Piruz Dilenci; Güney Azerbaycan'da Özgürlük Ateşini Harlayan

2016-09-20 12:37:00

Piruz Dilenci; Güney Azerbaycan’ın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam   Kısa adı CAMAH olan Cənubî Azərbaycan Millî Azadlıq Hərəkatı (Cenubî Azerbaycan Millî Azatlık Hareketi) bir başka deyişle Güney Azerbaycan Millî Özgürlük Hareketi 1991 yılında kurulmuştur. CAMAH’ın öncülerinden Piruz Dilenci, 1999 yılına kadar bu hareketin başkanlığını yapmıştır. 1999 yılında Tebriz’de yapılan kurultayda Piruz Dilenci, CAMAH 1. Başkan Yardımcılığı görevi ile birlikte CAMAH’ın, Bakü temsilciliğini de üstlenerek; çalışmalarını, bağımsızlığına kavuşmuş olan Kuzey Azerbaycan’da yoğunlaştırmıştır. Peki, Güney Azerbaycan Kuva-yı Millîye’sinin önderi konumundaki Piruz Dilenci kimdir?   Piruz Dilenci, 16 Mayıs 1965‘de İran‘ın başkenti Tahran‘da doğmuştur. İlkokulu Hatif’te, ortaokulu İsfendiyar’da okuduktan sonra 1983-1988 yılları arasında Tahran Teknoloji Enstitüsü İnşaat Fakültesi’nde yükseköğrenimini tamamlamıştır. İlk eserini daha 14 yaşında iken kaleme alan Piruz Dilenci’nin bu eseri Tahran’da, Farsça olarak basılmıştır. 17 yaşında iken, İran genelinde yapılan bir edebiyat yarışmasında 1. olmuştur. Bu yıllarda Türkiye ile temasa geçerek, "Varlık" dergisi ile işbirliği yapmıştır. Tahran’da bulunduğu süre zarfında 7 kitap yazmış, bu eserler Farsça ve Türkçe olarak yayımlanmıştır. İran’ın Keyhan ve Ettelaat gibi dünya çapındaki basın-yayın organlarında onlarca bilimsel, edebî, toplumsal ve siyasî makalesi yayımlanan Piruz Dilenci aynı zamanda Türk Dünyası’nın en büyük şairlerinden olan Muhammed Hüseyin Şehriyar'ın da öğrencilerindendir.   Tahran demişken… Safevîler ve Avşarlar dön... Devamı

Bu da oldu; Atatürk’ün resmine sansür

2016-09-11 08:42:00

  Bu da oldu. Azerbaycanlı kardeşlerimiz tarafından dokunan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev aracılığı ile Türkiye Cumhuriyetine hediye edilen mareşal üniformalı Gâzi Mustafa Kemal Atatürk portresi AKP'liler tarafından sansürlendi.   AKP’li İdare Amiri Salim Uslu, 15 Temmuz cunta girişimi sonrasında mecliste başlatılan onarım çalışmalarından sonra üniformalı Atatürk tablosunun eski yerine asılmayacağını belirtti. Uslu, “Atatürk’ün Meclis’te yüzlerce sivil resmi varken üniformalı resminin oraya konması doğru değil. Esas sorun Meclis’te üniformayı temsil eden mekanizmaların ortadan kaldırılmasıydı. O resim kışlada olur, hiçbir şekilde Meclis’te olmaz.” diye konuştu.   İkinci adım ne olacak peki? Okullardaki eli yaylı, beli kılıçlı Türk büyükleri tabloları da mı kaldırılacak? Çocuklarımızı bütün dünya ile barışık, barış güvercinleri olarak yetiştirsek misal. Öyle ya kılıç-kalkan da bir askerî simge sonuçta. Bir kısım milletvekillerinin manevî uyumunu (moral motivation) bozan duruma kökten çözüm olmaz mı? Ne dersiniz ağalar?   Bir hatırlatma yapalım: Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'e "mareşallik" payesini bir başka "Gâzi", Türkiye Büyük Millet Meclisi vermişti. Haliyle Gâzi Meclis ile Gâzi Paşamızı birbirinden ayrı düşünmek abesle iştigaldir cancağızlar.   Bir ayıbı ifşa edelim: O tablo, Azerbaycan Türklerinden; biz, Anadolu Türklerine bir armağandı. Bir sanat eseri olarak da değerine paha biçilemiyordu. Biliyorsunuz Azerbaycan -özellikle de Güney Azerbaycan- dünyaca ünlü Avşar halı ve kilimlerinin dokunduğu Türk yurtlarındandır. Halıyı dokuyan Kuzey Azerbaycanl... Devamı

