Türk Düşmanlığı Algısı

2017-01-17 16:42:00

    Türkiye ile Azerbaycan iki devlet, bir millettir. Azerbaycan halkı biraz Kıpçak (Kuman) çokça da Oğuz (Türkmen) Boyundan gelen öz be öz Türk'tür. Oğuz Türklerinin önemli bir kısmı Avşar, Bayındır, Beydili, Ustacalu gibi boy ve oymaklardan gelir.   Azerbaycan Türkleri uluslararası sanat, spor, toplantı vd. etkinliklerde Türkiye Cumhuriyeti'nin bayrağını da gururla taşır. Ama ne yazık ki Türkiye'deki bazı soysuz-sopsuz, devşirme ya da kripto ve belki de Ermeni yahut ne idüğü belürsüz birileri bu kardeşliği bozmak için ellerinden geleni yapmaktadır.   Son olarak Recep İvedik adlı maskaralığın yeni bölümünde üzerinde Türkiye'nin millî renklerini taşıyan tosuruktan teyyare karakter, Azerbaycan millî renklerinden oluşan ve göğüs kısmında Azerbaycan Bayrağı da bulunan giysi içindeki karakteri sözüm ona hacamat etmektedir.   Şimdi bir Avşar Türkmen'i olarak soruyoruz: Şu kahpe âlemde herkes dost da bir Azerbaycan mı düşman? Başka bir ülke hasım veya rakip olarak gösterilemez miydi? Sahi fil(i)mi bir Ermeni çekse bundan farklı mı çekerdi acaba? Kimse kusura bakmasın, kanı bozuklar istedi diye biz kardeşlerimize düşman olmayız!. Dahası kardeşlerimize düşmanlık edenlerin düşmanı oluruz. Genç nesillerin bilinçaltına yönelik bu tür algı harekatlarına da 'eyvallah' demeyiz.   Son tahlilde bu soysuzluğu akıl eden, yapan, alet olan veyahut hoş gören her kim varsa bizim nazarımızda halis-muhlis onun bunun çocuğudur!. Fil(i)m gösterime girmeden önce bu sahneler çıkartılmalıdır. TC Kültür Bakanlığında, "Türk'üm!" diy(ebil)en birileri varsa tabi!.  ... Devamı

Raina’dan, Radikalizme

2017-01-05 19:14:00

  İslâm Dininin her türlü şiddet olgusu ile birlikte anılmasını ‘şiddetle’ reddediyoruz. Son Peygamberin döneminde bir tek cinayet olayı dahi kayda geçmemişken, yapılan savaşlarda bile topu topu birkaç yüz kişi ölmüşken İslâmiyet ile şiddetin yan yana getirilmesi İslâm için bir züldür. Hele de Otuz Yıl Savaşları, Haçlı Savaşları, 1. ve 2. Dünya Savaşları, bölgesel (local) savaşlar diye giden facialara İslâmî terör yalanını, iftirasını ortaya atan kesimlerin bağlı bulunduğu kültür ve medeniyetin yol açtığı ortada iken.   Radikal, dinci, kökten dinci, İslâmcı gibi adlarla anılan oluşumlar Selefî takıntılarla hareket etmektedir. Bu takıntıları kaşıyan Batılılar -özellikle de İngiltere- Babürlüleri, Osmanlıları, Kaçar Türkmenlerini ve daha başka hanedanlıkları ortadan kaldırmak suretiyle bölgede yönetim boşluğu oluşturmuşlardır. Bu durum da, gelinen noktada teröre uygun ortam hazırlamıştır. Batı’nın elinde bir maşa, bir oyuncak olan ve bunun bile farkında olmayan dahası İslâm coğrafyasında kendilerinden başkasına yaşama hakkı tanımayan, tanımak istemeyen bu güruhun psikolojisini anlamak oldukça zordur. Zira hastalıklı bir ruh hali taşımayan insanların bu tür hastalıklı, takıntılı ruh ikirciklenmelerini doğru algılayabilmesi, anlayabilmesi kolay bir iş değildir.   Radikal İslâmcı, köktendinci -adı artık her neyse- bu tür sapkınların kendilerini cehennem zebanilerinin yerine koymaları da oldukça gülünç (trajikomik) bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Şöyle ki cehennemin resmî görevlisi olan, olduğu söylenen zebanilere özenmek; onların görevlerini yerine getirme işgüzarlığına kapılmak hangi akla, mantığa sığar ki? Saç... Devamı

