Câferîliğin Tarihsel Nedenleri

2017-02-02 22:40:00

    İslâm’da, Şîa akımının tam olarak ne zaman başladığı ile ilgili kesin (net) bir tarih vermek mümkün değildir. Bir olay veya tarih yerine birbirini tetikleyen, birbirinin peşin sıra yaşanan birden fazla olay sonucunda Şiîlik akımının ortaya çıktığını söylemek daha doğrudur. Araplar arasında sıkça görülen kabilecilik çekişmeleri de bu olayların tuzu-biberi olmuştur. Peki, ama ya Son Peygamberin akrabaları olan Abbasîler döneminde de ehl-i beyte baskıların devam etmesi nasıl açıklanabilir? Dünya saltanatına, sefahatine (eğlence) olan düşkünlük ve zaafla tabi ki. Çünkü Emevîlerle başlayan İslâm’ın özünden uzaklaşmaveyozlaşma Abbasîlerde de hız kesmeden devam etmiştir. Kıpçakların, Türkmenlerin (Oğuz, Ogur) çabası; Moğolların şamarı da kâr etmemiştir Arapları kendine getirmeye.   Şîa nedir? Sözcük anlamı “taraftar” demek olan bu kavramın/akımın ortaya çıkması ile ilgili çok sayıda görüş vardır. Oluş sırasına göre bu görüşleri sıralarsak; daha Son Peygamberin sağlığında Hz. Ali ile sohbet etmeyi sevenlerin oluşturduğu bir topluluktan söz edebiliriz. Şöyle ki; Hazreti Peygamberi her zaman göremeyen dahası onun ömrünün son demlerine yaklaştığını hisseden sahabeler ondan bir işaret, bir söz, bir feyz alabilmek için yine onunla en çok bir arada bulunan iki insanın etrafında halka olmuşlardır. Bunlardan biri dışarda onunla her dem birlikte olan Hz. Ebubekir diğeri ehl-i beytten yani ev halkından, mahreminden olan damadı Hz. Ali’dir. Hatta yaşlıların Hz. Ebubekir’e, gençlerin Hz. Ali’ye teveccüh ettikleri de bilinmektedir. Hatta Hz. Ali’nin ilk halife olmamasını biraz da onun bu çok genç oluşunda aramakta fayda vardır. Şîa’nın dolayısı ile Şiîliğin doğuşunu Son Peygamber döneminden başlatan görüş Şiî âlimlerinin resmî görüşüdür. Humeynî de bu âlimlerden biridir. Bu tezi savunanlar, Hz. Ali’nin ilk halife olması gerektiğini Müslümanlara kabul ettirmek için onun ilk Müslümanlardan olduğunu, aileden (ehl-i beyt) olduğunu, hicret sırasında Peygamberin yerini ... Devamı

Türkiye’yi Ve Dünyayı Anlamak

2017-02-02 22:37:00

    Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat’it Türk adlı ölümsüz eserinde “Soyunu bilmeyen nesilden, güçlü bir gelecek inşa etmesini beklemek hüsran olur.” demiş yüzyıllar önce. Dinciler ise, Türk tarihini 751 yılından başlatma takıntısından kurtulamadılar gittiler ne yazık ki. O da kerhen… Millî Nizam, Millî Görüş derken Türkiye’nin geldiği noktaya bir bakın. Bu durumda “Millî olmak için değil, Türk olmak için milliyetçi olmalıyız.” diyen Peyami Safa’ya hak vermemek elde mi? Hem “Osmanlıyız!” diyenlere de sormamız gerekiyor “Osmanlılar kimdi?” diye. Öyle ya, Osman Gâzi cami avlusuna bırakılmadığına göre!.   Bizim ülkenin yarım akıllı dincileri bu ülkeyi ve ülkenin gerçeklerini “PKK, ABD’nin petrol bekçisidir.” diyen Fidel Castro kadar bile tanıyıp, anlayamadı ne yazık ki. Pabuç değiştirir gibi parti (fırka) değiştiren bir AKP’li kalkmış ne diyor? ‘Evet’ çıkınca terör bitermiş. Bu sözden ne anlarsınız? Akıl tutulması mı, aba altından sopa göstermek mi? Bize kalırsa çaresizlik!.. Pisagor’un da dediği gibi; Budala, konuşması; akıllı, susması ile bilinirmiş. Peki, Pisagor da kim? Soyu, Etrüsk Türklerine dayanan bir bilgin (filozof).. Gidin, araştırın!.   Obama gitti. Onu bir Malcolm X, bir Django sanan dincileri kırık kalpleriyle baş başa bırakarak. Süleymaniye’nin dili olsa da bir konuşsa!.. Aslında Barack Hüseyin Obama bir kurguydu. Yahudi Barack, Müslüman Hüseyin ve Afrika-Avrupa kırması Obama ile Ortadoğu’yu ve Afrika’yı yeniden şekillendirmek, yapılandırmak istediler. Bölge ülkeleri özellikle de Türkiye ve İran bu dönüşüme yanaşm... Devamı