Yüksekova İl Olmalı

2016-08-30 10:53:00

  AKP Hükümetinin güvenlik, oy kaybı, toplumsal tepkiler vb. siyasî kaygılarla tehlikeli (risk) bularak, Hakkâri ve Şırnak il merkezlerinin Yüksekova ve Cizre’ye taşınması fikrinden vazgeçmesini biz, yanlış bir karar olarak değerlendiriyoruz. Bu konuda, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yüksekova il olsun ama Hakkâri de il olarak kalsın.” çıkışını ise günü kurtarmaya (popülist) dönük bir yaklaşım olarak görüyoruz. Bölgeden gelen bir siyasetçi olması; cumhuriyeti kuran fırkanın (party) genel başkanı olması; bölgede yaşayan Kızılbaş Türkmenlerin ve Zazaların Alevî meşrepten olmaları hasebiyle bu topluluklarla kolay iletişim kurabilmesi; çekirdekten yetişmiş bir devlet adamı olması gibi gerekçeleri yan yana koyduğumuzda, bölgeye dönük düzenlemelerle (reform) ilgili köklü (radical) çözüm önerileri -özellikle- Sayın Kılıçdaroğlu tarafından dillendirilmelidir. Bunların başında da, ülke gerçeklerine uygun yönetsel (idarî) düzenlemelerle ilgili öneriler gelmelidir.   Osmanlı’nın son dönemleri ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında aradaki dereye/ırmağa köprü yapmaktansa köyleri farklı ilçelere, ilçeleri farklı illere bağlama gibi kolaycılığa kaçan düzenlemeler yahut sınırların üstünkörü belirlenmesi gibi işler (icraat) yüzünden, ülke yönetiminde çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalınmaktadır. Söz gelimi Yozgat’ın, Yerköy ilçesi ile arası 4-5 km. kadar olan dahası bağlı bulunduğu Kırşehir iliyle arasında boylu boyunca bir dağ silsilesi de uzanan Çiçekdağı ilçesi bu tür yönetsel (idarî) hatalara bir örnektir. Anadolu’d... Devamı

Eşekler Tepsin

2016-08-16 19:44:00

  Soslu -affedersiniz- sosyal medyada hoş olmayan görüntüler dolaşıyor. Kimi, yere serdiği Türk Bayraklarının üzerinde -sözüm ona- namaza durmuş; kimi, malûm fırkanın (party) telkin toplantısı (propaganda mitingi) bitince bayrakları çöpe atıp gitmiş falan filan. Anlayacağınız pespayeliğin bini, bir para.. Dincilerin, sergi açıp; din pazarlamaları kendi bilecekleri iş.. Ama Türk Bayrağını alıp ayaklarının altına sergi yaparlarsa, işin rengi değişir. Buğz ederiz. Ve bizim kınamamız (buğz) da hayli ağır olur. Eşekler tepsin, deriz!. Şimdi bu yazdıklarımızdan rahatsız olacak/olabilecek dincilerin dikkatlerini çekmek için bazı hususların üzerinde ayrıca duralım. 1.       Bayrak, üzerinde namaz kılınacak bir eşya, bir bez parçası yahut gazete kâğıdı değildir. 2.       Kırmızı türbanlı vatandaş yere oturduğunda, pelerin gibi kullandığı bayrağın -en azından- bir kısmı kabasının (popo) altında kalabilir. Kaldığı takdirde de “özrü, kabahatinden büyük” diyebileceğimiz durum söz konusu olur. 3.       Siyah türbanlı olan vatandaşın ayakları, bayrağın üstündedir. Bu durumun, savunulabilecek hiçbir tarafı yoktur. “Cami halısına ayakkabıları ile basan” gezicileri kınamayı bilen nöbetçilere sormak lazımdır; bayrak, halıdan daha mı değersizdir? 4.       Üzerinde namaz kılınacak eşyanın veya örtünün (namazlık, seccade) kısa gelmesi halinde; ayaklar, eşyanın üzerinde olur. Alın, çıplak zeminde secde eder. Bu basit bir dinî kural olup; “abdest almayı bile bilmeyen” Devrimciler, “Fatiha’yı bile doğru-dürüst okuyamayan” Ülkücüler dahi bu kuralı bilirler. ... Devamı