Fetö, Çeto, Siyaset, Hamaset Falan Filan

2017-01-05 19:35:00

  Anlatacağımız olay bir bahtsız damat, gamsız gelin hikâyesi… Bir tarihte, bir vatandaş anlatmıştı. Evlenmiş. Gerdeğe girmiş, çıkmış. Banyoya giderken nasıl olduysa U dönüşü yapıp, odaya geri gelmiş. Bir de ne görsün? Taze gelin, şırınga ile damarından kan almaya çalışıyor. “Ülen, bu ne?” filan derken olay aydınlanmış. Meğerse taze gelin aynı zamanda taze kaşarmış da. Tabi sonrası gürültü-patırtı… Asker-öğretmen, öğretmen-hemşire, hemşire-muhasebeci diye giden şirket -affedersiniz- mantık evliliklerinden birinde daha taraflar muratlarına eremeden evlilikleri sona ermiş. Bizim muallim yani öğretmen de “Çivi, çiviyi söker.” deyip; başka limanda almış soluğu. Bizim dediysek, meslektaş olmamıza binaen. AKP-cemaat evliliğinde de durum üç aşağı beş yukarı bundan ibaret gibi. Kısacası (vel’hâsıl) canlar yanmayagörsün!.   Daha önce Solakların Mustafa Bülent Efendi ile imam nikâhlı olarak yaşayan, öncesinde de vatandaş Turgut ile adı çıkan malûm cemaatin bakire çıkmayacağı ortada idi. Bu noktada cemaati pahalı hediyelere boğan, “ne istedin de vermedim” diyen dahası resmî nikâhı da basan Adalet Hanımların Recep fena kandırıldı. Hoş, bu Recep’in kanmadığı kimse de yok ya. Ya da bilinenin aksine, anasının gözü. Kim bilir? Orası meçhul. Biz, mahalleye dönelim. Gerdek sabahı kopan fırtınada, olan mahalleliye oldu. Uçaklar -affedersiniz- tabaklar havalarda uçuştu. Yoldan, sokaktan geçen onlarca insan ya canından oldu ya da canından bezdi. Kan gövdeyi götürdü.   Recep’in, hırsız-arsız takımı denen cinsten 3-5 kişi ile düşüp kalkmasını mahallede hoş görecek yahut onaylayacak (tasvip eden) bir Allah’ın kulunun çı... Devamı

Kurt Ulur, Vatan Kurtulur

2016-12-22 16:42:00

  Türkiye ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür. Dileğimiz ve beklentimiz (temenni), bu bütünlüğün sonsuza kadar sürüp gitmesi yönündedir. Bununla birlikte ülke ve millet olarak son dönemlerde sancılı bir süreçten geçtiğimiz Sağır Sultan’ın bile malûmudur. Peki, bu sancılı süreci zarar görmeden nasıl atlatabiliriz? Yahut da bu süreçten nasıl kârlı çıkabiliriz? Kısaca (hülâsa) beyinlerin zonklaması; beyin fırtınalarının esmesi gerekiyor.   Türkiye, Rusya ve İran Dışişleri Bakanlarının Moskova’da yapacakları Suriye Zirvesine saatler kala Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a yapılan suikast hayli ilginç (enteresan) bir rastlantı (tesadüf) oldu. Rastlantıysa tabi!. Devletlerarası siyasette pek rastlantıya yer olmaz ama. Neyse bekleyip göreceğiz artık.   Batılılar, Rusya’ya “Ortadoğu’dan çık, Türkiye’yi de bize bırak.” demek istemiş olabilirler. Bunu da her zaman yaptıkları gibi yerli maşalar üzerinden ilân etmişlerdir belki de. Biz bu durumu, Süleyman Demirel’in teşhisi ve tespiti ile yani “Tarlanın taşı ile tarlanın kuşunu vurmak” deyimiyle özetlemeyi tercih ediyoruz. Öyle ya tarla bizim, taş bizim; kime, ne diyeceksiniz?   Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya gibi ülkelerin özellikle Suriye ve Irak konusunda açıktan açığa Türkiye’ye rağmen daha doğrusu Türkiye’ye karşı çeşitli eylemlerin içinde oldukları görülüyor. Terör örgütleri ile anlam bulan vesayet savaşlarında, Türkiye sanki ana hedef konumunda gibi duruyor. Belki de tarih bizi ana oyuncu (aktör) olmaya doğru itiyordur. Kim bilir? &nbs... Devamı