Mankurt Herifler Partisi

2017-02-02 21:32:00

    Türkiye’nin en köklü siyasî fırkalarından (party) biri -hiç tartışmasız- kısa adı MHP olan Milliyetçi Hareket Partisidir. Parti, her ne kadar Osmanlı Devleti’nin askerî sancağı olan üç hilali kendisine simge olarak belirlemiş ise de, gençlik örgütü olan Ülkü Ocakları kurulduğu günden bu yana hilal içinde bozkurt ongunu ile yoluna devam etmektedir. Üç hilal ile Türk tarihinin kudret nişanesi olan Osmanlı’ya; hilal ile İslâm’a ve bozkurt ile de Türklüğe yapılan vurgu bizzat Alpaslan Türkeş ve arkadaşlarının fırkaya kazandırdıkları yahut dayattıkları (empoze) simgeler olmuştur. Dahası Alpaslan Türkeş’in teklifi üzerine, adı “Milliyetçi Hareket Partisi” olan hâlihazırdaki fırkanın, Osman Bölükbaşı ile özdeşleşen Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin devamı olduğunu söylemek oldukça zordur. Çünkü Bölükbaşı’nın “Anadolucu” yaklaşımına karşın Türkeş’in, “Tanrı Dağları kadar Türk’üz, Hira Dağları kadar Müslümanız.” söylemi bambaşka hayal sınırları çizmektedir.   Gençlik örgütlenmesinden de hareketle Bozkurt Herifler Partisi olan, olması gereken söz konusu fırka son yıllarda tartışmaların odağından hiç inmemektedir. Kimileri hâlâ bozkurduz dese de sayıları azımsanamayacak bir kesim, tepe yönetiminde bulunanların birer mankurt olduğunu savunmaktadır. Muhalif kesimlerin tezlerine (iddia) bakılırsa, fırka -teşbihte hata olmasın- Mankurt Herifler Fırkasına dönüşmüştür. Kimin elinde? AKP’li cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinde!.. O halde, MHP’liler ya milletin millî ve demokratik değerlerine saygı gö... Devamı

Çok Çalanlar

2017-01-22 18:36:00

    Güzel ülkemizin, özel ilçelerinden birinde müftü vekili olarak görev yapan bir hocamız -iyiliğimizi düşünmüş olacak ki- WhatsApp (vat's ap) hattından şu mesajı göndermiş: “Çok konuşan çok hata yapar. Çok hata yapanın hayâsı azalır. Hayâsı azalanın takvası azalır. Takvası azalanın kalbi ölür. Kalbi ölen, cehenneme girer." Altına da "Hz. Ali (r. a)" diye yazmış. Allah, razı olsun.   Şimdi, sayın hocamızın affına sığınarak birkaç hususun altını çizelim. Bu özlü sözler Hz. Ali'ye mi yoksa Hz. Ömer'e mi aittir? Zira dinci sitelerde özdeyişin her iki halifeye de atfedildiği görülmektedir. Ve söz konusu özdeyişte "Kalbi ölen cehenneme girer." diye bir cümle var mıdır? Sözün kime ait olduğu meselesi, söz konusu iki İslâm büyüğü olduğu için sorun olmamakla birlikte, son cümle -İlâhî ve/veya Nebevî bilgi gerektirmesi açısından- oldukça iddialı değil midir?   "Fatiha okumasını bile bilmeyen" tayfaya (taife) kalbî yakınlığı bulunan bize gelince... "Söz gümüş ise sükût altındır." Türk atasözüne uygun yaşadığımız hısım-hasım herkesin malûmudur. Hele de dinî konularda… Kısacası (vel'hasıl) çok yazmaktan ötürü sürç-i lisan eylemişsek affola..   Muhabbetimizin sonunda, Millî Görüş göyneğini çıkarmayan ender kişilerden olan sayın hocamıza son bir sorumuz olacak: Peki, ya "çok çalanlar" hakkındaki İslâmî hüküm nedir?!.   Aziz Dolu Atabey Serik - 20 Ocak 2017 https://twitter.com/azizdolu ... Devamı

