce Danıştay raporlarının sumen altı edilmeye çalışıldığını, 17-25 Aralık soruşturmalarının nasıl akamete uğratıldığını da bile bile... Bazı bakanlıklarda oluşturulan denetim dışı örtülü ödenek iddiaları da cabası!..   Denetim demişken… Denetim, adaletin oluşmasını sağlayan en temel etkenlerdendir. Ve dahi “Mülkün temeli adaletti... Devamı

Biz, Serik Belediye Başkanının Yerinde Olsak

2017-03-28 12:12:00

      Biz, Serik Belediye Başkanının yerinde olsak; Cuma Pazarını, MHP'li Başkan Mehmet Habalı döneminde yaptırılan Yazır'daki açık pazar alanına tekrar taşırdık. MHP'li Başkan Mehmet Habalı döneminde yaptırılan ve şimdilerde Kapalı Cuma Pazarı olarak adlandırılan binayı da İstanbul Kapalıçarşı benzeri bir cazibe ve alışveriş (ticaret) merkezine dönüştürürdük. Dahası Yazır'da bulunan söz konusu pazar alanını, pazar günleri de belediye adına açık oto pazarı olarak işletirdik. Yine birkaç küçük düzenleme yaparak, özellikle yaz aylarında düzenlenen düğün, kermes, sergi gibi etkinliklerde bu alanı Seriklilerin hizmetine sunardık. Biz, Serik Belediye Başkanının yerinde olsak; MHP'li Başkan Mehmet Habalı döneminde yaptırılan, Akçaalan'daki Açık Yüzme Havuzunu bir protokolle İlçe Spor Müdürlüğü, Halk Eğitimi Merkezi ve Millî Eğitim Müdürlüğüne bağlı okullara devrederdik. Halk Eğitimi Merkezi, yaz aylarında burada yüzme kursları açabilirdi. İlçe Spor Müdürlüğü bir yüzme takımı kurabilirdi. Yine iki yanı ırmak bir yanı denizle çevrili olan ilçemizde yüzme bilmeyen binlerce insanımıza yüzme eğitimleri verilebilirdi. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri kapsamında, okullararası yüzme yarışları düzenlenebilirdi. Havuzun bulunduğu parkta birkaç düzenleme yaparak sivil vatandaşlarımıza mesire alanı olarak da hizmet verirdik. MHP'li Başkan Mehmet Habalı döneminde yaptırılan Akçaalan Düğün Salonuna yapılacak eklerle burasının, kongre ve toplantı merkezi olarak kullanılması da seçeneklerimiz arasında olurdu. Yine Sayın Habalı tarafından yaptırılan ve Serik'in i... Devamı