Yapılandırma Ayarlarına Dönüş

2016-08-14 22:38:00

  Polis devleti olmayı kimse istemez. Zaten her insanın başına bir polis dikmeniz de mümkün değildir. O halde her insanın vicdanı, o insana özel; o insana özgü (mahsus) bir polis olmalıdır. Bu polis de güzel ahlâkla taçlandırılmalıdır. Böylece hem devlet hazinesinin kâra geçmesi hem de güzel ülkemizin huzura ve barışa kavuşması sağlanmış olacaktır. Devlet-i ebed-müddet söyleminin, millet-i ebed-müddet beklentisine (temenni) dönüşmesi de cabası…   PYD, PDY gibi oluşumlar, söylenceler (rivayet) son zamanlarda sıkça gündeme geliyor bildiğiniz gibi. Peki, aralarında bir eşgüdüm (coordination) var mıdır? Öyle ya damgaları (harf) bile aynıdır. Hele de Kandil’e sığınan 3’ü general, 60 subay diye giden haberler basında yazılıp-çizilirken… İnşallah aslı-astarı yoktur. Ya, yapı bakımından PYD ve/veya PDY arasında ne fark vardır? PYD, modası geçmiş usullerle terör eylemleri gerçekleştiren sıradan bir terör örgütüdür. Eylemleri için kullandığı silah, dün, halk ağzında “keleş” olarak yer etmiş olan kalaşnikof marka tüfek iken bugün, kitle imhâsına yönelik mayın ve EYP (el yapımı patlayıcı) olarak evrilmiştir. AKP’lilerce, PDY olarak adlandırılan paralel devlet yapılanması ise oldukça yanıltıcı (sofistike)bir örgüttür. ‘Cemaat’ adıyla yola çıkmış, ‘hareket’ olarak yoluna devam etmiştir. Dinî eylemlerle başlamış, dindışı (secular) örgün eğitimden, medyaya; sağlık alanından, parasal (financial hareketlere kadar birçok alanda eylem (faaliyet) gerçekleştiren bir holding görünümüne bürünmüştür. Eylemleri için kullandığı silah ise kalemdir. Yani eğitim!.. En azından, 15 Temmuz ... Devamı

İslâm, İslâmcılar ve Anarşizm

2016-08-14 22:56:00

  Kimileri dini tanımlarken, bireylerin dolayısı ile toplumların yaşadıkları her türlü hayat diye tarif eder. Bu, ilkel dinler söz konusu olduğunda daha bariz bir şekilde ortaya çıkan ve gerçeklik payı da hayli fazla olan bir tanımlamadır. Ama az önce de belirttiğimiz gibi ilkel ve/veya bozulmuş (tahrif) ilâhî dinler söz konusu olduğunda geçerlidir bu görüş. Oysa İslâm söz konusu olduğunda, bu tanım, çöpe atılması gereken bir varsayım (faraziye) olmaktan öteye geçemez. Çünkü Müslümanların kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim, ilâhî olma özelliğini ilk günkü gibi hem de yenilenerek korumaktadır. Bir tek harfi bile değişmeden günümüze kadar gelmiştir. Yine adına açılan vadeli hayat hesabıyla bu dünyada ortalama 70-80 yıl kadar kalan insanoğlu; sonsuz hayata kavuşabilmek için, adına açılan bu vadeli hesabın kapanmasını bekleyecektir. Yani bu ölümlü (fâni) dünyadan göçüp gidecektir. Mutlu sona kavuşması ise -ancak- yaşanılan değil; inanılan bir dinle mümkün olabilecektir.   Malûm İslâmcılık ve İslâmcılar… Militarist İslâm, Radikal İslâm vb. Cemaleddin Afganî, Reşid Rıza, Muhammed Abduh, Seyyit Kutup, Mevdudî… İslâmcılık, Osmanlı’nın gerileme dönemlerinde ortaya atılmış, o dönemlerin resmi ideolojisi olmuş bir akım. Genel kanaate göre, ülkemizde, devlet adamlarından Sait Halim Paşa, kalem erbabından Mehmet Âkif Ersoy… diye giden çok sayıda insan bu akıma dâhil edilmektedir. Ama biz, aynı zamanda Teşkilat-ı Mahsusa üyesi de olan Mehmet Âkif’e, İslâmcı demenin biraz havada kalan bir tez (iddia) olduğu görüşündeyiz. Pîrimiz İslâmcı (dinci) deği... Devamı