Türk Düşmanlığı Algısı

2017-01-17 16:42:00

        Türkiye ile Azerbaycan iki devlet, bir millettir. Azerbaycan halkı biraz Kıpçak (Kuman) çokça da Oğuz (Türkmen) Boyundan gelen öz be öz Türk'tür. Oğuz Türklerinin önemli bir kısmı Avşar, Bayındır, Beydili, Ustacalu gibi boy ve oymaklardan gelir.     Azerbaycan Türkleri uluslararası sanat, spor, toplantı vd. etkinliklerde Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını da gururla taşır. Ama ne yazık ki Türkiye'deki bazı soysuz-sopsuz, devşirme ya da kripto ve belki de Ermeni yahut ne idüğü belürsüz birileri bu kardeşliği bozmak için ellerinden geleni yapmaktadır.     Son olarak Recep İvedik adlı maskaralığın yeni bölümünde üzerinde Türkiye'nin millî renklerini taşıyan tosuruktan teyyare karakter, Azerbaycan millî renklerinden oluşan ve göğüs kısmında Azerbaycan Bayrağı da bulunan giysi içindeki karakteri sözüm ona hacamat etmektedir.     Şimdi bir Avşar Türkmen'i olarak soruyoruz: Şu kahpe âlemde herkes dost da bir Azerbaycan mı düşman? Başka bir ülke hasım veya rakip olarak gösterilemez miydi? Sahi fil(i)mi bir Ermeni çekse bundan farklı mı çekerdi acaba? Kimse kusura bakmasın, kanı bozuklar istedi diye biz kardeşlerimize düşman olmayız!. Dahası kardeşlerimize düşmanlık edenlerin düşmanı oluruz. Genç nesillerin bilinçaltına yönelik bu tür algı harekatlarına da 'eyvallah' demeyiz.     Son tahlilde bu soysuzluğu akıl eden, yapan, alet olan veyahut hoş gören her kim varsa bizim nazarımızda halis-muhlis onun bunun çocuğudur!. Fil(i)m gösterime girmeden önce bu sahneler çıkartılmalıdır. TC Kültür Bakanlığında, "T... Devamı