Şangay Bilmem Ne Kaç’lısı

2016-12-07 15:08:00

  Türkiye’nin, Avrupa kapılarında bilmem kaç yıldır beklediğini söylememize gerek yoktur sanırım. Zaman zaman gurur kırıcı da olan bir dizi süreçten sonra köprülerin atılması kaçınılmazdı. Haliyle Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin kopma noktasına gelmesi hususunda, doğrudan doğruya AKP Hükümetinin suçlanmasını doğru bulmuyoruz. Bununla birlikte, sürecin bu noktaya gelmesinde AKP’nin de sorumlu olduğu/olabileceği ihtimalini ise saklı tutuyoruz. AKP Hükümetinin, Şangay kartını kurusıkı (blöf) niyetine elinde tutma olasılığını da hakeza.   Türkiye’nin en çok dış satım (ihracat) yaptığı ülkeler Almanya (% 10.1), İngiltere (% 6.4), İtalya (% 5.7), Fransa (% 5.3), Irak (% 5.3) diye sıralanmaktadır. Dış alımda (ithalatta) ise Rusya (%11.6), Almanya (% 9.5), Çin (% 9.3), ABD (% 6.6), İtalya (% 5.5) başı çekmektedir. Görüldüğü üzere dış satımlarımızı ekseriyetle Avrupa ülkelerine yaparken; Çin’e 2 TL’lik mal satıp, 20 TL’lik mal alıyoruz. Rusya söz konusu olduğunda bu oran 3 TL’lik satıma, 20 TL’lik alım olarak karşımıza çıkıyor. Ülkedeki yabancı yatırımlarının neredeyse % 80’inin Avrupa Birliği ülkelerine ait olduğu ve bu ülkelerin de Hollanda, Almanya, Lüksemburg, Belçika, Fransa, Avusturya olarak kayıtlara geçtiği gerçeği de cabası. Bu durumda, Avrupa ile olası bir boşanmanın hayli gürültü-patırtı çıkaracağını öngörebilirsiniz. Her iki taraf da hayli bol sıfırlı bedeller ödeyecektir. Avrupa’nın, iktisadî kayıplarının dışında yaşayacağı siyasî, askerî, psiko-sosyal vd. kayıpların bedeli ise çok daha ağır olacaktır. Şöyle ki Amerika, Rusya, Çin gibi ülkeler karşısında iddialı bir güç olmak i&c... Devamı

Amerika Birleşik Şirketleri

2016-11-30 19:34:00

  Amerika Birleşik Devletlerine, Amerika Birleşik Şirketleri dense yeridir. ABD’yi büyük şirketler yönetir. Dolayısı ile de dünyayı… Amerika, bu şirketler için bir nevi amiral gemisidir. Amerikan hükümetleri, ülkenin ulusal çıkarlarını bu oldukça nüfuzlu uluslararası şirketlerin çıkarları ile eşgüdümlü (coordination) hale getirmekle yükümlüdür. Rockefeller “Standart Oil için iyi olan, ABD için de iyidir.” derken bunu ifade etmek istemiştir aslında. Yani malûmun ilânını!.. Ve zavallı Kennedy, bu yükümlülüğü yerine getir(e)meyenlere çarpıcı bir örnektir.   Dünya Bankasının eski başkanlarından Eugene R. Blok “Bizim dış ülkelere yardım programımız, Amerikan özel teşebbüslerinin yararınadır.” diyor. Ve devamla bu yardımların Amerikan şirketleri için serbest pazar, serbest ticaret kısaca Amerika için yeni yeni pazarlar demek olduğunu ifade ediyor. Blok’a göre, yardım ve borçlarla (credit/kredi) alınan paraların Amerikan mamullerinin alınmasında kullanılması, dolayısı ile bu paraların çarçur edilmeden yine ABD’ye dönmesi özel anlaşmalarla garantilenmiş yani güvence altına alınmış oluyor.  Ana para için ödenen faiz de cabası!..   Uluslararası ticarette Bretton-Woods Antlaşması bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Bu antlaşma ile ABD, 44 ülkeyi parasal değer olarak altın kambiyo düzenlemesine bağlar. Böylelikle Amerikan denetimi de yavaş yavaş başlamış olur. Bu yolla, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin, yardım alınca parayı nerelere yatıracakları; iç ve dış siyasetleri bile denetim altına alınır. NATO, CENTO gibi kurumlar da sistemin savunma gereksinimini giderir. Hem de savunma yük&u... Devamı