Evanjelizmin, Türkiye’ye Yansımaları

2016-08-14 22:53:00

  15 Temmuz akşamından bu yana özellikle de AKP’ye yakın televizyon kanallarında günün her saati cunta girişimiyle ilgili haber ve görüntülerden geçilmiyor. Yine -Star başta olmak üzere- bu kanallarda, haber kuşağı dışında -neredeyse- her akşam yayınlanan Amerikan fil(i)mleri de cabası… Hal böyle olunca ve dahi “Uzay Yolu” serisini filan da zihnimizde canlandırınca ‘acaba’ diyoruz. İster istemez bazı sorular takılıyor aklımıza. Şeytanın ‘sor’ dediği sorular...   Yahudilikle, Hıristiyanlığı sentezleyip; Evanjelizm (Evangelism) adında yeni bir din uyduran ve bu dinin temelleri üzerinde bir dünya devleti kuracaklarını iddia eden pespayelerin, 15 Temmuz gecesinde olup-bitenlere dahli var mı acaba? Kur’an da diyor ya malûm; “Yahudîler ve Hıristiyanlar birbirlerinin dostudur.” diye…   Çağımızın Süleyman tapınağı, bizim Ankara’daki altı kubbeli/çatılı Beştepe Külliyesi olabilir mi? İlk konuğunun, Papa olması ve söz konusu tapınağın -sözde- çizimleriyle (gravür) olan büyük benzerliği de düşünülürse… Olur mu, olur!. Söz konusu Türkiye olunca, öküzün altında buzağı bile aranır. Ve birileri arandıkça; biz, “Mevzu-i bahs (söz konusu) vatansa gerisi teferruattır.” diyen Atatürk’ün izinden gitmeye devam ederiz.                                                                  Mahallede başlayıp, karakolda biten AKP & Cemaat aş... Devamı

Medeniyet ve Din; Medeniyet Denen Muamma; Eskimeyen, Eski Medeni

2016-08-14 22:48:00

  Medeniyet ve Din; Medeniyet Denen Muamma; Eskimeyen, Eski Medeniyetimiz   Medeniyet ve din, medeniyet denen muamma yahut eskimeyen, eski medeniyetimiz adını ne koyarsanız koyun, din ile medeniyet arasında bir doğru orantı, bir doğrudan ilişki olduğu muhakkaktır.   Medeniyet nedir? Medeniyet bir toplumun sözlü, yazılı, görsel, teknik… diye giden bilgi ve birikimlerinin toplamıdır. Medeniyetin temel unsurları ise bize göre dil ve din olgusudur. Üstelik dil, kültür ve medeniyetin ‘olmazsa, olmaz’ unsurlarının başında gelir. Bir nevi bilgi ve birikimlerin anahtarı, kasası hatta hazine odası gibidir. Dine gelince, dinsiz bir medeniyetin olması mümkün değildir. Zira dinsiz medeniyet olsa olsa teknoloji olur. Almanya’nın estetik yoksunu hanım başbakanı da zamanında çıkıp, Avrupa medeniyetinin temelini Hıristiyanlığa bağlamamış mıydı zaten. Bizim zadelerin kör sağır ve dilsiz olması, kadının suçu değil ki sonuçta.   Nizam-ı Cedit hareketini, Türk Aydınlanması olarak telâkki edebiliriz. 1850’lerde başlayan bu hareket, ara ara kesintilere uğramakla birlikte 1935’lere kadar da sürmüştür. Haddizatında Osmanlı Türkiye’si 600 yıldan sonra pes etmiştir Batı karşısında. Ya Rusya? 200 yıl bile dayanamamıştır. Türkiye ile Rusya’nın kaderi, gece karanlığında ışığa koşarak, ateşte kanatları yanan kelebekleri andırır. Yani ölmemişlerdir, ama olmamışlardır da!. Şimdilerde aynı kaderi Araplar yaşamaktadırlar.   "Türkiye bir maymun değildir ve hiç bir milleti de taklit etmeyecektir. Türkiye ne Amerikanlaşacak, ne de Batılılaşacaktır; o sadece özleşecektir." diyen bir Atatürk’e rağmen Türk cemiyet (toplum) hayatının hızla yozlaştığı, soysuzlaştığı da bir vakıadır.   Terbiye ile terminoloji arasında ço... Devamı

