Amerika Birleşik Şirketleri

2016-11-30 19:34:00

  Amerika Birleşik Devletlerine, Amerika Birleşik Şirketleri dense yeridir. ABD’yi büyük şirketler yönetir. Dolayısı ile de dünyayı… Amerika, bu şirketler için bir nevi amiral gemisidir. Amerikan hükümetleri, ülkenin ulusal çıkarlarını bu oldukça nüfuzlu uluslararası şirketlerin çıkarları ile eşgüdümlü (coordination) hale getirmekle yükümlüdür. Rockefeller “Standart Oil için iyi olan, ABD için de iyidir.” derken bunu ifade etmek istemiştir aslında. Yani malûmun ilânını!.. Ve zavallı Kennedy, bu yükümlülüğü yerine getir(e)meyenlere çarpıcı bir örnektir.   Dünya Bankasının eski başkanlarından Eugene R. Blok “Bizim dış ülkelere yardım programımız, Amerikan özel teşebbüslerinin yararınadır.” diyor. Ve devamla bu yardımların Amerikan şirketleri için serbest pazar, serbest ticaret kısaca Amerika için yeni yeni pazarlar demek olduğunu ifade ediyor. Blok’a göre, yardım ve borçlarla (credit/kredi) alınan paraların Amerikan mamullerinin alınmasında kullanılması, dolayısı ile bu paraların çarçur edilmeden yine ABD’ye dönmesi özel anlaşmalarla garantilenmiş yani güvence altına alınmış oluyor.  Ana para için ödenen faiz de cabası!..   Uluslararası ticarette Bretton-Woods Antlaşması bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Bu antlaşma ile ABD, 44 ülkeyi parasal değer olarak altın kambiyo düzenlemesine bağlar. Böylelikle Amerikan denetimi de yavaş yavaş başlamış olur. Bu yolla, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin, yardım alınca parayı nerelere yatıracakları; iç ve dış siyasetleri bile denetim altına alınır. NATO, CENTO gibi kurumlar da sistemin savunma gereksinimini giderir. Hem de savunma yük&u... Devamı

CHP’nin Bildirisi, AKP’nin Hezeyanları

2016-11-20 17:11:00

  CHP’nin, kamuoyu ile paylaştığı, pek öyle kapsamlı da olmayan; hatta biraz da ayaküstü (alelacele) hazırlanmış gibi duran bildiri cürmünden fazla yerleri ateşe -affedersiniz- telâşa vermişe benziyor. Öyle ya birileri için, 14 yıldır yumulup durduğu yağma hasan böreğinden olmak da var işin ucunda. Yıllardır, lâfla yürütülen daha doğrusu yüzdürülen peynir gemisi de artık su alıyor bildiğiniz gibi. Gerçi kilerde peynir kalıp kalmadığı da muamma ama. Neyse bekleyip, göreceğiz.   CHP, bildiğimiz CHP. Siyasî arenada en büyük rakibi kendisi. Yalan-yanlış algı harekâtlarına (operation) kurban gitmesi de cabası. Peki, CHP’nin bildirisini ağzına dolayan AKP’nin hezeyanları nasıl açıklanabilir? Tabi ki atasözlerimiz ve deyimlerimiz ile... Misal: Suçunu bastırmak; hem suçlu hem güçlü; zeytinyağı gibi üste çıkmak; minareyi çalan kılıfını hazırlar; yaman hırsız ev sahibini bastırır vb/ve benzeri (vs/ve saire).   CHP, ara sıra böyle bildiriler yayımlasa iyi olacağa benziyor. Bahçeli’nin duvar yazılarından (twit) daha fazla ilgi (alâka) uyandırdığı da ortada. Uyandırmakla da kalmayıp, gündem oluşturuyor. CHP’nin başarısı ülke gerçeklerine parmak basmasından kaynaklanıyor biraz da. Bildirinin geneline katılmamak elde değil. CHP bildirilerinde yer alan toplumsal gayelere, kaygılara biz de “eyvallah” diyoruz. Gerçi Bahçeli’nin, başkanlık çıkışının da hakkını teslim etmemiz lâzım. HDP’lilerin tutuklanması meselesine gelince; hukukun üstünlüğünü benimseyen bir toplumda hiç kimsenin suç işleme ayrıcalığı ve/veya özgürlüğü yoktur. Dolayısıyla devlet otoritesini tanımayan, hukuku çiğneyen herkes... Devamı