CHP’nin Bildirisi, AKP’nin Hezeyanları

2016-11-20 17:11:00

  CHP’nin, kamuoyu ile paylaştığı, pek öyle kapsamlı da olmayan; hatta biraz da ayaküstü (alelacele) hazırlanmış gibi duran bildiri cürmünden fazla yerleri ateşe -affedersiniz- telâşa vermişe benziyor. Öyle ya birileri için, 14 yıldır yumulup durduğu yağma hasan böreğinden olmak da var işin ucunda. Yıllardır, lâfla yürütülen daha doğrusu yüzdürülen peynir gemisi de artık su alıyor bildiğiniz gibi. Gerçi kilerde peynir kalıp kalmadığı da muamma ama. Neyse bekleyip, göreceğiz.   CHP, bildiğimiz CHP. Siyasî arenada en büyük rakibi kendisi. Yalan-yanlış algı harekâtlarına (operation) kurban gitmesi de cabası. Peki, CHP’nin bildirisini ağzına dolayan AKP’nin hezeyanları nasıl açıklanabilir? Tabi ki atasözlerimiz ve deyimlerimiz ile... Misal: Suçunu bastırmak; hem suçlu hem güçlü; zeytinyağı gibi üste çıkmak; minareyi çalan kılıfını hazırlar; yaman hırsız ev sahibini bastırır vb/ve benzeri (vs/ve saire).   CHP, ara sıra böyle bildiriler yayımlasa iyi olacağa benziyor. Bahçeli’nin duvar yazılarından (twit) daha fazla ilgi (alâka) uyandırdığı da ortada. Uyandırmakla da kalmayıp, gündem oluşturuyor. CHP’nin başarısı ülke gerçeklerine parmak basmasından kaynaklanıyor biraz da. Bildirinin geneline katılmamak elde değil. CHP bildirilerinde yer alan toplumsal gayelere, kaygılara biz de “eyvallah” diyoruz. Gerçi Bahçeli’nin, başkanlık çıkışının da hakkını teslim etmemiz lâzım. HDP’lilerin tutuklanması meselesine gelince; hukukun üstünlüğünü benimseyen bir toplumda hiç kimsenin suç işleme ayrıcalığı ve/veya özgürlüğü yoktur. Dolayısıyla devlet otoritesini tanımayan, hukuku çiğneyen herkes... Devamı

Sabahat, Kabahat, Falan Filan

2016-11-07 11:06:00

  PKK ile arasına bir türlü mesafe koy(a)mayan HDP’de kaçınılmaz son.. Eş Genel Başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere bazı vekiller tutuklanma istemiyle gözaltına alındı. Bir zamanlar polise attığı tokatla gündeme gelen Sabahat Tuncel’in, gözaltı kararına direnmesi -medyada da görüldüğü üzere- hayli ilginç karelerin oluşmasına neden oldu. Millî Meclis kilerinde -affedersiniz- lokantasında (restaurant) bir hayli semirdiği gözlemlenen Sabahat’ı beş polis memuru zapt ediyordu daha doğrusu zapt etmeye çabalıyordu. Ee tabi üç kuruş maaşa talim eden polislerimiz de epeyce bir sıska olunca, kabahatler kanununa muhalif olmayı iş edinen Sabahat’ı tutabilene aşk olsun.   HDP’lilerin, devletin kurumu olan yargıya ifade vermeyi reddetmeleri, daha da ileri gidip bu kararlarını -densiz söylemler eşliğinde- bir telkin (propaganda) aracına dönüştürmeleri üstüne de AKP ile olan köprüleri iyiden iyiye atmaları gözaltı ve tutuklamaları da beraberinde getirdi ister istemez. Peki ama zamanında Habur rezaletine göz yumanlar; otobüsün tepesinde gövde gösterisi yapan katilleri, otobüsün gövdesindeki “demokratik özerklik” yazısını görmeyenlere ne demeli? Onların hiç mi suçu yoktu? Ha tabi onlar kandırılmış, onlar mağdur… İşte, orada dur!.   Mağdur dedik de… Erzurum muydu Sivas mı; şimdi birden hatırlayamadığımız bir yurt köşesinde yaşanan bir acı olaya şahit olup, “yazık” dedik haber bültenlerini izlerken. Muhtemelen AKP’li olan (aksi halde ihaleyi alamazdı çünkü!!!) bir müteahhit, yerini satmayan yaşlı bir ninemize cavır (gavur) eziyeti ediyordu. Evin dört bir yanını 5-6 metre kazmıştı falan filan. 93 ... Devamı