Bir damla gözyaşı titretir arş-ı rahmanı

2016-08-14 22:15:00

  İnsan etkilenen, etkilendiği ölçüde de tepki veren bir varlıktır. Tepki vermesi, canlılığının bir tezahürüdür. Ama bu demek değildir ki sadece hayvan ve bitki özelliği taşıyan bir varlık olsun. Akıl gibi, duygu gibi, vicdan gibi hasletlerle donatılmışken üstelik..   İnsanın düşünmesi, konuşması, gülmesi, şarkı söylemesi vb. tepkileri akıl, duygu, vicdan gibi donanımlarının bir tür dışavurumudur (tezahür) aslında. Söz gelimi, insan ağlayan bir varlıktır. Peki, niye ağlar? Gülüşten, üzülüşten, işten… Evet işten!.. Zira soğan doğramak da bir iştir.   Ağlamayı seven bir milletiz. Üzülünce ağlarız. Sevinince ağlarız. Ayrılınca ağlarız. Kavuşunca ağlarız. Orhan Gencebay’ın da dediği gibi biz, gülerken bile ağlarız. Yüreğimiz, vicdanımız bile ağlar. Ten kafese tıkılıp, bir bebek olarak dünyaya gönderilen ruhun ilk nefesle birlikte ağlamaya başlamasındaki derin anlam, milletimizin bütün fertlerini ölesiye etkilemekte demek ki. Tevekkeli alp-erenler, derviş-gâziler kol gezmiyor toprağın altında.   Meşhur hikâye… Bir Yahudî tüccar, emekleme dönemindeki çocuğunu masaya çıkarır. Biraz geriye çekilip; “Gel, gel!..” yapar. Derinlik algısı henüz gelişmemiş olan çocuğun masadan düşmesine göz yumar. Birkaç denemeden sonra, yerde kendisine el açıp, “Babaa!..” diye ağlayan çocuğa; “Babana bile güvenme!..” der umursamaz bir tavırla. Yahudî, der demesine de; sonrasında bütün dillere, gönüllere, vicdanlara pelesenk olur bu söz. Daha doğrusu pranga!.   İnsanın, insana umut bağlaması.. Zavallı insanın, bir başka zavallıya umut bağlaması.. Hitler, Lenin, Marks, Mao, Humeyni… diye giden g&a... Devamı

Bak Sen Şu Çapulcuların Yaptığına

2016-08-14 22:34:00

  Türkiye, 1974’te Batı dünyasının bütün engellemelerine, uyarılarına hatta tehditlerine rağmen Kıbrıs Barış Harekâtını gerçekleştirir. Adadaki Türk varlığının canı, kanı, malı, namusu güvence altına alınır. Okullarda her sabah “Varlığım, Türk varlığına armağan olsun!.” diye and içerek büyüyen Türk çocuğu, Mehmetçik olmuş ve Kıbrıs’taki soydaşlarını, kardeşlerini korumak için -yeminin gereği olarak- varlığını ortaya koymuştur. Viyana’da başlayan ricata (çekilme), Sakarya’da bir son veren Anadolu Türklüğü, Kıbrıs harekâtı ile ilerlemeye başlamıştır. Hem de kime karşı? İki buçuk asırdır mağlup olup durduğu Batılılara karşı!..   Batılı devletler -özellikle de Amerika- Türkiye’ye posta koymuşken, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs’a çıkması, üstüne üstlük birkaç gün içinde adanın neredeyse yarısını ele geçirmesi Batı dünyası için sarsıcı (shock/şo:k) bir gelişmedir. Bu sarsıntıyı (shock/şo:k) üzerlerinden atan Batılılar, zaman geçirmeden harekete geçerler. Batı dünyasının refahı ve mutluluğu için Türkiye’nin tekrar kendi kabuğuna çekilmesi gerekmektedir. Batılı ajanlar zaten bölgededir. Söz gelimi William Eagletoon adlı bir Amerikalı 1960’lardan beri Ortadoğu’da dolaşıp durmaktadır. ABD’nin -sözde- Kürt uzmanıdır. Molla Mustafa Barzani ve KDP ile oldukça yakın ilişkileri vardır. “Mahabat Kürt Cumhuriyeti” vb. kitaplar da yazmıştır. Tarihteki ilk ve tek Kürt devleti olan Mahabat Kürt Cumhuriyeti’nin, İran’da kurulduğunu ve topu topu 11 ay kadar yaşadığını da hatırlatalım bu arada. Anlaşılacağı üzere bölgede un vardır, şeker vardır, su vardır. İş, helva yapma... Devamı