Sabahat, Kabahat, Falan Filan

2016-11-07 11:06:00

  PKK ile arasına bir türlü mesafe koy(a)mayan HDP’de kaçınılmaz son.. Eş Genel Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere bazı vekiller tutuklanma istemiyle gözaltına alındı. Bir zamanlar polise attığı tokatla gündeme gelen Sabahat Tuncel’in, gözaltı kararına direnmesi -medyada da görüldüğü üzere- hayli ilginç karelerin oluşmasına neden oldu. Millî Meclis kilerinde -affedersiniz- lokantasında (restaurant) bir hayli semirdiği gözlemlenen Sabahat’ı beş polis memuru zapt ediyordu daha doğrusu zapt etmeye çabalıyordu. Ee tabi üç kuruş maaşa talim eden polislerimiz de epeyce bir sıska olunca, kabahatler kanununa muhalif olmayı iş edinen Sabahat’ı tutabilene aşk olsun.   HDP’lilerin, devletin kurumu olan yargıya ifade vermeyi reddetmeleri, daha da ileri gidip bu kararlarını -densiz söylemler eşliğinde- bir telkin (propaganda) aracına dönüştürmeleri üstüne de AKP ile olan köprüleri iyiden iyiye atmaları gözaltı ve tutuklamaları da beraberinde getirdi ister istemez. Peki ama zamanında Habur rezaletine göz yumanlar; otobüsün tepesinde gövde gösterisi yapan katilleri, otobüsün gövdesindeki “demokratik özerklik” yazısını görmeyenlere ne demeli? Onların hiç mi suçu yoktu? Ha tabi onlar kandırılmış, onlar mağdur… İşte, orada dur!.   Mağdur dedik de… Erzurum muydu Sivas mı; şimdi birden hatırlayamadığımız bir yurt köşesinde yaşanan bir acı olaya şahit olup, “yazık” dedik haber bültenlerini izlerken. Muhtemelen AKP’li olan (aksi halde ihaleyi alamazdı çünkü!!!) bir müteahhit, yerini satmayan yaşlı bir ninemize cavır (gavur) eziyeti ediyordu. Evin dört bir yanını 5-6 metre kazmıştı falan filan. 93 ... Devamı

Başkanlık Tartışmaları

2016-11-06 16:49:00

  TBMM’nin saygın simalarından olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’a yapılan çirkin saldırı, başkanlıkla ilgili olası bir halk oylamasında (referandum), -son yıllarda oldukça yakınlaşan- CHP ve MHP tabanlarının arasını açmaya dönük ucuz algı harekâtlarından (operation) biri de olabilir. Malûm, neredeyse 40 yıldır bu tür kahpe oyunlara sahne oluyor güzel ülkemiz. Haliyle milliyetçilik/vatanseverlik ortak paydasında buluşan Devrimciler ve Ülkücüler bu kez oyuna gelmemeli.. Atı alan, Üsküdar’a geçmemeli..   Başkanlık düzenine (sisteam) usûl yönünden karşı değiliz. Bununla birlikte şekil yönünden şüphelerimiz var. Oturmuş kurumlara sahip parlamenter düzeni hallaç pamuğu gibi atan; ülkeyi, fırka (party) devletine dönüştüren AKP iktidarının, başkanlığın ağırlığını taşıyabileceğine dahası yönetsel (idarî) açıdan gerekli olgunluğu, yeteneği (liyakat), anlayışı (feraset) gösterebileceğine inanmıyoruz. Ülkenin bir zorba yönetimine (dikta regime/rejim) evrilmeyeceğinin güvencesini (garanti) kim verecek? Güvenceyi verecek olan yüksek yargı bir kişinin iki dudağı arasında iken; Sayıştay raporları uzun süre meclis denetiminden kaçırılabiliyorken; bazı bakanlıklar, -denetim dışı olarak- milyon dolarlık örtülü ödenekler edinebiliyorken… diye giden usûlsüzlükler ortada iken, denetim aygıtlarının (mekanizma) güvenilirliği -ister istemez- tartışmaya açılacaktır.   Parlamenter düzenin artıları da vardır eksileri de. Bu kısır döngü, her beşerî düzen için geçerlidir doğal olarak. Parlamenter düzenin, bizim ülkemiz söz konusu olduğunda en büyük artısı, insanı putlaştırma geleneği... Devamı