Başkanlık Tartışmaları

2016-11-06 16:49:00

  TBMM’nin saygın simalarından olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’a yapılan çirkin saldırı, başkanlıkla ilgili olası bir halk oylamasında (referandum), -son yıllarda oldukça yakınlaşan- CHP ve MHP tabanlarının arasını açmaya dönük ucuz algı harekâtlarından (operation) biri de olabilir. Malûm, neredeyse 40 yıldır bu tür kahpe oyunlara sahne oluyor güzel ülkemiz. Haliyle milliyetçilik/vatanseverlik ortak paydasında buluşan Devrimciler ve Ülkücüler bu kez oyuna gelmemeli.. Atı alan, Üsküdar’a geçmemeli..   Başkanlık düzenine (sisteam) usûl yönünden karşı değiliz. Bununla birlikte şekil yönünden şüphelerimiz var. Oturmuş kurumlara sahip parlamenter düzeni hallaç pamuğu gibi atan; ülkeyi, fırka (party) devletine dönüştüren AKP iktidarının, başkanlığın ağırlığını taşıyabileceğine dahası yönetsel (idarî) açıdan gerekli olgunluğu, yeteneği (liyakat), anlayışı (feraset) gösterebileceğine inanmıyoruz. Ülkenin bir zorba yönetimine (dikta regime/rejim) evrilmeyeceğinin güvencesini (garanti) kim verecek? Güvenceyi verecek olan yüksek yargı bir kişinin iki dudağı arasında iken; Sayıştay raporları uzun süre meclis denetiminden kaçırılabiliyorken; bazı bakanlıklar, -denetim dışı olarak- milyon dolarlık örtülü ödenekler edinebiliyorken… diye giden usûlsüzlükler ortada iken, denetim aygıtlarının (mekanizma) güvenilirliği -ister istemez- tartışmaya açılacaktır.   Parlamenter düzenin artıları da vardır eksileri de. Bu kısır döngü, her beşerî düzen için geçerlidir doğal olarak. Parlamenter düzenin, bizim ülkemiz söz konusu olduğunda en büyük artısı, insanı putlaştırma geleneği... Devamı

Fırat'ın İki Yakasını Bir Araya Getirmek

2016-10-23 17:48:00

  Bir soru: Fırat Kalkanı Harekâtı ne kadar genişleyebilir? Yanıt: “Tanklarda mazot, namluda mermi bitinceye kadar!.” diyebilsek keşke. Avşar Türkmenlerinin yurdu Telâfer’den girip; Bayat Türkmenlerinin yurdu Kerkük’ten çıkılsa!.. Gerçi Türkmen’i düşünen mi var şu ülkede? Alp Er Tunga’nın küçük oğlu Za’nın torunları olan Zazalara mensup olduğunu söyleyen; haliyle kendi öz tarihinden habersiz (bî-haber) olan bir malın, “Mal, mal bakacaksınız!” sözüne bozulmuş gibi duruyor bizim ağalar. Ve dahi bozulmuş plak gibi tekrar edip durdukları “BOP Eş Başkanlığı” martavalını, masalını -her ne ise artık- unutmaya, unutturmaya çalışıyorlar.     Bir hususun altını özellikle çizmekte fayda var. Saddam’ı biliyorsunuz. Amerikalıların dolduruşuna gelip, dolmuşa binen yarım akıllıyı. Sonra gidip Kuveyt’i avlamıştı. Emperyalizm adına tabi. Bush denen Amerikan çakalı da binlerce kilometre uzaktan gelmiş; avı, sansar Saddam’ın elinden çekip almıştı. Saddam’a da, Basra’nın başucu kalmıştı sadece. “Bir koyup, üç alacağız.” diyerekten her gün Amerika’daki Puşt’u -affedersiniz- Bush’u telefonla arayan Turgut Bey de 3’ün, 1’i ile yetinmek zorunda kalmıştı. Zira Ortadoğu pazarı ile ayakta duran Türk tarımı ve hayvancılığı iflas bayrağını çekmişti. Güneydoğuda, bölücü terör olaylarının artması da cabası..   İçinde bulunduğumuz süreç, Özal’ın “başkomutan” olduğu Körfez Savaşı yıllarını anımsatıyor. Ve acısı hâlâ geçmeyen 3’ün, 1’i kazığını!.. Benzer bir durumu Recep T. Erdoğan’ın, haliyle Türkiye Cumhuriyeti’nin de yaşamaması ... Devamı