Avşarlar.. Oğuz Kağan’ın delişmen ruhlu çocukları

2016-08-14 22:29:00

  Avşarlar, Oğuz Kağan’ın altı oğlundan Yıldız Han’ın büyük oğlu Avşar’ın soyundan gelen bir Türkmen (Oğuz, Ogur, Uğur, Uz) topluluğudur. Afşar, Alpşar, Afshar gibi adlarla da anılırlar. Söz gelimi Kaşgarlı Mahmut’un eserinde ‘Afşar’ olarak kayıtlara geçmiş olup; Türkiye’de, Avşar; Azerbaycan, İran taraflarında ise Afşar sözcüğü genel kabul görmüştür. As Gur, Beş (Baş) Gur, Bel Gur, Biti Gur, Bul Gar, Fin Gur, Go Gur, Gur, O Gur (Uğur/Oğuz), On Gur, Sol Gur (Salur), Uy Gur ve Gur-man-ç (Kür-d/t) boy ve/veya birlik (confederation) adlarından hareketle Avşar sözcüğünün sonundaki -ar eki ‘Gur’dan geliyor olabilir. Benzer sözcük değişimleri Avar, Hazar (Khazar), Sabar (Sabir, Sibir) vb. örneklerde de görülür. Günümüzde “-ar, -er” ekleri Anadolu Türkçesinde sıkça kullanılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Gur’un etnik ad; Türk’ün ise török, türük, törük, töre söylenişlerden hareketle -belki de- Hz. İbrahim’e veya Hz. Musa’ya kadar giden -ümmet anlamında- bir dinî terim olma olasılığı da göz ardı edilmemelidir. Ra sözcüğünün Hz. Musa döneminde ‘Allah’ demek olduğunu da düşünürsek, Tanrı sözcüğünün “tan yerinin sahibi, ışığın sahibi” gibi anlamlara gelebileceği; ‘Ra’nın zamanla ‘-rı’ya dönüşmüş olabileceği de unutulmamalıdır. Ki Hz. İbrahim’in bir Sümer kentinde doğduğu; Sümer imamı/rahibi olduğu; Sümerlerle, Türklerin akraba oldukları ile ilgili tezler (iddia) de cabası. Bu noktada, Sümerce ‘sıtara’ (belki de sı-ta-ra?) yani şimdilerin ‘star’ sözcüğünü ... Devamı

15 Temmuz; Bir ‘Yoğurda Ekmek Banma’ Hikâyesi

2016-07-24 14:15:00

  Necip Fâzıl Kısakürek pîrimiz 27 Mayıs 1960 askerî darbesini (ihtilâl) haber alınca şöyle der: “Yoğurttan hükümete, mukavvadan kılıç sapladılar!.” 15 Temmuz 2016 akşamı olup bitenler yani askerî darbe girişimi de bir nevi yoğurda ekmek banma hevesi, hadisesi (olay) şeklinde cereyan etti. Merak ettiğimiz husus, 27 Mayıs darbesiyle, kuzey komşumuz Rusya ile haddinden fazla yakınlaşan Menderes’i cezalandıran; 12 Eylül askerî darbesinde “Bizim çocuklar başardı!.” deyip, kadeh kaldıran Amerika Birleşik Devletlerinin bu son darbe girişiminin neresinde durduğu. Öyle ya “our boys” yani “bizim oğlanlar” dedikleri Kenan Evren ve havarilerinin sırtını sıvazlayıp, millî iradeye karşı sırtlanlık yaptıran ‘coni’lerden her şey beklenir.   Güzel ülkemizde 15 Temmuz 2016 gecesi olup-biten olaylar, üç aşağı-beş yukarı 27 Mayıs 1960 askerî darbesine, onun da öncesinde Sultan Abdülaziz Han’ın halline ve katline yol açan uğursuz (meş’um) olaya (vak’a) kadar giden bir tarihî derinliğe sahip. Her ne kadar, yüz yıllık zaman diliminde Babıali baskınları, 12 Martlar, 12 Eylüller, 28 Şubatlar olmuşsa da, Sultan Abdülaziz ile Adnan Menderes’in hazin sonları hep ilk hatırlanan oldu. Son olayın diğerlerinden farkına gelince; darbeci askerlerin, doğrudan sivilleri hedef alması gibi pek de alışık olmadığımız, olmak da istemeyeceğimiz bir manzara ortaya koyması. Darbe girişiminde bulunanlar, en büyük yanlışlığı da bu noktada yaptılar zaten.   HDP’nin gerçek yüzünün ortaya çıkması ile CHP’den giden emanetçi oyların tekrar ait olduğu fırkaya (party) döneceği ve CHP’nin oylarını % 30’lara çıkaracağı konuşulurken; MHP’de kurultay bilmecesi... Devamı