Fırat'ın İki Yakasını Bir Araya Getirmek

2016-10-23 17:48:00

  Bir soru: Fırat Kalkanı Harekâtı ne kadar genişleyebilir? Yanıt: “Tanklarda mazot, namluda mermi bitinceye kadar!.” diyebilsek keşke. Avşar Türkmenlerinin yurdu Telâfer’den girip; Bayat Türkmenlerinin yurdu Kerkük’ten çıkılsa!.. Gerçi Türkmen’i düşünen mi var şu ülkede? Alp Er Tunga’nın küçük oğlu Za’nın torunları olan Zazalara mensup olduğunu söyleyen; haliyle kendi öz tarihinden habersiz (bî-haber) olan bir malın, “Mal, mal bakacaksınız!” sözüne bozulmuş gibi duruyor bizim ağalar. Ve dahi bozulmuş plak gibi tekrar edip durdukları “BOP Eş Başkanlığı” martavalını, masalını -her ne ise artık- unutmaya, unutturmaya çalışıyorlar.     Bir hususun altını özellikle çizmekte fayda var. Saddam’ı biliyorsunuz. Amerikalıların dolduruşuna gelip, dolmuşa binen yarım akıllıyı. Sonra gidip Kuveyt’i avlamıştı. Emperyalizm adına tabi. Bush denen Amerikan çakalı da binlerce kilometre uzaktan gelmiş; avı, sansar Saddam’ın elinden çekip almıştı. Saddam’a da, Basra’nın başucu kalmıştı sadece. “Bir koyup, üç alacağız.” diyerekten her gün Amerika’daki Puşt’u -affedersiniz- Bush’u telefonla arayan Turgut Bey de 3’ün, 1’i ile yetinmek zorunda kalmıştı. Zira Ortadoğu pazarı ile ayakta duran Türk tarımı ve hayvancılığı iflas bayrağını çekmişti. Güneydoğuda, bölücü terör olaylarının artması da cabası..   İçinde bulunduğumuz süreç, Özal’ın “başkomutan” olduğu Körfez Savaşı yıllarını anımsatıyor. Ve acısı hâlâ geçmeyen 3’ün, 1’i kazığını!.. Benzer bir durumu Recep T. Erdoğan’ın, haliyle Türkiye Cumhuriyeti’nin de yaşamaması ... Devamı