Raina’dan, Radikalizme

2017-01-05 19:14:00

  İslâm Dininin her türlü şiddet olgusu ile birlikte anılmasını ‘şiddetle’ reddediyoruz. Son Peygamberin döneminde bir tek cinayet olayı dahi kayda geçmemişken, yapılan savaşlarda bile topu topu birkaç yüz kişi ölmüşken İslâmiyet ile şiddetin yan yana getirilmesi İslâm için bir züldür. Hele de Otuz Yıl Savaşları, Haçlı Savaşları, 1. ve 2. Dünya Savaşları, bölgesel (local) savaşlar diye giden facialara İslâmî terör yalanını, iftirasını ortaya atan kesimlerin bağlı bulunduğu kültür ve medeniyetin yol açtığı ortada iken.   Radikal, dinci, kökten dinci, İslâmcı gibi adlarla anılan oluşumlar Selefî takıntılarla hareket etmektedir. Bu takıntıları kaşıyan Batılılar -özellikle de İngiltere- Babürlüleri, Osmanlıları, Kaçar Türkmenlerini ve daha başka hanedanlıkları ortadan kaldırmak suretiyle bölgede yönetim boşluğu oluşturmuşlardır. Bu durum da, gelinen noktada teröre uygun ortam hazırlamıştır. Batı’nın elinde bir maşa, bir oyuncak olan ve bunun bile farkında olmayan dahası İslâm coğrafyasında kendilerinden başkasına yaşama hakkı tanımayan, tanımak istemeyen bu güruhun psikolojisini anlamak oldukça zordur. Zira hastalıklı bir ruh hali taşımayan insanların bu tür hastalıklı, takıntılı ruh ikirciklenmelerini doğru algılayabilmesi, anlayabilmesi kolay bir iş değildir.   Radikal İslâmcı, köktendinci -adı artık her neyse- bu tür sapkınların kendilerini cehennem zebanilerinin yerine koymaları da oldukça gülünç (trajikomik) bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki cehennemin resmî görevlisi olan, olduğu söylenen zebanilere özenmek; onların görevlerini yerine getirme işgüzarlığına kapılmak hangi akla, mantığa sığar ki? Saç... Devamı

Fetö, Çeto, Siyaset, Hamaset Falan Filan

2017-01-05 19:35:00

  Anlatacağımız olay bir bahtsız damat, gamsız gelin hikâyesi… Bir tarihte, bir vatandaş anlatmıştı. Evlenmiş. Gerdeğe girmiş, çıkmış. Banyoya giderken nasıl olduysa U dönüşü yapıp, odaya geri gelmiş. Bir de ne görsün? Taze gelin, şırınga ile damarından kan almaya çalışıyor. “Ülen, bu ne?” filan derken olay aydınlanmış. Meğerse taze gelin aynı zamanda taze kaşarmış da. Tabi sonrası gürültü-patırtı… Asker-öğretmen, öğretmen-hemşire, hemşire-muhasebeci diye giden şirket -affedersiniz- mantık evliliklerinden birinde daha taraflar muratlarına eremeden evlilikleri sona ermiş. Bizim muallim yani öğretmen de “Çivi, çiviyi söker.” deyip; başka limanda almış soluğu. Bizim dediysek, meslektaş olmamıza binaen. AKP-cemaat evliliğinde de durum üç aşağı beş yukarı bundan ibaret gibi. Kısacası (vel’hâsıl) canlar yanmayagörsün!.   Daha önce Solakların Mustafa Bülent Efendi ile imam nikâhlı olarak yaşayan, öncesinde de vatandaş Turgut ile adı çıkan malûm cemaatin bakire çıkmayacağı ortada idi. Bu noktada cemaati pahalı hediyelere boğan, “ne istedin de vermedim” diyen dahası resmî nikâhı da basan Adalet Hanımların Recep fena kandırıldı. Hoş, bu Recep’in kanmadığı kimse de yok ya. Ya da bilinenin aksine, anasının gözü. Kim bilir? Orası meçhul. Biz, mahalleye dönelim. Gerdek sabahı kopan fırtınada, olan mahalleliye oldu. Uçaklar -affedersiniz- tabaklar havalarda uçuştu. Yoldan, sokaktan geçen onlarca insan ya canından oldu ya da canından bezdi. Kan gövdeyi götürdü.   Recep’in, hırsız-arsız takımı denen cinsten 3-5 kişi ile düşüp kalkmasını mahallede hoş görecek yahut onaylayacak (tasvip eden) bir Allah’ın kulunun çı... Devamı