Atatürk Türkiye’sinden, Humeyni’nin İran’ına…

2016-06-27 19:33:00

    Rıza Palani’nin, İngiliz ve Rusların desteği ile Kaçar/Türkmen Hanedanlığını yıkması ve Şah Rıza Pehlevi unvanını almasına kadar yani 800’lü yıllardan 1925’e kadar geçen uzunca sürede, Acem diyârı olarak da adlandırılan bölge Türk yurdu olmuş; Türkler tarafından yönetilmiştir. Oldukça milliyetçi olan Kaçarların yanı başında oldukça milliyetçi/Türkçü olan Kuva-yı Millîyeciler de çıkıp Türkiye Cumhuriyetini kurunca bölgede çıkarları olan İngilizler ve Ruslar telaşlanmışlardır. Öyle ya Deşt-i Kıpçak yani Kıpçak bozkırlarından başlayıp Türkistan’a, daha da ilerideki Saha’ya (Saka, Sakha) kadar Rusların; Ortadoğu’dan, Hindistan’a hatta Hong Kong’a kadar İngilizlerin çıkarları söz konusudur. Çıkarları ve yayılmacı (imperial) emelleri…   1923’te din eksenli Osmanlı Hanedanlığının son bulup, anayasada ifadesini bulan Türk vatandaşlığı kavramı ile haldeş (hemhal) olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 2 yıl sonra günümüzde pek de doğru olmayan bir tanımlamayla Azerbaycan olarak adlandırılan; öncesinde ise başta Batı kaynakları olmak üzere birçok eserde “Türkomania” yani Türkmen ülkesi olarak adlandırılan ve nüfusunun büyük çoğunluğu Oğuz Türklerinden oluşan bölgedeki bir başka Türk Hanedanlığı olan Kaçarların iktidarına son verilmeseydi ne olurdu? Avşar Nadir Şah’ın, devamında Gagauz (Gökoğuz) İsmail Enver Paşa’nın, Gâzi Mustafa Kemal Paşa’nın hayali, ülküsü (mefkûre, ideal) olan Türk Birliği’nin önündeki mezhep engeli yahut sorunu da ortadan kalkacaktı doğal olarak. Ama olmadı, olamadı…   Rı... Devamı

Akıl ile vicdanın hasbıhali..

2016-06-27 19:23:00

  Ulusal basında çıkan haberlere bakılırsa, Aile Bakanlığında adi işler oluyor dostlar. Başında Fatma Betül Kaya’nın bulunduğu bakanlık, topu topu 6 memur almak için sınav açıyor. Nasıl bir değerlendirme sonucunda olduğunu bilmiyoruz ama 24 kişi mülâkata çağrılıyor. Sonrası malûmunuz olduğu üzere kazananların açıklanması… Buraya kadar her şey olağan seyrinde gidiyor ya da gidermiş gibi görünüyor. Olağandışı durum, söz konusu sınava girmeyen iki kişinin oldukça şeffaf ve hakkaniyet ölçülerine göre yapıldığını inandığımız/inanmak istediğimiz bu sınavı kazanmış olması!..   Şimdi dostlar!.. Sınavı, sınava girmeyenlerin kazandığı bir dinci ahlâk, dinci adalet ulusal basında haber olunca ve dahi söz konusu (mevzu-bahis) AKP olunca ister istemez yüzümüzdeki istihzaya yani alaycı gülümsemeye engel olamıyoruz ne yazık ki. Yeri geldiğinde Kur’an ayetlerini bile çarpıtmaktan geri durmayan bu müptezelleri Allah’a havale ediyoruz. Öyle ya Allah’tan umut kesilmez. Kesilirse, şirk olur. Devleti, aile şirketine dönüştüren; günden güne şirretleşen dincileri Allah elbette ıslah edecektir. Bundan zerrece kuşkumuz yok. Bu ıslah ameliyesi yani düzeltme işlemi bir vesileye bakar. Bu vesile, seçim sandıklarının daracık yarığı da olabilir; sırat köprüsünün daracık yüzeyi de… Allah, her şeyin en iyisini bilir.   AKP demişken, Erdal fıkraları, Akbulut fıkraları, Erbakan fıkraları, Bahçeli fıkraları diye giden Türk siyasal (politic) hayatı AKP fıkraları ile bambaşka bir enerji, sinerji bambaşka bir boyut kazanmış gibi gözüküyor. Hal böyle olunca bizim de Avşar genlerimizden kopup gelen söz ustalığı ile birkaç kelam etmemiz şart oluyor. Aklımız ile vicda... Devamı