Bir Meşrep Olarak Alevîlik

2016-10-07 15:48:00

  Alevîlik ne bağımsız bir dindir, ne de Zerdüştîliğin bir uzantısı (devamı)… Olsa olsa Şah İsmail ile zirve yapmış bir “12 İmam Şiîliği”dir. Heteredoks bir İslâm inancı olduğunu söyleyenler de vardır. İslâm’ın farklı bir zenginliği; yorumu, şubesidir. Anadolu-Azerbaycan hattında yeşeren, İslâm dairesinde yer alan bir nevi Türk/Türkmen yorumudur anlayacağınız.   Alevîlik, bir hayat tarzı; bir ilâhîlik ve irfanîlik bütünlüğüdür. Pîr Sultan Abdal vb. şahsiyetlerden hareketle Alevîliği -yerine göre- toplumsal bir başkaldırı olarak niteleyenler de çıkmıştır. Burası önemlidir. Zira bu bakış açısından hareketle Komünist ideoloji, Anadolu Alevîliğine sızmaya teşebbüs etmiştir. Bunu da siyaset yoluyla; kültür, sanat… kodları ile yapmaya çalışmıştır. Sadece Komünistler mi? Ondan önce de Materyalistler, Alevîliğin zengin kültür mirasını yağmalamak istemişlerdir.   Ali bindi Düldül ata. Can dayanmaz bu fırkata. Bozkurt ile kıyamata, Kalan dünya değil misin?   diyen Pîr Sultan Abdal’dan, Balkanların İslâmlaşmasına büyük emeği geçen Gül Baba’ya; Hanefî iklimde yaşayan Ertuğrul Bey oğlu Osman’a kızını vermek suretiyle Anadolu’da Alevî-Sünnî kardeşliğinin asırlarca sürmesini, pekişmesini sağlayan Şeyh Edebali Hazretlerine dahası Beydağlarında yaşamış bir başka pîr-i fâni, Abdal Musa’ya varıncaya kadar onlarca gönül eri Türk’ün ruh kökünün, gönül zenginliğinin tezahürlerindendir. Bilinen ilk dedemiz, Dede Korkut’tan tutun da Hoca Ahmet Yesevî Pîrimize kadar birçok gönül eri, Müsl&u... Devamı

Piruz Dilenci; Güney Azerbaycan'da Özgürlük Ateşini Harlayan

2016-09-20 12:37:00

Piruz Dilenci; Güney Azerbaycan’ın Özgürlük Ateşini Harlayan Adam   Kısa adı CAMAH olan Cənubî Azərbaycan Millî Azadlıq Hərəkatı (Cenubî Azerbaycan Millî Azatlık Hareketi) bir başka deyişle Güney Azerbaycan Millî Özgürlük Hareketi 1991 yılında kurulmuştur. CAMAH’ın öncülerinden Piruz Dilenci, 1999 yılına kadar bu hareketin başkanlığını yapmıştır. 1999 yılında Tebriz’de yapılan kurultayda Piruz Dilenci, CAMAH 1. Başkan Yardımcılığı görevi ile birlikte CAMAH’ın, Bakü temsilciliğini de üstlenerek; çalışmalarını, bağımsızlığına kavuşmuş olan Kuzey Azerbaycan’da yoğunlaştırmıştır. Peki, Güney Azerbaycan Kuva-yı Millîye’sinin önderi konumundaki Piruz Dilenci kimdir?   Piruz Dilenci, 16 Mayıs 1965‘de İran‘ın başkenti Tahran‘da doğmuştur. İlkokulu Hatif’te, ortaokulu İsfendiyar’da okuduktan sonra 1983-1988 yılları arasında Tahran Teknoloji Enstitüsü İnşaat Fakültesi’nde yükseköğrenimini tamamlamıştır. İlk eserini daha 14 yaşında iken kaleme alan Piruz Dilenci’nin bu eseri Tahran’da, Farsça olarak basılmıştır. 17 yaşında iken, İran genelinde yapılan bir edebiyat yarışmasında 1. olmuştur. Bu yıllarda Türkiye ile temasa geçerek, "Varlık" dergisi ile işbirliği yapmıştır. Tahran’da bulunduğu süre zarfında 7 kitap yazmış, bu eserler Farsça ve Türkçe olarak yayımlanmıştır. İran’ın Keyhan ve Ettelaat gibi dünya çapındaki basın-yayın organlarında onlarca bilimsel, edebî, toplumsal ve siyasî makalesi yayımlanan Piruz Dilenci aynı zamanda Türk Dünyası’nın en büyük şairlerinden olan Muhammed Hüseyin Şehriyar'ın da öğrencilerindendir.   Tahran demişken… Safevîler ve Avşarlar dön... Devamı