Kurt Ulur, Vatan Kurtulur

2016-12-22 16:42:00

  Türkiye ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Dileğimiz ve beklentimiz (temenni), bu bütünlüğün sonsuza kadar sürüp gitmesi yönündedir. Bununla birlikte ülke ve millet olarak son dönemlerde sancılı bir süreçten geçtiğimiz Sağır Sultan’ın bile malûmudur. Peki, bu sancılı süreci zarar görmeden nasıl atlatabiliriz? Yahut da bu süreçten nasıl kârlı çıkabiliriz? Kısaca (hülâsa) beyinlerin zonklaması; beyin fırtınalarının esmesi gerekiyor.   Türkiye, Rusya ve İran Dışişleri Bakanlarının Moskova’da yapacakları Suriye Zirvesine saatler kala Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a yapılan suikast hayli ilginç (enteresan) bir rastlantı (tesadüf) oldu. Rastlantıysa tabi!. Devletlerarası siyasette pek rastlantıya yer olmaz ama. Neyse bekleyip göreceğiz artık.   Batılılar, Rusya’ya “Ortadoğu’dan çık, Türkiye’yi de bize bırak.” demek istemiş olabilirler. Bunu da her zaman yaptıkları gibi yerli maşalar üzerinden ilân etmişlerdir belki de. Biz bu durumu, Süleyman Demirel’in teşhisi ve tespiti ile yani “Tarlanın taşı ile tarlanın kuşunu vurmak” deyimiyle özetlemeyi tercih ediyoruz. Öyle ya tarla bizim, taş bizim; kime, ne diyeceksiniz?   Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin özellikle Suriye ve Irak konusunda açıktan açığa Türkiye’ye rağmen daha doğrusu Türkiye’ye karşı çeşitli eylemlerin içinde oldukları görülüyor. Terör örgütleri ile anlam bulan vesayet savaşlarında, Türkiye sanki ana hedef konumunda gibi duruyor. Belki de tarih bizi ana oyuncu (aktör) olmaya doğru itiyordur. Kim bilir? &nbs... Devamı

Şangay Bilmem Ne Kaç’lısı

2016-12-07 15:08:00

  Türkiye’nin, Avrupa kapılarında bilmem kaç yıldır beklediğini söylememize gerek yoktur sanırım. Zaman zaman gurur kırıcı da olan bir dizi süreçten sonra köprülerin atılması kaçınılmazdı. Haliyle Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin kopma noktasına gelmesi hususunda, doğrudan doğruya AKP Hükümetinin suçlanmasını doğru bulmuyoruz. Bununla birlikte, sürecin bu noktaya gelmesinde AKP’nin de sorumlu olduğu/olabileceği ihtimalini ise saklı tutuyoruz. AKP Hükümetinin, Şangay kartını kurusıkı (blöf) niyetine elinde tutma olasılığını da hakeza.   Türkiye’nin en çok dış satım (ihracat) yaptığı ülkeler Almanya (% 10.1), İngiltere (% 6.4), İtalya (% 5.7), Fransa (% 5.3), Irak (% 5.3) diye sıralanmaktadır. Dış alımda (ithalatta) ise Rusya (%11.6), Almanya (% 9.5), Çin (% 9.3), ABD (% 6.6), İtalya (% 5.5) başı çekmektedir. Görüldüğü üzere dış satımlarımızı ekseriyetle Avrupa ülkelerine yaparken; Çin’e 2 TL’lik mal satıp, 20 TL’lik mal alıyoruz. Rusya söz konusu olduğunda bu oran 3 TL’lik satıma, 20 TL’lik alım olarak karşımıza çıkıyor. Ülkedeki yabancı yatırımlarının neredeyse % 80’inin Avrupa Birliği ülkelerine ait olduğu ve bu ülkelerin de Hollanda, Almanya, Lüksemburg, Belçika, Fransa, Avusturya olarak kayıtlara geçtiği gerçeği de cabası. Bu durumda, Avrupa ile olası bir boşanmanın hayli gürültü-patırtı çıkaracağını öngörebilirsiniz. Her iki taraf da hayli bol sıfırlı bedeller ödeyecektir. Avrupa’nın, iktisadî kayıplarının dışında yaşayacağı siyasî, askerî, psiko-sosyal vd. kayıpların bedeli ise çok daha ağır olacaktır. Şöyle ki Amerika, Rusya, Çin gibi ülkeler karşısında iddialı bir güç olmak i&c... Devamı