Almanların Maskarası, Çerkezlerin Yüzkarası

2016-06-04 08:51:00

   “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” diyen Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ü rahmetle anıyoruz. Yine onun 1923’te vatan üzerine söylediği “Felaketler, elemler, mağlubiyetler milletler üzerinde bir takım etkenlerin vücut bulmasına sebebiyet verir. Bu etkenlerin başlıcası, öyle kara günlerinde sonra milletlerin uyanması vakalarını bulması ve kendi benliğini duymasıdır. Milletleri yükselten bu özelliklere bir etken daha ilave edelim: İntikam hissi… Milletlerin kalbinde intikam hissi olmalı. Bu alelade bir intikam değil, hayatına, ikbaline, refahına düşman olanların zararlarını yok etmeye yönelen bir intikamdır. Bütün dünya bilmeli ki, karşımızda böyle bir düşman oldukça onu affetmek elimizden gelmez ve gelmeyecektir. Düşmana merhamet acizlik ve zaaftır. Bu, insaniyet göstermek değil, insanlık özelliğinin yok oluşunu ilân etmektir." şeklindeki sözlerini kulağımıza küpe yapıyoruz.   Bettina Kudla.. Bir Alman vekil.. Alman millî meclisinde tarihin en büyük yalanına, en büyük haksızlığına, en büyük vicdansızlığına karşı şerefli, haysiyetli bir duruş sergiledi. Kendisine, insanlığın ortak vicdanı adına ve gerçeğin hatırına teşekkür ediyoruz. Bu cesur kadına madalya, şilt -artık her ne olursa- bir ödül takdim edilmesini istiyoruz. Zalimlerin düşmanı, mazlumların dostu olan vefalı Türk’e de bu yakışır zira!..    Alman meclisinin imza attığı bu rezalette, AKP’nin de bir hayli ihmali ve sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz dostlar. Soykırım iftirasını atan, Türkiye’den gitme zevattan biri geçmiş yıllarda AKP milletvekili adayı ne yazık ki. Bunun için, AKP’nin suçlanamayacağını kabul ediyoruz elbette. Peki ama perşembenin gelişi, &cced... Devamı

Otizmliler, ille de AKP diyormuş!..

2016-05-20 10:15:00

  Güzel ülkemizde birçok uygulama evlere şenlik bir hal aldı dostlar. Gün geçmiyor ki bir kara mizah örneği ile karşılaşmayalım. Hafta başında katıldığımız iki günlük özel eğitim seminerinde bunlardan bir yenisine daha şahit olduk. Serik Anadolu Lisesinde, Pazartesi ve Salı günleri düzenlenen ve resen katıldığımız seminerde hayli gülünç (trajikomik) durumlarla karşılaşınca, bu gülünçlükleri sizlerle de paylaşalım istedik.   Önce otizmin ne olduğunu anlatalım. Konuyu bilimsel dille açıklayıp da zihinlerinizi yormamaya çalışarak tabi ki. Efendim, her biriniz ya da en azından bir tanıdığınız motorlu araç sahibidir mutlaka. Ve bu araçları hareket ettiren benzin, mazot olduğu kadar elektrik aksamlarıdır da. Bu elektrik aksamlarından bir parça misal bir kablonun koptuğunu, oksitlendiğini filan düşünün. Ne olur? Aracınız hareket etse bile ya bir sileceği, ya bir kornası işlev görmez. Yani aracınız çalışabilir, camları açılıp-kapanabilir hatta hareket de edebilir ama dediğimiz gibi o kablo ile ilgili olarak mutlaka bir yerlerde, bir parça işlevini yitirir. Otizmli bir birey de buna benzer. Tamamen beyin ve sinirlerle ilgili bir rahatsızlıktır. Malûm, insan vücudundaki sinirler de araçların, elektrik aksamları gibi işlev görür. Söz gelimi kalbinizin çalışması için elektriğe ihtiyaç vardır ve vücudunuz, bu elektriği kendisi üretir. Otizmli bireyler hakkında hâlâ bilinmeyen karanlık noktalar bulunmakla birlikte sorunun kaynağının, sinir dolaşımında oluşan herhangi bir aksaklık olduğu düşünülmektedir.   Dönelim, asıl konumuza… Milli Eğitim Bakanlığının -neredeyse- her seminerinde olduğu gibi, bilindik formatta hazırlanmış bir slayt ve bu sılayttan önemli g&ou... Devamı