Bu da oldu; Atatürk’ün resmine sansür

2016-09-11 08:42:00

  Bu da oldu. Azerbaycanlı kardeşlerimiz tarafından dokunan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev aracılığı ile Türkiye Cumhuriyetine hediye edilen mareşal üniformalı Gâzi Mustafa Kemal Atatürk portresi AKP'liler tarafından sansürlendi.   AKP’li İdare Amiri Salim Uslu, 15 Temmuz cunta girişimi sonrasında mecliste başlatılan onarım çalışmalarından sonra üniformalı Atatürk tablosunun eski yerine asılmayacağını belirtti. Uslu, “Atatürk’ün Meclis’te yüzlerce sivil resmi varken üniformalı resminin oraya konması doğru değil. Esas sorun Meclis’te üniformayı temsil eden mekanizmaların ortadan kaldırılmasıydı. O resim kışlada olur, hiçbir şekilde Meclis’te olmaz.” diye konuştu.   İkinci adım ne olacak peki? Okullardaki eli yaylı, beli kılıçlı Türk büyükleri tabloları da mı kaldırılacak? Çocuklarımızı bütün dünya ile barışık, barış güvercinleri olarak yetiştirsek misal. Öyle ya kılıç-kalkan da bir askerî simge sonuçta. Bir kısım milletvekillerinin manevî uyumunu (moral motivation) bozan duruma kökten çözüm olmaz mı? Ne dersiniz ağalar?   Bir hatırlatma yapalım: Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'e "mareşallik" payesini bir başka "Gâzi", Türkiye Büyük Millet Meclisi vermişti. Haliyle Gâzi Meclis ile Gâzi Paşamızı birbirinden ayrı düşünmek abesle iştigaldir cancağızlar.   Bir ayıbı ifşa edelim: O tablo, Azerbaycan Türklerinden; biz, Anadolu Türklerine bir armağandı. Bir sanat eseri olarak da değerine paha biçilemiyordu. Biliyorsunuz Azerbaycan -özellikle de Güney Azerbaycan- dünyaca ünlü Avşar halı ve kilimlerinin dokunduğu Türk yurtlarındandır. Halıyı dokuyan Kuzey Azerbaycanl... Devamı

Yüksekova İl Olmalı

2016-08-30 10:53:00

  AKP Hükümetinin güvenlik, oy kaybı, toplumsal tepkiler vb. siyasî kaygılarla tehlikeli (risk) bularak, Hakkâri ve Şırnak il merkezlerinin Yüksekova ve Cizre’ye taşınması fikrinden vazgeçmesini biz, yanlış bir karar olarak değerlendiriyoruz. Bu konuda, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Yüksekova il olsun ama Hakkâri de il olarak kalsın.” çıkışını ise günü kurtarmaya (popülist) dönük bir yaklaşım olarak görüyoruz. Bölgeden gelen bir siyasetçi olması; cumhuriyeti kuran fırkanın (party) genel başkanı olması; bölgede yaşayan Kızılbaş Türkmenlerin ve Zazaların Alevî meşrepten olmaları hasebiyle bu topluluklarla kolay iletişim kurabilmesi; çekirdekten yetişmiş bir devlet adamı olması gibi gerekçeleri yan yana koyduğumuzda, bölgeye dönük düzenlemelerle (reform) ilgili köklü (radical) çözüm önerileri -özellikle- Sayın Kılıçdaroğlu tarafından dillendirilmelidir. Bunların başında da, ülke gerçeklerine uygun yönetsel (idarî) düzenlemelerle ilgili öneriler gelmelidir.   Osmanlı’nın son dönemleri ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında aradaki dereye/ırmağa köprü yapmaktansa köyleri farklı ilçelere, ilçeleri farklı illere bağlama gibi kolaycılığa kaçan düzenlemeler yahut sınırların üstünkörü belirlenmesi gibi işler (icraat) yüzünden, ülke yönetiminde çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalınmaktadır. Söz gelimi Yozgat’ın, Yerköy ilçesi ile arası 4-5 km. kadar olan dahası bağlı bulunduğu Kırşehir iliyle arasında boylu boyunca bir dağ silsilesi de uzanan Çiçekdağı ilçesi bu tür yönetsel (idarî) hatalara bir örnektir. Anadolu’d... Devamı