Amerika Birleşik Şirketleri

2016-11-30 19:34:00

  Amerika Birleşik Devletlerine, Amerika Birleşik Şirketleri dense yeridir. ABD’yi büyük şirketler yönetir. Dolayısı ile de dünyayı… Amerika, bu şirketler için bir nevi amiral gemisidir. Amerikan hükümetleri, ülkenin ulusal çıkarlarını bu oldukça nüfuzlu uluslararası şirketlerin çıkarları ile eşgüdümlü (coordination) hale getirmekle yükümlüdür. Rockefeller “Standart Oil için iyi olan, ABD için de iyidir.” derken bunu ifade etmek istemiştir aslında. Yani malûmun ilânını!.. Ve zavallı Kennedy, bu yükümlülüğü yerine getir(e)meyenlere çarpıcı bir örnektir.   Dünya Bankasının eski başkanlarından Eugene R. Blok “Bizim dış ülkelere yardım programımız, Amerikan özel teşebbüslerinin yararınadır.” diyor. Ve devamla bu yardımların Amerikan şirketleri için serbest pazar, serbest ticaret kısaca Amerika için yeni yeni pazarlar demek olduğunu ifade ediyor. Blok’a göre, yardım ve borçlarla (credit/kredi) alınan paraların Amerikan mamullerinin alınmasında kullanılması, dolayısı ile bu paraların çarçur edilmeden yine ABD’ye dönmesi özel anlaşmalarla garantilenmiş yani güvence altına alınmış oluyor.  Ana para için ödenen faiz de cabası!..   Uluslararası ticarette Bretton-Woods Antlaşması bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Bu antlaşma ile ABD, 44 ülkeyi parasal değer olarak altın kambiyo düzenlemesine bağlar. Böylelikle Amerikan denetimi de yavaş yavaş başlamış olur. Bu yolla, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin, yardım alınca parayı nerelere yatıracakları; iç ve dış siyasetleri bile denetim altına alınır. NATO, CENTO gibi kurumlar da sistemin savunma gereksinimini giderir. Hem de savunma yük&u... Devamı

CHP’nin Bildirisi, AKP’nin Hezeyanları

2016-11-20 17:11:00

  CHP’nin, kamuoyu ile paylaştığı, pek öyle kapsamlı da olmayan; hatta biraz da ayaküstü (alelacele) hazırlanmış gibi duran bildiri cürmünden fazla yerleri ateşe -affedersiniz- telâşa vermişe benziyor. Öyle ya birileri için, 14 yıldır yumulup durduğu yağma hasan böreğinden olmak da var işin ucunda. Yıllardır, lâfla yürütülen daha doğrusu yüzdürülen peynir gemisi de artık su alıyor bildiğiniz gibi. Gerçi kilerde peynir kalıp kalmadığı da muamma ama. Neyse bekleyip, göreceğiz.   CHP, bildiğimiz CHP. Siyasî arenada en büyük rakibi kendisi. Yalan-yanlış algı harekâtlarına (operation) kurban gitmesi de cabası. Peki, CHP’nin bildirisini ağzına dolayan AKP’nin hezeyanları nasıl açıklanabilir? Tabi ki atasözlerimiz ve deyimlerimiz ile... Misal: Suçunu bastırmak; hem suçlu hem güçlü; zeytinyağı gibi üste çıkmak; minareyi çalan kılıfını hazırlar; yaman hırsız ev sahibini bastırır vb/ve benzeri (vs/ve saire).   CHP, ara sıra böyle bildiriler yayımlasa iyi olacağa benziyor. Bahçeli’nin duvar yazılarından (twit) daha fazla ilgi (alâka) uyandırdığı da ortada. Uyandırmakla da kalmayıp, gündem oluşturuyor. CHP’nin başarısı ülke gerçeklerine parmak basmasından kaynaklanıyor biraz da. Bildirinin geneline katılmamak elde değil. CHP bildirilerinde yer alan toplumsal gayelere, kaygılara biz de “eyvallah” diyoruz. Gerçi Bahçeli’nin, başkanlık çıkışının da hakkını teslim etmemiz lâzım. HDP’lilerin tutuklanması meselesine gelince; hukukun üstünlüğünü benimseyen bir toplumda hiç kimsenin suç işleme ayrıcalığı ve/veya özgürlüğü yoktur. Dolayısıyla devlet otoritesini tanımayan, hukuku çiğneyen herkes... Devamı