Eşekler Tepsin

2016-08-16 19:44:00

  Soslu -affedersiniz- sosyal medyada hoş olmayan görüntüler dolaşıyor. Kimi, yere serdiği Türk Bayraklarının üzerinde -sözüm ona- namaza durmuş; kimi, malûm fırkanın (party) telkin toplantısı (propaganda mitingi) bitince bayrakları çöpe atıp gitmiş falan filan. Anlayacağınız pespayeliğin bini, bir para.. Dincilerin, sergi açıp; din pazarlamaları kendi bilecekleri iş.. Ama Türk Bayrağını alıp ayaklarının altına sergi yaparlarsa, işin rengi değişir. Buğz ederiz. Ve bizim kınamamız (buğz) da hayli ağır olur. Eşekler tepsin, deriz!. Şimdi bu yazdıklarımızdan rahatsız olacak/olabilecek dincilerin dikkatlerini çekmek için bazı hususların üzerinde ayrıca duralım. 1.       Bayrak, üzerinde namaz kılınacak bir eşya, bir bez parçası yahut gazete kâğıdı değildir. 2.       Kırmızı türbanlı vatandaş yere oturduğunda, pelerin gibi kullandığı bayrağın -en azından- bir kısmı kabasının (popo) altında kalabilir. Kaldığı takdirde de “özrü, kabahatinden büyük” diyebileceğimiz durum söz konusu olur. 3.       Siyah türbanlı olan vatandaşın ayakları, bayrağın üstündedir. Bu durumun, savunulabilecek hiçbir tarafı yoktur. “Cami halısına ayakkabıları ile basan” gezicileri kınamayı bilen nöbetçilere sormak lazımdır; bayrak, halıdan daha mı değersizdir? 4.       Üzerinde namaz kılınacak eşyanın veya örtünün (namazlık, seccade) kısa gelmesi halinde; ayaklar, eşyanın üzerinde olur. Alın, çıplak zeminde secde eder. Bu basit bir dinî kural olup; “abdest almayı bile bilmeyen” Devrimciler, “Fatiha’yı bile doğru-dürüst okuyamayan” Ülkücüler dahi bu kuralı bilirler. ... Devamı

Yapılandırma Ayarlarına Dönüş

2016-08-14 22:38:00

  Polis devleti olmayı kimse istemez. Zaten her insanın başına bir polis dikmeniz de mümkün değildir. O halde her insanın vicdanı, o insana özel; o insana özgü (mahsus) bir polis olmalıdır. Bu polis de güzel ahlâkla taçlandırılmalıdır. Böylece hem devlet hazinesinin kâra geçmesi hem de güzel ülkemizin huzura ve barışa kavuşması sağlanmış olacaktır. Devlet-i ebed-müddet söyleminin, millet-i ebed-müddet beklentisine (temenni) dönüşmesi de cabası…   PYD, PDY gibi oluşumlar, söylenceler (rivayet) son zamanlarda sıkça gündeme geliyor bildiğiniz gibi. Peki, aralarında bir eşgüdüm (coordination) var mıdır? Öyle ya damgaları (harf) bile aynıdır. Hele de Kandil’e sığınan 3’ü general, 60 subay diye giden haberler basında yazılıp-çizilirken… İnşallah aslı-astarı yoktur. Ya, yapı bakımından PYD ve/veya PDY arasında ne fark vardır? PYD, modası geçmiş usullerle terör eylemleri gerçekleştiren sıradan bir terör örgütüdür. Eylemleri için kullandığı silah, dün, halk ağzında “keleş” olarak yer etmiş olan kalaşnikof marka tüfek iken bugün, kitle imhâsına yönelik mayın ve EYP (el yapımı patlayıcı) olarak evrilmiştir. AKP’lilerce, PDY olarak adlandırılan paralel devlet yapılanması ise oldukça yanıltıcı (sofistike)bir örgüttür. ‘Cemaat’ adıyla yola çıkmış, ‘hareket’ olarak yoluna devam etmiştir. Dinî eylemlerle başlamış, dindışı (secular) örgün eğitimden, medyaya; sağlık alanından, parasal (financial hareketlere kadar birçok alanda eylem (faaliyet) gerçekleştiren bir holding görünümüne bürünmüştür. Eylemleri için kullandığı silah ise kalemdir. Yani eğitim!.. En azından, 15 Temmuz ... Devamı